BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kemal Abi’nin haftalığı

Kemal Abi’nin haftalığı

Yıllarca Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği ve 3 yıl da milletvekilliği yapmış olan Gencay Gürün hanımefendi, geçtiğimiz hafta bu ülkenin acı gerçeklerini dile getirmiş. Demişler ki, “Artık utanmaya başladım. Sadece göbek atan, dedikoduyla uğraşan küçük beyinliler üretmeye başladık. Devlet politikasından kaynaklanan bu yanlışı düzeltmek için çok geç kaldık.



Sağolun, Gencay Gürün hanımefendi! Yıllarca Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği ve 3 yıl da milletvekilliği yapmış olan Gencay Gürün hanımefendi, geçtiğimiz hafta bu ülkenin acı gerçeklerini dile getirmiş. Demişler ki, “Artık utanmaya başladım. Sadece göbek atan, dedikoduyla uğraşan küçük beyinliler üretmeye başladık. Devlet politikasından kaynaklanan bu yanlışı düzeltmek için çok geç kaldık. Ciddi bir kararla hemen başlanırsa, 10-15 yılda toparlanabiliriz...” İşte acı gerçek! Sayın hanımefendi; bence toparlanma şansımız hiç kalmadı. Çünkü, ne ekonomi, ne talan, ne yolsuzluk, aslında çöken ahlâk yapısına tepki olan Tayyip Erdoğan iktidarını da çabuk harcama gayreti gösterileceğinden, umutsuzum. Baksanıza, bir geri zekâlı çıkmış, seçimde yenilmiş patronuna yağlanmak adına hâlâ parlamentoya girememiş yüzde 45’in hesabını istiyor. Bırak be adam; hiç olmazsa yüzde 55’i kurtaralım... Değil mi, hanımefendi? Bravo Aziz Yıldırım Yanlışın neresinden dönülse kârdır diye dememişler, boşuna... F.Bahçe Başkanı Yıldırım’ın yavaş yavaş, hatta süratle taraftardan başka her şeye benzeyen kitleden uzaklaştığını görüyoruz. Çarpıcı örnek; Atina’daki maça, bırakın futbolu, iki ülke arasındaki gelişmeleri bile olumsuz etkileyebileceklerin gitmesine izin vermedi. İşte bu... Özellikle Üç Büyükler’in başındaki güçler önlem almada birbiriyle yarışırlarsa, stadlarda eskiden olduğu gibi yan yana maç seyredebiliriz. Başkaca da çözüm yok. Çünkü polisin topladığını hakim, savcı salacaktır. Tıpkı 1980 öncesinde olduğu gibi... Sonra ne oldu? Hakime, polise gerek kalmadan temizlendiler... Aynısını futbolda da yapacağız. Başka yolu yok! Yıldırım’ınki ilk adım olsun! Felipe’ye inanamadım! Dedim ya, benim büyük hocam Fatih Terim, üç-beş aydan beri inanılmaz uygulamalar içinde... Taaa 1998’de gözlerinin yakaladığı ve transfer için tam 4 yıl sabırsızlıkla beklediği Felipe’yi alıp, sonra bırakıyor... Şaşmamak mümkün değil... Hani hocanın Felipe tutkusunu bilmesem, normal bir uygulama diyeceğim. Hoca, bu Brezilyalı’nın futbol tarzını, belki de kendi ülkesindeki hocalardan da daha iyi biliyordu. İster misiniz, ekrandaki ve gazetelerdeki bazı üşütüklerin, “Topu veriyor ama, almaya teşebbüs etmiyor” gibi futbol zavallılığı içeren tenkitlerine kulak assın? Yok be, hoca onlarla ne böyle meseleleri konuşur, ne de tartışır. En azından ben öyle biliyorum. Ama köprülerin altından çok sular geçti derseniz, onu bilemem... Bir de bu üşütüklerin yönetimde sağlam bir adamı var. Hani şu, “Allah’ın Adanalı çarıklısını, G.Saray’a lâyık mı görüyorsunuz” deyip, Terim hocayı G.Saray’ın kapısından döndüren... Kim mi? G.Saraylılar bulsun! Barcelona’daki garip savunma düzeni bu kuşkumu daha da artırdı! Trabzon maçında da devam etti. Demek ki, hoca kendi sistemine Perez, Victoria, Bülent ve Fleurquin’i gönderip yerine yanlış adamlar alarak hakikaten ihanet etmiş. Terim istifa etmeli mi? Bu soruyu, kâh telefonla, kâh sokakta, kâh da e-mail yoluyla günde ortalama 15-20 kişi soruyor. Peki, sen ne cevap veriyorsun derseniz... Bu satırları Trabzonspor maçı oynanmadan yazıyorum. Ve de şu cevabı veriyorum; ne Fatih hocanın istifa etmeye hakkı var, ne de yönetimin Terim hocanın görevine son vermeye... Allah Allah demeyin... O zaman adama sormazlar mı; madem ki istifa edecektin, o zaman neden Lucescu’yu yerinden ettin, ya da madem ki hocayı yarı yolda değiştirecektiniz, o zaman eskisinden neden vazgeçtiniz diye... Sorarlar... Sormaya da hakları vardır. O halde, Terim hoca sezon sonuna kadar, kapalı gişe ve veya boş salona oynatacaktır, ama inancım o ki; Terim hoca beynini soğuttuğu takdirde herşey eskisi gibi olacaktır. Tümer’e ağır ceza! Bence Mutlu Çelik, Tümer’i boşuna attı. Tümer’in eylemi sarı kartlık idi. Sadece itmek fiili işlenmişti. Ama Çelik, yumruk veya şiddetli tokat sandı. Altaylı Fatih de iyi numara çekti. Şimdi burada disiplin kurulu, Altaylı futbolcunun da centilmenliğe aykırı hareket ettiğini tespit edip, ceza vermelidir. Ama nerede? En ağır eylemlerin karşılığı bile 1 veya 2 milyar... Nerede kaldı böyle bir cezayı kesmek... İlhan gerçekten mantıksız! Yahu be çocuk, ne de güzel gol attın! Sonra kalk, takımın tur atlamışken, rakibe yumruğu çak... Böyle şey olur mu? Ahmet Dursun sakat... Nouma idareten oynuyor... Haydi Pancu ileriye... O zaman da ilerideki tek adamın arkasında oturmuş oluşum bozulacak. Ben Beşiktaş yönetiminin yerinde olsam, öyle 10 bin dolarla falan değil 100 bin dolarla keserim cezayı... Çünkü Beşiktaş’a ufukta en azından bir UEFA yarı finali gözüküyor. Ama böyle kabahatlerle ulaşmak kolay olmayacak... Rıdvan’ın acı itirafı! Rıdvan Dilmen kardeşim, Digitürk’te maçlardan önce, devre arasında ve maç sonunda yorum yapıyor. Atina’daki Panathinaikos maçı sonrası yorumunun bir bölümünde öyle bir itirafta bulundu ki, bugün F.Bahçe’deki sıkıntıların başlıca sorumluları arasında olduğunu da gösterdi. Dedi ki; “Johnson Pazar - Çarşamba oynayamıyor. Yani bu yükü kaldıramıyor...” Eee, Rıdvan kardeşim, sen değil miydin, Johnson’la Preko’yu 6.5 milyon dolar bonservis karşılığı aldıran? Ve de, “Bunlarla Avrupa’da final oynarız, sonra da R.Madrid’e 25 milyon dolara satarız” diye atıp, tutan... Nerede Preko? Madem ki Johnson üç gün ara ile maç çıkaramıyor, yazık değil mi F.Bahçe’nin paralarına?.. Fena yakalandın Rıdvan... Sahada oynamakla, saha dışında oynamak arasında çok fark vardır... Zaten hocalık performansın da bunu belli etti. Aslan Lorant be! Demişler ki; “Atina’da idman sahası uzak olduğundan ve aşırı güvenlik yüzünden konsantre olamadık, kaybettik...” Düüüüt! Züüüüüt! Başka reaksiyonlar da vardır herhalde... Ben bununla yetineyim... Be Lorant amca; Samandıra, Şükrü Saraçoğlu’na çok mu yakın? Orada az mı güvenlik önlemi var? Palavra atmayı bile bilmiyorsun. Değil ki, hocalık yapasın... Burası Hitler Almanya’sı mı? Trabzonspor’un seyircisi de, parasını ödeyip biletini almış olmasına rağmen staddan çıkarıldı. Emniyet Müdürü “G.Saray istedi” diyor, G.Saray da “Haberimiz yok” diyor. İkisi de olabilir. Olmayabilir de... Ama olan bir şey var ki, o da, koca İstanbul’un Hitler’in Almanya’sına benzediğidir. Rakip stada giden her seyirci o günlerin Yahudisi’dir. O halde yakılmalı, dövülmeli, kovulmalı, yaşamamalıdır. Böyle şey olur mu? Bu ülkenin rejimi nedir? Komünizmin en sıkı olduğu yıllarda gezmediğim komünist ülke kalmadı, oralarda bile böyle bir uygulama görmedim. Hitler Almanya’sına yetişemedim ama, özel meraklarım arasındadır. Tam oraya benzedik. Yazık! Tilki ve Karga! Tilki kim mi? Tabii ki Lucescu... Karga kim mi? Tabii ki Lorant... La Fontaine’in masallarındaki gibi... Lucescu, Alaves’e öyle bir şarkı söyledi ki, İspanyollar bu şarkıyı doksan dakika uyuyarak dinledi. Ayıldıklarında evde kalmışlar, turu düşürmüşlerdi. Lorant da Atina’da, ağzındaki peyniri, oraya gitmeden önce medya ve yöneticilerinin pohpohlarına kanarak düşürdü. Yani 6-0 ve 3-1’den sonra kendini hakikaten teknik direktör sandığından... Ya da öyle sanması sağlandığından... Jerry Lewis’in kutusu mu? Acaba diyorum Lorant, Ankara’da Jerry Lewis’in sihirli kutusunu mu kullandı? Önce bu kutuyu anlatayım size... Bir filminde, ünlü aktör Jerry Lewis, polis olmak için sınava girer. Kendisine içinde bir çok şekilli delik bulunan bir kutu verirler ve masanın üzerine de bu şekillerin parçalarını koyarlar. 15 saniyede bu şekiller, kutudaki deliklere uydurulacaktır. Lewis bakar ki, bunu yapması imkansız, parçaları kutunun içine koyar ve kutuyu kapatıp, sallar. Açtığında parçalar deliklerin içine girmiştir. Ve sınav kazanılır. İşte, hiç kuşkum yok ki, Lorant da elindeki elemanları ilk defa en verimli olacakları görevlerle sahaya sürüp, farka gitti. Örnek mi? Hakan Bayraktar ön libero - orta alan karışımı... Ceyhun ileri ikilinin arkasında... Cem sol kanatta... Bu kadarı bile yetti. Hoş, Bursa’nın sadece forması vardı sahada ama, ne olursa olsun, böyle imkânlar bile lotarya yüzünden kullanılamamıştı. Samet’in yarım kalmış dersi! Trabzonspor’un savunmasının ortasını, yani tandemini G.Saray maçının ilk yarısında çok komik buldum. Komik diyorum, çünkü başka sıfat aklıma gelmedi. Yahu çocuklar, sizin ne işiniz var rakiple santrada gezinmede? Alan savunmasını yapıyorsunuz... Bekleyin kucağınıza gelirler... Hele hele Hüseyin... Ön libero bu kadar çok topla çıkar mı ve de bu kadar maceralı pas atar mı? Şayet G.Saray ilk devredeki bu yanlışları değerlendirebilseydi, ağır fark olurdu. Samet, bu gençlere sistemin gereklerini bir kere daha anlatmalıdır. Ve de tabii ki Fatih’e de ciddiyeti... Selçuk Dereli! Ali Dürüst bey çok öfke kustu. Erman falan da yerden yere vurmuşlar. Bence harika bir maç yönetti. Ali Dürüst bey maçtan sonra dedi ki, “Tekrarlanan frikik gol olsaydı ne olurdu?..” Yozgat’ta aynı hakem Sergen’i oyundan atmamakla ne olduysa, o olurdu... Ne acı değil mi? Başbakan Abdullah Gül’ün kızı Kübra Gül kardeşimiz bir gazeteye “Hükümetin türban meselesini düzelteceğine inanıyorum” demiş. Kübra, Bilkent Üniversitesi’nde öğrenim görmeye gayret ediyormuş. Gayret ediyor diyorum, çünkü gerçekten öyle... Baksanıza, okula girerken peruk takıyor, sonra da çıkarken türbanını... Yani bu ülkenin gerçek örümcek kafalıları Türkiye’nin geleceği olan gençleri çifte standarda sürüklemektedirler. Öyle ki, aşırı ve azılı solcular, yani gerçek Cumhuriyet düşmanları da türbanlı öğrencilerle eylem birliği yapmadılar mı? Sonra da köşkte... Tecrübesizlik! Lorant demişler ki; “Takım tecrübesiz, bu yüzden Avrupa’da başarılı olamadık.” Vallahi yakışmış! Asıl tecrübesiz olan kendisidir. Yönettiği, daha doğrusu yönetmeye çalıştığı takımda en tecrübesiz oyuncu yeni yeni Ümit Milli Takım’da oynamaya başlayan Tuncay... Siz hesap edin artık gerisini... Bir de tecrübe demişken, Bursa galibiyetinden sonra yeni türemişler ne yorumlar yazmışlar.... Vay vay vay! Vallahi ülke futbolu hâlâ ayakta kalabiliyorsa, aşk olsun! Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu, tıpkı Cumhuriyet gibi... Birini 500 sene yıkamadılar, diğeri 80. yılına giriyor. Ne temelmiş be! Nuh Albayrak’ın yazısı! Türkiye Gazetesi’nin “Bizden...” köşesinden sayın Nuh Albayrak meslektaşımızın Pazartesi günkü yazısını, açık söyleyeyim, büyük bir keyif ve de bunun ötesinde hayranlıkla okudum. Bir yazar, günümüz medyasını ancak bu kadar kısa ve net biçimde gazete sütununa yansıtabilirdi. Gerçekten de dün AK Parti ve onun genel başkanını neredeyse bu dünyadan silmeye kararlı gibi görünen anlı şanlı yüksek tirajlı gazetelerimiz, bugün şapa oturmuş olmanın telaşını yaşamaktadır. Sayın Albayrak’ın belirttiği gibi, kendilerine göre bir iktidar biçimlendirmenin dayanılmaz hafifliğine düşmüş günümüz medyası, ben umut ederdim ki, en azından utanma hissine sahip olarak, hatta hatta dürüstlük ilkesine sıkı sıkıya bağlı biçimde CHP yağcılığına soyunup, AK Parti’yi yerden yere vurmaya devam ederdi. Ama yapmadılar, yapamazlardı da... Çünkü günümüz medyasının başında kaç tane hakiki gazeteci patron var ki... Hemen hemen tamamına yakını tüccar olduğundan, güçlüden yana durmak yalakalığından kopamazlar ki... Teşekkürler ve tebrikler sayın Albayrak!
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT