BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > İlmi çok yüksekti

İlmi çok yüksekti

Hazret-i Osman bin Affân her günahtan kaçınan, her iyiliği yapan, hilm, vefa ve hayâ sahibi bir zat idi. Hazret-i Osman gecenin bir kısmında uyur, sonra ibâdete kalkar, gündüzleri de oruçlu geçirirdi. Tevazusu öylesine yüksekti ki; Halife olduğu sıralar, deveye binince kölesini de arkaya alır, böyle yaptığı için çekinmez, asla sıkılmazdı.



Hazret-i Osman bin Affân her günahtan kaçınan, her iyiliği yapan, hilm, vefa ve hayâ sahibi bir zat idi. Hazret-i Osman gecenin bir kısmında uyur, sonra ibâdete kalkar, gündüzleri de oruçlu geçirirdi. Tevazusu öylesine yüksekti ki; Halife olduğu sıralar, deveye binince kölesini de arkaya alır, böyle yaptığı için çekinmez, asla sıkılmazdı. Kur'ân-ı azîmüşşânı kendi hattı ile dört mushaf-ı şerîf yazıp, alemin dört tarafına gönderme şerefine nail olan Hazret-i Osman, böylelikle kıyamete kadar tilâvet edenlerin sevabına da ortak oldu. Hazret-i Osman, Peygamberimizin vahiy kâtiplerindendi. Namazda bir rekâtte bütün Kur'ân-ı kerîmi okuyan dört kişiden biri de oydu. Çok okuduğu için iki mushaf elinde eskimişti. O, yirmi küsur sene akşam namazını kıldıktan sonra, dört rekat daha namaz kıldı. Her rekatte sûre-i Fâtihâ'dan sonra kırk kere Kulhüvallahü ehad sûresini, ondan sonra ihlâs ile dört bin tesbîh, tehlîl ve dua okurdu. Bunları yerine getirdikten sonra, bütün Kur'ân-ı azîmi bir kavle göre; tertip ve tertil ile her gece vitir namazında okurdu. Her dert, her bela, her musibet Osman'ın önüne gelmesine rağmen bunlara sabreder ve kimseden şikayetçi olmazdı. Allahü teâlâ, Resullere ve Nebîlere çok faziletler vermişti. O haslet ve fazîlet ve fahr-i şehâdet ki Allahü tebâreke ve teâlâ hazretleri Zekeriyâ ve Yahyâ Hazretleri'ne vermişti. İkinci haslet, fadl-ı zühd ve fahr-i hicrettir ki, Allahü teâlâ İsâ bin Meryem'e vermişti. Üçüncü haslet, mukâleme fazîleti ki, Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri onu Mûsâ kelîme vermiştir. Dördüncü haslet, hüsn-i cemâl fazîleti ki, Rabbil âlemîn onu Yusuf'a vermişti. Beşinci haslet, cömertlik fazîletidir ki Allahü teâlâ onu İbrâhîm Halil Hazretleri'ne vermişti. Altıncı haslet, yaşlılık, pîrlik [ihtiyârlık] üstünlüğü ki, Allahü teâlâ onu Nûh Hazretleri'ne vermişti. Nûh Aleyhisselâm o sebeple Resûllerin pîri olmuştu. Bunun gibi, Allahü teâlâ pîrlik elbisesini Osman'a da verdi. Resûlullah Hazretlerinin ömrü altmış üç yıldı. Ebû Bekr-i Sıddîk ve Ömer-ül Faruk'un ömrüleri de altmış üç yıl oldu. Ancak Osman-ı Zinnûreyn Hazretleri'nin ömrü onlara muvâfık olamayıp, seksen iki yaşına kadar yaşamak nasip oldu. Onun ömrünün uzun olmasını, ömrünün sonunda, kahr ve zulm ve cevr görmesini Allahü teâlâ biliyordu. Yedinci haslet, hayâ ve hicâb fazîletidir ki, Allahü tebâreke ve teâlâ onu Hazret-i Âdem ve Muhammed Mustafâ hazretlerine vermişti. Allahü teâlâ bu fazîletlerin tamamını ve bu menâkıbın mahsûlünü Osman bin Affan Hazretleri'ne vermişti. Böylesine büyük hasletlerin sahibi Hazret-i Osman için Resûlullah efendimiz, "Ümmetimden büyük günâh işleyip, Cehenneme gitmesi icap eden yetmiş bin kimseye Osman şefâat eder. Allahü teâlâ onları Cennete gönderir." buyurmuştu. Resûlullah efendimiz mirâca çıktıkları gece gökte bir mihrap gördü. Dört mil uzunluğu, bir mil eni ve mercan tanesinden yapılmıştı. O mihrâbın içinde Hazret-i Osman'ın hüsn ve cemalinin suretini gördü. O'na bu mertebeye nasıl eriştin diye sorunca Hazret-i Osman, "Geceleri namaz kılmakla" cevabını verdi. Resûlullah İkinci gök üzerinde kırk mil uzunluğunda, on mil eninde inciden yapılmış bir mihrap daha gördü. Hazret-i Osman aynı soruya cevaben, "Kur'ân-ı azîm-üş-şânı okumakla" dedi. Resûlullah efendimiz üçüncü göğe geldiğinde dört yüz mil uzunluğunda ve yüz mil eninde olan firuzeden yapılmış mihrapta tekrar Onu gördü. Hazret-i Osman'ın bu seferki cevabı, "Sûre-i İhlâs okumakla" oldu. Resul-ü Ekrem dördüncü göğe vardığında gördüğü yakuttan mihrabın iki bin mil uzunluğu ve bin mil eni vardı. Osman-ı Zinnureyn'in aynı soruya olan cevabı, "Resûlün akrabasına nasihat etmekle" idi. O iki cihan serveri beşinci göğe geldiğinde Hazret-i Osman'ın genç cemalinin parladığı üç bin mil uzunluğunda, iki bin mil eninde olan kırmızı yakuttan yapılmış mihraba tekrar rastladı. Hazret-i Osman'ın Resul-ü Ekrem'in sorusuna cevabı, "Mescitte itikâf etmekle" şeklinde oldu. Resûlullah Hazretleri altıncı gök üzerine vardıklarında o muazzam mihraba tekrar rastladılar. Bu seferki mihrabın dört bin mil uzunluğu ve bin mil eni vardı. Zebercedden yapılmış o mihrabın içinde Hazret-i Osman'ın hüsn-ü sûretini tekrar gördüler. Hazret-i Osman'ın bu seferki cevabı, "Allahü teâlâya haya etmekle" oldu. Fevc fevc, tâife tâife, gürûh gürûh, her an ve her saat mukarreblerden ve rûhânîlerden ve meleklerden gelirler ve o mihrabın beraberinde durup, Osman'ın cemaline karşı Allahü teâlâya sena ederler. Bunu gören Peygamber efendimiz hemen Cebrâîl Aleyhisselâm'a sordular; "Ya Cebrâîl! Mihrâpların içinde olan Osman'ın bu suret, hüsn ve cemâli ne zamandan beri zûhura gelmiştir." Cebrail aleyhisselâm, "O Allahü teâlâ hakkı için ki, Âdem Aleyhisselâm yaratılmadan dört yüz bin sene önce, Osman'ın bu suret ve cemali bu yedi gök üzerinde mihraplarda zuhur etmişti." dedi. > Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 90263
    % -3.38
  • 5.9638
    % -8.23
  • 6.7561
    % -8.41
  • 7.6386
    % -5.52
  • 227.259
    % -6.87
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT