BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ecevit’e veda... Kıbrıs’a da mı veda?

Ecevit’e veda... Kıbrıs’a da mı veda?

Hükümetin istifasını vermesiyle, Bülent Ecevit’in siyasi hayatı da sona ermekte... Son siyasi misyonu, DSP liderliği için bir halef bulmak ve partisini, bir şekilde, ayakta tutmak olacak. Marksist kökenli olmayan bir sol partinin genç bir liderin başkanlığında devam etmesi, şu sırada siyasî spektrumun merkez solunda ve politikada yer alması, ilke olarak, gerekli. Ecevit herhalde son görev olarak bunu yapmak ister!



Hükümetin istifasını vermesiyle, Bülent Ecevit’in siyasi hayatı da sona ermekte... Son siyasi misyonu, DSP liderliği için bir halef bulmak ve partisini, bir şekilde, ayakta tutmak olacak. Marksist kökenli olmayan bir sol partinin genç bir liderin başkanlığında devam etmesi, şu sırada siyasî spektrumun merkez solunda ve politikada yer alması, ilke olarak, gerekli. Ecevit herhalde son görev olarak bunu yapmak ister! Tufan Türenç kardeşimiz “Ecevit’in siyasi yaşamı böyle bitmemeli idi” demiş... Bence, bu “son” hiç de sanıldığı kadar acı değil. O -sonuna kadar- ülke çıkarları için görev bildiğini, sağlığı pahasına yaptı. Daha evvel istifa etse idi neye yarayacaktı ki?.. O zaman da “Görevden kaçtı” derlerdi!. Hepimiz onu çok hırpaladık ve haksızlıklar yaptık. En yakınları açıkça ona ihanet ettiler. O zaman “sonra pişman olacağımız şeyler yapmayalım, söylemeyelim” demiştim. Ama ben de, hastalığı esnasında, yaşamı bakımından, çekilmesini önermiştim. Şimdi geriye bakınca, arkadaşıma haksızlık yaptığımı düşünüyorum. Ecevit’i, mevki hırsı, kişisel ihtiras mı politikaya itti ve bu günlere kadar sürükledi? Bir süre geçtikten sonra bu hususlar ve hayatı, objektif olarak yorumlanmalı. Ben, onu biraz tanıdığım, dürüsütlüğünü ve inadını yakından bildiğim için, görev anlayışı ve ülke sevgisi ile direndiğine inanıyorum. Bülent Ecevit’i trajik bir Shakespeare kahramanı, bir Kral Lear gibi görmüyorum. Bence, o, gençliğinde yazdığı “En” adlı bir şiirindeki İkarüs gibi, kanatları güneşin harareti ile eriyene kadar yükselmek isteyen, hata ve sevaplarıyla, saplantı ve inatlarıyla -son tahlilde- ülkesi için çok faydalı hizmetler yapmış bir kahramanlık figürü idi ve tarihte de böyle anılacaktır. Bundan sonra onu kitapları, şiirleri, demli çayları, sevgili Rahşan’ı ile rahat bırakmalıyız. Allah’a emanet ol, sevgili Bülent! Ve Kıbrıs! İç ve dış olaylar, Türkiye’yi sür’atle sıkıştırıyor. BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs konusunda hem KKTC hem de Kıbrıs’taki Rum yönetimine, otuz gün zarfında Kopenhag zirvesinden hemen önce cevaplanması şartı ile verdiği ültimatomvari öneri, muhtevası ne olursa olsun, zamanlaması itibarı ile, Türkiye’yi, AB yolu açılabilir umuduyla, sıkıştırmaya yönelik bir hareket. Muhteva konusunda, şu bağlamda, bir yorumda bulunmayacağım. Ancak iki tarafa da eşit görünen hak ve mükellefiyetler getirse bile. Türkiye ve KKTC bakımından, özellikle Kuzeydeki toprakların bir kısmının Rumlara geri verilmesi, Rumların Kıbrıs’ta serbest dolaşımı, Türkler aleyhine nüfus değişimi ve adanın askerden (Türk askerinden) arındırılması gibi hususların, Türkiye’nin stratejik çıkarlarını, Kıbrıs Türklerinin geleceğini tehdit edebilecek tuzaklar olmasından endişe ediyorum. En gerçekçi değerlendirmeyi, öncelikle, bu davanın sahibi Rauf Denktaş ve şu noktada hâlâ bağımsızlığını koruyan Dışişleri uzmanları yapacaklardır. Bu davanın geleneksel sahibi Ecevit ve eski Bakanı Şükrü Sina Gürel ne diyecekler onu da merak ediyorum. AKP’nin ve R. T. Erdoğan’ın ve Dışişleri Bakanı olacağı söylenen Hariciye kariyerinden gelme Yaşar Yakış’ın tavırları ne olacak? Umarım, yeni hükümet AB’ye hoş görünmek uğruna, bu konuda acele ve gereksiz tavizler vermeye kalkışmaz ve genellikle de, Dış Politikamız bütünüyle “milli” olmakta devam eder. Gazete ve köşe yazarlarımızın çoğunun ilk yorumlarında, BM’nin Kıbrıs önerisi veya yarı ültimatoma, olumlu bakıldığı görülüyor. Öteden beri Kıbrıs’ı yük telakki eden ve “Verip, kurtulalım” inancında olanların böyle düşünmeleri, Kuzeydeki bazı kansızların da hemen razı olmaları beklenirdi. Bazıları hele AB hayali uğruna, Kıbrıs’ı feda etmeye dünden hazırdırlar. Ne acıdır ki Türklüğün ezeli “Kızıl Elma” idealinin yerini şimdi “Brüksel Lahanaları” almış bulunuyor! Türkiye’nin stratejik ve milli çıkarları bakımından ve de yaklaşmakta olan bir Irak operasyonunda çıkarlarımızın kollanmasında da “Merak etmeyin Türk Ordusu var!” demekten kendimi alamayacağım!
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT