BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Şehr-i Ramazan

Şehr-i Ramazan

Resûlullah’ın “Bütün peygamberler, hayatlarında bir kimse ile iftihâr etmiştir. Ben de Osman bin Affân ile iftihar ederim” diye buyurduğu Osman Zinnûreyn Hazretleri, Fahr-i âleme bağlılığıyla bilinir, O’nun için canını, malını her defasında feda etmeye hazır, huzurlarında bulunurdu.



Ömrü Peygamberin hizmetinde geçti Hazret-i Osman, cömertliği, muhtaç kimselere yaptığı yardımları ve ihlasıyla örnek bir insandı. Bu güzel hallerinden dolayı Resûlullah efendimiz kendisini çok severdi. Ahlâkının güzel olmasından dolayı muhterem kızlarından ikisini ona verdi. “Bütün peygamberler, hayatlarında bir kimse ile iftihâr etmiştir. Ben de Osman bin Affân ile iftihar ederim” diye buyurduğu Osman Zinnûreyn Hazretleri zamanında, yeryüzünde ondan faziletli ve aziz, yüksek halli kimse yoktu. Hazret-i Osman da Hazret-i Fahr-i âleme bağlılığıyla bilinir, O’nun için canını, malını her defasında feda etmeye hazır, huzurlarında bulunurdu. Bir gün Resûlullah, mübârek baldırları açık bir vaziyette evinde istirahat ediyordu. Hazret-i Ebû Bekir kapıya gelip, izin istediler. Hazret-i Habîbullah izin verdiler. Kendileri o hallerini değiştirmedi. Sohbete başladıktan sonra, Hazret-i Ömer gelip, izin istediler. Hazret-i Fahr-i âlem ona da izin verdiler, mübârek baldırları açık olduğu halde, sohbete başladılar. Sonra Hazret-i Osmân gelip, izin istediler. Hemen Resûlullah Hazretleri oturup, örtüsünü üzerine aldı. İzin verdi. Sonra cümlesi kalkıp, gittikten sonra, Hazret-i Âişe dedi ki, “Yâ Resûlullah! Pederim Ebû Bekir geldi. Hiç hareket etmediniz. Ömer geldi. Ona da aynı şekilde oldunuz. Sonra Osman geldi. Kalkıp, elbisenizi örttünüz.” demesi üzerine Server-i âlem “Meleklerin hayâ ettiği kimseden ben hayâ etmez miyim?” buyurdu. Bir gün Osman bin Affân Hazretleri, Resûlullah Hazretlerine gelip, dedi ki, “Yâ Resûlullah! Kemâl-i lütfundan bu aciz bendenizi topraktan kaldırıp, evimizi şereflendiriniz, teşrif buyurunuz” Resûl-i Ekrem buyurdular ki, “Yalnız beni mi davet ediyorsun, yoksa Eshâb-ı kirâmı da mı?” Hazret-i Osman Eshâb-ı kirâmında gelmesini istemesi üzerine Server-i Enbiyâ Bilâl Hazretlerini çağırıp, buyurdu ki: “Yâ Bilal! Bütün Sahâbeye haber ver. Osman’ın davetine gelsinler.” Kendileri kalkıp, Hazret-i Ali ile Hazret-i Osman’ın evine doğru gitmeğe başladılar. Yolda giderken, Hazret-i Osman, Resûl-i Ekrem’in ardınca gidip, adımlarını sayıyordu. Resûlullah Hazretleri adımlarını saymasının sebebini sorması üzerine Hazret-i Osman, “Yâ Resûlullah, her mübârek adımınız için, bir köle azad olsun.” dedi. Zaten davetten sonra bütün köleleri azad oldu. Hazret-i Osman bir gün, Resûlullah Hazretlerinin, kendi evlerine hiç yiyecek kalmadığını işitmişti. Evdekilerin rengi açlıktan dolayı değişmiş, perişan bir haldeydiler. Resûlullah Hazretleri mescid-i şerîfe teşrif buyurmuş ve namaz kılıyorlardı. Hazret-i Osman bu hali haber aldı ve bir semiz koyun, bir miktar bal ve bir dank un getirtip, Âişe-i Sıddîka Hazretlerinin evine gönderdi. “Yâ Âişe, yâ ümmül müminin! Resûlullah Hazretlerinin bunu, evleri arasında taksim edeceğini biliyorum! Sen söyle ki taksim etmesin. Ben her eve bu kadar gönderdim.” Resûlullah Hazretleri, mescid-i şerîften geldiklerinde unu, ekmeği ve balı görünce bunların nereden geldiklerini sordu. Âişe-i Sıddîka Hazretleri hadiseyi anlattı. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem, mübarek ellerini kaldırıp, “Yâ Rabbî! Osman’ın gelmiş ve gelecek gizli ve aşikar günahlarını afv et!” diye dua buyurdular. Yine bir gün Resûlullah hazretleri, Âişe-i Sıddîka’nın evinde oturuyordu. Hazret-i Osman dört deve yükü buğdayı Fahr-i kâinâta hediye ettiler. Hizmetçileri geri gelip dediler ki, yâ efendi, buğdayı Habîb-i Rabbil âlemîn, muhacirine verdiler. Hazret-i Osman dört deve yükü daha buğdayı gönderdi. Onu da Resûl-i Ekrem hazretleri Ensâra dağıttılar. Bunun üzerine Hazret-i Osmân dört deve yükü buğdayı daha gönderdi. Fahr-i Kâinât onu da ıyâli arasında taksim edip, evlerine gönderdiler. Getiren hizmetçilere sordular ki, “Seyyidinize kaç deve yükü buğday getirmişlerdi.” Hizmetçiler on iki yük getirdiklerini söylemeleri üzerine Resûlullah, Hazret-i Osman’ın buğdayın tamamını kendilerine gönderdiğini, kendisi için bir miktar dahi alıkoymadığını anladı. Bunun üzerine mübârek ellerini kaldırıp, buyurdu, “Yâ Rab! Ben Osman’ın ihsanından aciz oldum. Her kim bana ihsan etti, Ben ona mükafatını verdim. Amma Osman’ın mükafatından acizim yâ Rab. Sen Osman’a karşılığını ver.” Derhal Cebrâîl Aleyhisselâm geldi ve buyurdular ki, “Yâ Muhammed! Cebbâr-i âlem sana selâm eder. Buyurdu ki, Osman’a benden selam söyle. De ki, biz ondan razı olduk. Onu Cennette Muhammed’e refîk ettik. Arasat hesabını ondan ref ettik. Eğer sen ona mükafattan aciz isen, biz ona mükafattan âciz değiliz.” Hazret-i Osman, her fırsatta, Peygamber efendimizi memnûn etmek, O’nun mübârek duasına mazhar olmak için fırsat kollardı. Bir gün Hazret-i Osman yedi tabağı altın ile doldurup, yedi hizmetçinin eline verip Muhammed Mustaf⠓sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerine hediye gönderdi. Hizmetçiler, tabakları huzuruna koydular. Hazret-i Resûl-i Ekrem, “Geri gidin, efendinize selâm götürün” diye buyurdular. Hizmetçiler, “Yâ Resûlullah, efendimiz bizi de tabaklar ile size hibe etmiştir.” deyince Resûlullah hazretleri buyurdular ki, “Yâ Rabbî! Osman’ı sana havâle ettim.” Hemen Cebrâîl Aleyhisselâm geldi ki, “Allahü teâlâ sana selâm eder ve buyurur ki, Osman’a benden selâm söyle ve de ki, Huld ve Na’îm Cennetini bu hediyesine karşılık olarak ona bağışladım.” Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn Sevgili Peygamberim En büyük mucizesi güzel ahlakıydı Allahü teâlâ, sevgili Peygamberine verdiği iyilikleri, ihsanları sayarak, Onun mubârek kalbini okşarken, kendine güzel huylar verdiğini, “Sen güzel huylu olarak yaratıldın” meâlindeki âyet-i kerîme ile bildirmekdedir. Muhammed aleyhisselâmın bin mucizesi göründü, bu kadar mucizelerin en kıymetlisi, edepli olması ve güzel huylu olmasıydı. Resûlullah Hazretleri, yaratılmışların en üstünü olduğu halde sıradan inanlar gibi hayvana ot verir, develeri bağlardı. Evini kendi süpürür, koyunların sütünü sağardı. Ayakkabısı söküldüğü zaman diker, çamaşırını kendi yamar, hizmetcisi ile birlikde yemek yerdi. Fakirle, zenginle, büyükle, küçükle karşılaşınca, önce selam verirdi. Bunlarla müsâfeha etmek için, mübârek elini önce uzatırdı. Köleyi, efendiyi, beyi, siyahı ve beyazı bir tutardı. Her kim olursa olsun, çağırılan yere gider, önüne konulan şeyi, az olsa da hafîf, aşağı görmezdi. Güzel huylu olup, iyilik etmesini çok severdi. Güler yüzlü, tatlı sözlüydü. Söylerken gülmezdi. Üzüntülü görünürdü. Fakat, çatık kaşlı da değildi. Heybetliydi, yani saygı ve korku hasıl ederdi. Ancak asla kaba değildi. Nazik bir yapısı vardı. Enes bin Mâlik buyuruyor ki, “Resûlullah’a on sene hizmetçilik ettim. Bana bir kerre üf demedi. Şunu niçin böyle yaptın, bunu niçin yapmadın buyurmadı” Resûlullah bir kimse ile müsâfeha edince, o kimse elini çekmedikce, mübârek elini ondan ayırmazdı. O kimse, yüzünü çevirmedikce, mübârek yüzünü ondan çevirmezdi. Bir kimsenin yanında otururken dizleri üzerine oturur, ona saygı göstermek için mübârek bacağını dikip oturmazdı. Resûl “aleyhisselâm” hastayı ziyarete gider, cenaze arkasında yürür, çağrılan yere giderdi. Resûlullah sabah namazından çıkınca, Medine çocukları ve işçileri su dolu kablarını önüne getirirler, mübârek parmağını içine sokmasını dilerlerdi. Kış ve soğuk su olsa da, herbirine mübârek parmağını sokar, gönüllerini yapardı). Yine Enes bin Mâlik diyor ki, “Bir küçük kız, Resûl aleyhisselâmın elini tutup bir iş için götürseydi, birlikde gider, müşkilini hallederdi.” Resûl aleyhisselâmın güzel huyları pek çoktur. Her Müslümanın bunları öğrenmesi ve bunlar gibi ahlâklanması lazımdır. Böylece, dünyada ve âhırette felaketlerden, sıkıntılardan kurtulmak ve O iki cihân efendisinin şefaatine kavuşmak nasip olur. > Se’âdet-i Ebediyye Cömertliğin mükâfatı... Cömertliği ile meşhur bir adam vefat etmişti. Yoldan aç dönen insanlar, kabrinin başına gittiler. Aç olarak uyudular. İçlerinden birinin bir devesi vardı. O kimseye, rüyasında, kabirdeki kişi dedi ki: -Senin bu devenle benim en iyi devemi değiştirir misin? -Evet değiştiririm, dedi. O kimse rüyasında devesini, iyi deve karşılığında verdi. Mevta, aldığı deveyi kesti. Uykudan uyanınca devesini kesilmiş buldular. Tencereyi getirip, pişirip yediler. Döndükleri zaman bir kervana rastladılar. Kervandan birisi, o devenin sahibine ismi ile hitap ederek dedi ki: -Filan mevtadan,iyi bir deve satın aldın mı? -Aldım, fakat o rüyada olmuştu. -O mevta, benim babamdır. Ben de rüyada gördüm. Bana,’’Eğer benim oğlum isen benim bu devemi filan kimseye ver’’ dedi. Buyurun, alın devenizi!.. Müslümana yakışan, kanaat edip, haris olmamak ve servete sahip olduğu takdirde de başkalarını kendi üzerine tercih edip, cömertlik, hayrat ve hasenât, cimrilikten kurtulmaktır. Cömertlik, Peygamberlerin ahlâkı ve kurtuluşun ana yollarından biridir > E. Vehbi Tülek İftar Sofrası Yufkalı kadayıf Hazırlanışı: Yufkayı masaya yayın, bir el basımı genişliğinde 5 parçaya enine kesin. Taze tel kadayıfı iyice didin ve dövülmüş cevizle karıştırın. Göz kararı beş parçaya ayırın. Kestiğiniz yufkaların içine rulo sarılacak biçimde sıkıca yerleştirin ve üçe katlayarak rulo sarın. Elinizde bir yufka eninde uzun bir rulo olacaktır. Bu ruloyu 7-8 cm uzunluğunda parçalara kesin. Fırın tepsisine yerleştirin. Elinizdeki yufkaların hepsini aynı şekilde cevizli tel kadayıfı koyarak sarın, kesin ve tepsiye yerleştirin. Margarini bir tavada iyice kaynatın. Bu esnada fırınınızı 180 dereceye ayarlayıp çalıştırın. Fokur fokur kaynayan yağı hazırladığınız tatlıların üzerine kaşık kaşık dökün ve fırına koyun. Yufkalar nar gibi kızarıncaya kadar pişirin. Tatlıları fırına koyduğunuzda şurubu da kaynamaya koyun. (4 bardak su 4 bardak şekerle) önce harlı ateşte sonra kısık ateşte tatlılarınız fırından çıkıncaya kadar şurubu kaynatın. Tatlılara sıcak sıcak dökün. Malzemesi ğ 1 tane taze yufka ğ 200 gr taze tel kadayıf ğ 250 gr margarin ğ 200 gr dövülmüş ceviz ğ 4 su bardağı toz şeker ğ 4 su bardağı su ğ 1 çorba kaşığı limon suyu Niçin Müslüman Oldular? Aradığım huzuru İslam’da buldum İngiltere’nin en eski ailelerinden birine mensup ve Lord payesine sahip Headley, İslamiyeti uzun araştırmalarından sonra kabul etti. Müslüman olmasının ardından “Bir Avrupalı’nın Gözü Açılıp Müslüman Oluyor” adlı eseri yayınlandı. Ben, İslam dinini, ancak çok iyi inceledikten ve onun hakkında tam bir kanaat sahibi olduktan sonra, Müslümanlarla temas ettim ve onların da kendi dinleri hakkında tıpkı benim gibi iman ettiklerini görerek, iyi bir dine girdiğimi anladım ve çok sevindim. Ben hayatta birçok mutaassıb Protestanlar gördüm ki, Katolik talebe yurtlarına giderek, Katolik talebeleri zorla protestan yapmaya çalışıyorlardı. Bu lüzumsuz gayretler ve zorlamalar, birçok kavgalara, dargınlıklara, anlaşmazlıklara sebep oluyor, insanları birbirine düşman yapıyordu. Aynı manasız işleri, Hıristiyan misyonerler, Müslümanlara karşı tatbik ettiler. Müslümanları Hıristiyan yapmak için, her şeyi göze aldılar. Para, iş, mevki vadettiler. Halbuki, bu zavallı gafiller bilmiyorlardı ki, İsa aleyhisselâmın hakiki emirlerini en iyi tatbik ve tasdik eden din, İslâmiyetdir. Hıristiyanlık o kadar bozulmuştur ki, İsa aleyhisselâmın telkin ettiği hakiki Nasraniyet ortadan kaybolmuş, onun telkin ettiği bütün insani hususlar unutulmuştu. Bunlar, bugün ancak İslamiyette vardır. O halde, ben Müslüman olmakla hakiki, temiz Nasraniyete de kavuştum. Çünkü İsa aleyhisselâmın emrettiği kardeşlik, birbirine bağlılık, merhamet, hüsn-i zan, eli açıklık, bu günkü Hıristiyanlarda değil, ancak Müslümanlarda vardır. Ben, Müslüman olmakla hakiki tek Allaha inanıyorum ve İsa aleyhisselâmdan sonra, onun temiz dinine eklenen birçok yalanları reddediyorum. Bugün Hıristiyanlar, günden güne dinlerini terk ederek ateist olmakdadırlar. Zira bu günkü Hıristiyanlık, normal, kültürlü bir insanı artık tatmin edememektedir. İnsanlar, körü körüne efsanelere inanmamakta, Hıristiyanlık akîdelerini şüphe ile karşılamaktadır. Buna karşılık, ben bütün hayatım müddetince, hakiki bir Müslümanın, dininden şüphe ettiğini duymadım. Zira İslam dini, insanların bütün ruhi ve bedeni ihtiyaçlarını, en mükemmel ve mantıki tarzda tatmin etmektedir. > Herkese Lâzım Olan İman Hikmetler Dünya gezegeni, bildiğimiz gibi Güneş Sistemi’nin bir parçasıdır Güneş’in çapı, Dünya’nın çapının 103 katı kadardır. Ancak bu kadar dev bir boyuta sahip olan Güneş Sistemi, içinde bulunduğu Samanyolu galaksisine oranla oldukça mütevazidir. Çünkü Samanyolu galaksisinin içinde, Güneş gibi ve çoğu ondan daha büyük olmak üzere yaklaşık 250 milyar yıldız vardır. Ancak ilginç olan, Samanyolu galaksisinin de uzayın geneli düşünüldüğünde çok “küçük” bir yer oluşudur. Çünkü uzayda başka galaksiler de vardır, hem de tahminlere göre, yaklaşık 300 milyar kadar!.. Bu galaksilerin arasındaki boşluklar ise, Güneş ile Alpha Centauri arasındaki boşluğun milyonlarca katı kadardır. Gök cisimleri arasındaki mesafeler Dünya’daki hayatı destekleyecek biçimde pek çok evrensel güçle uyumlu bir hesap içindedir. Bu mesafeler biraz daha az olsaydı, yıldızlar arası kütle çekim güçleri gezegenlerin yörüngelerini kararsız hale getirecekti. Bu kararsızlık ise gezegenlerde çok uç sıcaklık değişimlerine yol açacaktı. Eğer uzaklıklar biraz daha fazla olsaydı, süpernovalarla uzaya fırlatılan ağır elementlerin dağılımı çok seyrek olacak ve Dünya gibi dağlık gezegenler oluşamayacaktı. Kısacası evrendeki gök cisimlerinin dağılımı, insanın hayatı için tam olması gereken ölçülerdedir. Dev boşluklar, rastgele ortaya çıkmamışlardır; amaçlı bir yaratılışın sonucudurlar. Allahtan korkanlarla beraber ol! “Sadık arkadaşlar bulun ve onların arasında yaşayın. Dürüst ve samimi arkadaşlar, darlıkta yardımcı, genişlikte süs ve zinetdirler. Dostunun sana düşen işini güzel bir şekilde gör ki, lüzumunda, sana daha güzeli ile karşılıkta bulunsun. Düşmanlarından uzaklaş, her dosta bel bağlama, ancak emin olanları seç. Emin olanlar, Allahü teâlâdan korkanlardır.” > Hazret-i Ömer
Reklamı Geç
KAPAT