BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kosova meydanından katliamına-5-

Kosova meydanından katliamına-5-

Sırbistan’ın nüfusu şu anda 8 milyon. Bu nüfusun 1.5 milyonu ise emekli.



Göç gerçeğini Balkanlar’da yaşayan insanlar yakından tanıyor. Balkan Savaşı’yla birlikte başlayan göç hareketleri, Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı’nın ardından günümüzde de devam ediyor. Sırplar, daha önce Bosna-Hersek’teki Müslümanlar üzerinde uyguladıkları etnik temizlik yöntemlerini, şimdi de Kosovalılar üzerinde tekrarlıyorlar. Etnik temizliği, dört aşamalı bir program dahilinde gerçekleştiren Sırplar’ın başvurdukları yöntemler şöyle sıralanıyor: GÖÇE ZORLAMA Baskı ve tehditle göçe zorlama: İşgal edilen bölgelerden göç etmeyen, göç etmek istemeyen halka sistemli bir şekilde baskı uygulanıyor. Böylece bölgeyi terk etmeleri sağlanıyor. Planlı kitlesel göç: Daha çok işgalin başında uygulanan bu yöntemle; “düşman halk” diye nitelendirilen Arnavut, Türk, Boşnak gibi Sırp olmayan insanları tren, otobüs vb. araçlarla kısa sürede yurtlarından kovmak. ÖLDÜRME VE TECAVÜZ Öldürme: Her zaman ve her şartta uygulandı. Katiller; kadın, erkek, hasta, ihtiyar ve çocuk demeden “düşman halk” olarak gördükleri savunmasız insanları, acımasızca katlederek kendilerince imha ettiler. Tecavüz: Kitlesel tecavüzler organize edildi. Bu yöntemle onuru zedelenen insanların, bir daha yaşadıkları topraklara geri dönmemelerinin sağlanması hedeflendi. FARKLI TERCİHLER Yukarıda sıralanan yöntemlerden hangisinin uygulanacağı, hedef seçilen bölgenin (köy, şehir, kasaba) etnik yapısına, stratejik önemine, savaş durumuna ve konjonktürel olarak uluslararası topluluğun yukarıdaki yöntemlerden hangisini görmezden geleceğine bağlıydı. Genel olarak, Müslüman halkın çok olduğu bölgelerde, etnik temizliğe katılan paramiliter örgüt diye nitelendirilenlerin (Çetnikler) sayısı da fazlaydı. Tanık ifadelerinden anlaşıldığına göre Çetnikler, yukarıda saydığımız yöntemleri gece uygulamaya ve işbaşındayken de maske takmaya özen gösterdiler. Etnik temizlik, Müslümanlar’ın yoğun olduğu bölgelerde askeri operasyonlar, kaçırmalar, tecavüzler ve öldürmelerle yürütüldü. Etnik bakımdan karışık bölgelerde ise idari tedbirlere başvuruldu. Maskeli Sırplar, savaş başladıktan sonra, daha önce birlikte yaşadıkları komşularının evlerine baskınlar düzenledi. Baskı ve zulüm sonucu göçe hazır olanlar, bütün mal ve varlıklarını mahalli idarelere gönüllü bıraktıklarına dair belge imzalamak zorundaydılar. “Güvenli seyahat” edebilmeleri için de Çetnik şeflerine, 10 bin Alman Markı’na kadar para ödemeleri isteniyordu. Bazı bölgelerde, yeni Sırp idareciler otobüs, tren vb. taşıtları “hizmete sunarak”, etnik temizlik organizasyonunu başarıyla yaptılar. Temmuz ve Haziran 1992’de Banja Luka çevresinde yürütülen etnik temizlikte, yaklaşık 100 tren vagonuyla 20 bin kişinin, sözde “güvenli seyahati” organize edildi. İnsanlar, kapalı bir hayvan vagonunda ortalama 200 kişi olmak üzere; üç gün boyunca yemeksiz, susuz, havasız ve tuvaletsiz seyahate mecbur edildiler. Srebrenitsa’da gerçekleştirilen etnik temizlik, BM’in “gözetiminde” Ratko Mladiç tarafından organize edilmişti. Bazı şehirlerde alınan tedbirler, Naziler’i hatırlatmaktaydı. Mesela Celinac’ta Sırp olmayanların caddelerde dolaşması, meydanlarda ve lokantalarda bulunmaları, seyahate çıkmaları, nehirlerde yüzmeleri yasaklanmıştı. SONUÇ NATO’nun Yugoslavya’ya karşı başlattığı “Kararlı Güç” operasyonu bütün hızıyla sürerken, Belgrad yönetiminin henüz pes ettiği görülmedi. Aksine Miloşeviç yönetimi, kendini savaşa endekslemiş durumda. Savaş ne kadar uzun sürerse, halkının gözünde dünyaya o kadar kafa tutan bir lider görünümüne soyunuyor. Nasıl ki, Saddam ABD’ye kafa tuturak halkının gözünde bir kahraman olduysa, Miloşeviç’in amacı da bunu andırıyor. Savaşın bittiği bir Yugoslayva’da ise tamamıyla bir sosyal çözümlenme ihtimali beliriyor. Kosova’dan kaçan her insan, kendisinin birgün topraklarına döneceğini hesap ederek yaşıyor. Bosna - Hersek’te uygulanan bir barış antlaşması gibi, savaş sonrası bir harita çizilmesi bekleniyor. Fakat işlerin buraya kadar gelmemesi durumunda, siyasi gözlemcilerin daha farklı tespitleri biliniyor. Gözlemciler, Kosova’daki sorunun bir kara savaşıyla çözümleneceği konusunda hemfikirler. Ancak müttefiklerin bunu göze alamamaları veya almak istememeleri yüzünden savaşın uzun bir döneme yayılacağı kanaatı bulunuyor. Bunun yanında savaşın, Makedonya ve Arnavutluk’a da sıçrayarak daha büyüyeceği ihtimali de göz önünde tutuluyor. Gözlemcilere göre, Avrupa Temas Grubu tarafından hazırlanan ve Kosova’nın statüsü hakkındaki temel ilkeleri kapsayan Paris şartları büyük ihtimalle Miloşeviç tarafından kabul edilecek. NATO bombardımanı sonrasında, Paris şartları da Miloşeviç’in lehine unsurlar içeriyor. Çünkü anlaşmaya göre Kosova, Sırbistan hükümeti haritası içinde kalarak Belgrad’a bırakılıyor. Böylece Sırplar, silah zoruyla gönderdiği yüzbinlerce mülteciyi, kendi toprakları kabul ettiği Kosova’ya kabul etmeyerek, amaçlarına ulaşmayı hesap ediyorlar. Tescilli KATİL Bosna-Hersek’te gerçekleştirdiği katliam ve işkencelerle adını duyuran, bugün 40 yaşlarında olduğu belirtilen Sırp kasabı Zeljko Raznatoviç, Sırbistan’da savaş zengini olarak biliniyor. “Arkan” adıyla tanınan Raznatoviç, Bosna’daki katliamlar sırasında emirleri bizzat Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç’ten aldığını itiraf etti. Miloşeviç, yıllardır Arkan ve adamlarının kendi başlarına hareket ettiklerini iddia ediyordu. Buna karşılık, Belgrad’da Time dergisi muhabirine demeç veren Arkan, gerçeğin böyle olmadığını ve yaptıklarından Miloşeviç’in haberi bulunduğunu açıkladı. “Ben Hırvatistan’da iken Yugoslav Ordusu’nun komutası altındaydım. Bosna’da ise İçişleri Bakanlığı’na bağlı Özel Polis teşkilatının (MUP) emri altında faaliyet gösterdim” diyen Arkan, bu teşkilatların da Miloşeviç’in emriyle hareket ettiklerini vurguladı. Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi Başsavcısı bayan Louise Arbour hakkında ağır hakaretlerde bulunan Arkan, hiçbir Sırp’ın suç işlediğini görmediğini de iddialarına ekledi.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT