BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şehr-i RAMAZAN

Şehr-i RAMAZAN

Resûlullah efendimizin huzur ve hizmetlerinde on üç sene bulunan, O’nun sevgi ve iltifatlarına kavuşan Hazret-i Ali, Resûlullah’ın yatağına yatarak O’nu öldürmeye gelen müşrikleri oyalamış ve hicreti sırasında zaman kazandırmıştı.



Peygamberin yakın dostuydu Hazret-i Ali, İslamiyeti kabul ettikten sonra, bütün Mekke devrini teşkil eden on üç sene Peygamber efendimizin yanında, O’nun huzur ve hizmetlerinde bulundu. Peygamber efendimizin sevgi ve iltifatlarına kavuştu. Öyle ki bir gün Resûlullah hazretleri O’nun için, “Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri, Ali ile beni aynı nurdan yarattı. Gökleri ref’ etmeden evvel ve yerleri bast etmeden evvel, bizi yarattı. Biz, Allahü teâlâ’nın huzurunda tesbih ederdik. Yok olmadan bir nesilden bir nesle intikal ettik. Ta Abdülmuttalib’e eriştik. Sonra ben, Abdüllah’a intikalden sonra, Amine’den dünyaya geldim. Hazret-i Ali ise Ebû Tâlib’e intikalden sonra, Fâtıma binti Esed’den dünyaya geldi.” buyurmuştu. Hazret-i Ali, Mekkeli müşriklerin bütün eza ve cefalarına katlanarak Peygamber efendimizin en yakın yardımcılarından oldu. Gün geldi O’nun için canını bile vermekten çekinmedi. Bir gün Resûlullah Hazretlerine, Allahü teâlâ’dan Medine-i Münevvere’ye hicret etmesi emrolunmuştu. Ancak o gece kâfirler Sultân-ı kâinâtın evinin etrafını kuşatmışlardı. Resûlullah Hazretleri, Hazret-i Ali’ye kendi yatağında yatmasını, bıraktığı emânetleri sahiplerine vermesini söyleyerek buyurdu ki: “Bu gece yatağımda yat, uyu! Şu hırkamı da üzerine ört! Korkma, sana hiçbir zarar gelmez!” Hazret-i Ali, Peygamber efendimizin emrettiği şekilde yattı. Habîbullah’ın yerine hiç korkmadan kendi nefsini fedâ etmeye hazırdı. O gece kafirler Sultân-ı kâinâtın evinin etrafını kuşatmışlardı ancak Allahü Sübhânehü ve teâlâ kendi lütfundan bütün kâfirlere birden bire uyku verdi. Şeytân aleyhilla’ne de kâfirler ile beraberdi. O da bir anda uyuyup kaldı. İşte o an Peygamber efendimiz, evlerinden çıktılar. Yâsîn-i şerîf sûresinin başından on âyet-i kerîmeyi okuyup, bir avuç toprak alıp kâfirlerin başına saçtılar. Resûlullah efendimiz sıhhat ve selâmetle aralarından geçip, Hazret-i Ebû Bekir’in evine ulaştı. Müşriklerden hiçbiri onu görememişti. Allahü teâlâ, azamet-i kibriyâsı ile, Hazret-i Mikâîl’e ve Hazret-i İsrâfîl’e hoş hitâp edip, buyurdu ki, “Siz çok çabuk Ali’nin yanına yetişin. Kâfirler bir hata ederler.” Göz açıp-kapayıncaya kadar, bu iki sultan yetişip, Hazret-i Mikâîl, Hazret-i Ali’nin başı ucuna, Hazret-i İsrâfîl ise mübarek ayakları tarafında oturup dua ettiler. Bir süre sonra şeytan aleyhilla’ne uykudan uyandı, insan suretinde kâfirlere görünüp yüksek sesle Hazret-i Muhammed’in kaçtığını söyledi. Ondan sonra bütün kâfirler birden hücum edip, içeri girdiler. Hazret-i Ali’yi Resûl-i Ekrem’in yatağında gören kâfirler hayretle dışarı çıkıp oradan ayrıldılar. Hazret-i Ali ertesi gün o kadar kâfirlerin arasından çıkıp, Kâbe-i Şerîf’te, Resûlullah’ın saadetle oturdukları makama geldi ve Resûlullah Hazretleri’nde emaneti olanlar gelip, emanetlerini aldılar. Bir gün sabah namazı vaktinde, Hazret-i Ali mescide giderken yolda bir ihtiyara rast geldi. İhtiyarın ak sakalına hürmet edip, önüne geçmeyip, aheste aheste ardınca yürüdü. Mescid kapısına vardıklarında ihtiyar içeri girmeyip, yoluna devam etti. Daha sonra Hazret-i Ali o ihtiyarın Hıristiyan olduğunu anladı. Mescide girdiğinde Resûlullah Hazretleri’ni rükuda gördü. Güneşin doğma zamanı yaklaşmıştı ve hemen cemaate uyup namazını kıldı. Namazdan sonra, Sahâbe-i Kirâm Resûlullah Hazretleri’nden sordular ki: “Yâ Resûlallah! Birinci rükuda âdet-i şerîfinizden daha uzun durdunuz. O kadar ki, güneşin doğması yaklaştı. Lütfedip, sebebini beyan eder misiniz?” O Server-i Enbiyâ Hazretleri bu söz üzerine, “Adet miktarı rüku tesbihini edâ ettikten sonra, Semi’allahülimen hamideh deyip, kıyâma kalkmak istediğimde, Cebrâîl Aleyhisselâm sidret-ül müntehâdan süratle gelip, kalkmama engel oldu. Bundan başka, hikmetinin ne olduğunu ben de bilmiyorum” buyurdular. O an Allahü teâlâ, Hazret-i Cebrail’e emreyledi ki, “Var Habîbime, sebebini bildir. Eshâbına bu sırrı açıklasın” O saat Hazret-i Cebrâil, Habîbullah’ın huzuruna gelip, haber verdi ki, “Yâ Resûlallah! Mübârek başınızı rükudan kaldırmak istediğiniz zaman, Allahü teâlâ bana emretti ki, var Habîbimi tut; rükudan kalkmasın ki, benim kulum Ali, yolda, bir ak sakallı ihtiyarın, sakalına hürmet edip, aheste yürümekle, cemaat sevabından mahrum kalıyor. Kalmasın, Habîbime erişsin. İftitâh tekbîrinin sevabına nâil olsun. Ben de geldim, Sultanımı rükuda tuttum ve Ali geldi. Hak Sübhânehü ve teâlâ Hazretleri beni sizi rükuda tutmağa gönderdiği zaman kardeşim İsrâfîl’i de güneşi tutmağa gönderdi ki, çabuk doğmasın ve Hazret-i Ali size erişinceye kadar eğlesin. İşte hikmeti buydu.” > Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn (Hakikât Kitabevi, 0212 523 45 56) Niçin Müslüman Oldular? Okuduklarım beni cezbetti Bir İngiliz subayı olan Abdullah Battersby, Müslüman olduktan sonra İslam memleketlerini dolaşıp İslamı daha yakından tanımaya çalıştı ve bu süreçte İslamiyetle ilgili eserler yazdı. Bundan tahminen 25 sene evvel, Burma’da bulunurken, ferahlanmak için her gün nehirde bir Çinli kayığı ile dolaşırdım. Benim kayığımın kürekçisi Doğu Pakistanlı Şeyh Ali isminde bir Müslümandı. Onun, hiç bir vaktini geçirmeden büyük bir dikkat ile ibadet etmesini hem takdir ile karşılar ve beğenir, hem de Müslümanlığın ne olduğunu merak ederdim. Böyle basit bir insanı, bu kadar büyük iman ve itaat altında tutabilen Müslümanlığın hakikatini anlamağa karar verdim. Kayıkçımla İslamiyet üzerinde konuşmaya başladım. Bu sade adam, bana Müslümanlık hakkında o kadar güzel, o kadar mantıki cevaplar verdi ki, İslam dini hakkında yazılmış kitapları okumaya başladım. Bu kitapları okuyunca, Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellemin Arabistan’da, kısa zamanda neler yapmaya muvaffak olduğunu, hayret ve takdir ile öğrendim. Daha sonra Arabistan’a gittim. Araplarla olan temasım, İslamiyete olan merakımı daha da artırdı. Daha sonra Arapça öğrenmeye başladım. Bir taraftan da, islamiyet hakkındaki eserleri okumaya devam ediyordum. İslamiyette beni kendisine cezbeden en büyük husus, Müslümanların bir tek Allaha inanışları oldu. Halbuki ben, Hıristiyan olarak, tam üç tanrıya inanmak zorundaydım. Bu bana hiç mantıki gelmiyordu. Bunu düşündükçe yavaş yavaş İslamiyetin çok daha doğru bir din olduğunu anladım. Bir tek yaratıcıya inanan dinin hak din olabileceğini kabul etmeye başladım. Nihayet Filistin’de, 10 sene vazife gördükten sonra Kudüs’te Müslümanlığımı resmen ilan etmiştim. O zaman, İngiliz ordusunda Kurmay Binbaşı’ydım. Müslüman olduğumu ilan edince, başıma bir takım olaylar geldi. Hükümetim Müslüman olmamı hoş görmemişti. Ben de ordudan ayrılmak zorunda kaldım. Bunun üzerine önce Mısır’a, sonra Pakistan’a giderek Müslüman kardeşlerimle birlikte yaşamaya başladım. İslamiyet hakkında yazılar yazdım. Şimdi, bana İslamın nurlu yolunu, hâlis ibadeti gösteren ve beni Allahıma kavuşturan o basit zannettiğim, mütevazı kayıkçının hatırasını hürmetle yadediyorum. > Herkese Lâzım Olan İman Öyle zamanlar gelecek ki... “İleride öyle zamanlar gelecek ki, kıtâl ve zulümsüz hükümdarlık etmeyen kalmayacak; çılgınlık ve cimrilik etmeden zengin olmak mümkün olmayacak; kişilerin arzularına uymadıkça da insanlarla sohbet etmek mümkün olmayacak. Bu zamana kim yetişecek olur da sohbet ve metânet gösterir ve kendisini korursa, Allahü teâlâ ona elli sıddîk sevâbı verir.” > Hazret-i Ali Hikmetler Anne sütünün formülü! Dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren bebeğin vücudu yeni bir hayata uyum sağlamak zorundadır. Bu uyum anne sütünün oluşum aşamalarıdır. Hamilelik süresince annenin hormonları tarafından anne sütünün oluşumu hazırlanır. Elbette tüm bunlar, her insanın üstün bir kudretle yaratıldığının apaçık delilleridir. Üstelik bu aşamalar bebek dünyaya geldikten sonra da sürekli devam etmektedir. Annedeki süt üretimi de bebeğin beslenme ihtiyaçlarına uygun biçimde artar. İlk günlerde 50 gram kadar olan üretim, altıncı ayda günde bir litreye kadar yükselebilir. Anne sütünün formülünü çözmek için çalışan bilim adamları, yaptıkları yoğun araştırmalardan sonra buna imkan olmadığını fark etmişlerdir. Çünkü standart tipte bir anne sütü yoktur. Her annenin bedeninde, süt kendi çocuğunun ihtiyacına göre üretilmekte ve bu süt bebeği hiçbir dış besinin besleyemeyeceği ölçüde beslemektedir. Annenin sütündeki antikor, hormon, vitamin ve minerallerin bebeğin ihtiyacına göre ayarlandığı araştırmalar sonucu kanıtlanmıştır. Sağlık Oruç ve kalp Ramazan ayında kalp adeta bayram etmektedir. Bu ayda düşünülenin aksine koroner kalp hastalığı ile ilgili hastanelere müracaat eden hastaların sayısında ciddi bir azalma vardır. Kalp enfarktüsü sonrası ölüm oranlarının da azaldığı görülmüştür. Oruç esnasında metabolizmanın yavaşlanması kalbin yükünü azaltır, ancak kalbin fazla enerji üreten yakıtı temini daha kolaylaşmıştır. Yani oruç esnasında kalp daha fazla enerji üretebildiği halde daha az yükle karşı karşıyadır. Kalp ritim bozukluğu olanların ve kalp yetmezliğinde bulunan hastaların oruçla daha rahat oldukları gözlenmiştir. Kalp kaslarında yağlanma olan birsinin yağları ramazan boyunca eriyebilir.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT