BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Takım olmanın ağırlığı; Beşiktaş!..

Takım olmanın ağırlığı; Beşiktaş!..

“Lucescu büyük hoca değildir” diyenler, ki içlerinde ben de varım, mahcup olmaya devam ediyorlar!.. “Sergen’siz, Ahmet Dursun’suz, İlhan’sız” kadrosuyla, Dinamo Kiev gibi bir takımı “futbol olarak” domine etmek, onun hocalığı konusunda herkesi “yeniden ve derin derin düşündürecek” bir durum!..



“Lucescu büyük hoca değildir” diyenler, ki içlerinde ben de varım, mahcup olmaya devam ediyorlar!.. “Sergen’siz, Ahmet Dursun’suz, İlhan’sız” kadrosuyla, Dinamo Kiev gibi bir takımı “futbol olarak” domine etmek, onun hocalığı konusunda herkesi “yeniden ve derin derin düşündürecek” bir durum!.. Perşembe gecesi ekran başında “UEFA Kupası’na uzanan Galatasaray’ı hatırlatan” bir Türk takımını seyrederken büyük keyif aldım, gururlandım ve Lucescu ile talebelerine defalarca ve defalarca teşekkür ettim!. Beşiktaş “biraz” şanslı olabilse, “maçı 6’lık yapabilirdi”; olmadı!.. Rövanş mı; ondan da “hiç endişem kalmadı!.” Fenerbahçe futbol takımına da, Galatasaray futbol takımına da, Fenerbahçe Teknik Direktörüne de, Galatasaray Teknik Direktörüne de “bu Beşiktaş’ı seyrederken” söyleyeceğimiz tek söz var: “Lucescu’yu ve Beşiktaş’ı örnek alın ve takım olmanın ağırlığına kavuşun!.. Yoksa bir-iki maçın skorlarıyla avunup, takım olamamanın hafifliği içinde hem kendinizi, hem de taraftarlarınızı aldatırsınız!.” Beşiktaş “müthiş bir mücadele gücü” içinde oynadı; hırsıyla, temposuyla, presiyle yardımlaşmasıyla, takım disiplini ile “hakkı olan galibiyeti”, üstelik “Kiev’e ucuz tarife uygulayarak” aldı!. “Nouma gibi nerede ise bir yıl top oynamamış ve hastalık stresi içinde yaşamış” bir futbolcuyu bile, “aralık ayı gelmeden” yüzde 60’lar kapasitesinde oynatmak ve “bu haliyle ondan azami verimi almayı başarmak” doğrusu ya, Lucescu’nun “çok teknik direktöre ders vereceği” bir başka örnek!. O, “bitmişleri var ederken”, bazılarının “varları bile var edememesi” üzerinde de durulmalı!. Beşiktaş’ta “kim iyi oynadı” sorusunun cevabıyla pek ilgilenmiyorum; bu “futbol zaferinde” hepsinin büyük payı var!. Ama bir konunun altını çizeceğim; bazı arkadaşlarımız, başarının yolunun “rakamlarla ifade edilen bazı taktiklerden geçtiğini” yazıp geliyorlar ve “bu konunun üzerinde” çok duruyorlar!. Lucescu’nun Beşiktaş’ı “onlara en iyi cevabı” veriyor!. “Önemli” olanın, “rakamları yan yana ve art arda dizip aralarına tire atmak değil”, sahaya “nasıl çıkılırsa çıkılsın” takım olmak ve “takım olmanın gereklerini sahada yapmak” olduğunu siyah-beyazlı ekip ve hocası herkese, hepimize ezberletiyor!. “En iyi sistem”, bir hocanın elindeki futbolcuların “en iyi oynayabileceği” sistemdir!. “En iyi sistem”, bir hocanın elindeki futbolcuların “en kötü oynayacağı” sistem olursa, “o sistemin, en iyi sistem olması” neye yarar? Bir başka gerçeği daha gündeme getirmek zorundayım: Lucescu’nun Galatasaray’ını seyretmekten zevk almazdım; sadece takımda olduğunda “Hagi’yi seyretmek” bana zevk verirdi! Ama, Lucescu’nun Beşiktaş’ını seyretmek, bir futbolsever olarak bana büyük keyif vermeye başladı; inşallah devam eder!. Cesur buysa... Artık, “anlı ve şanlı” futbol ve hakem yorumcularımızın “komiklik derecesine varan” çifte standartlarını ekranlarda duydukça ve spor sayfalarında okudukça, “İş çığrından iyice çıktı; bu yorumlar, pozisyonuna ve kararına göre değil, takımına, oyuncusuna ve hakemine göre yapılıyor. Onun için de bu arkadaşlarımız bir maçta ‘ak’ dediklerine, öteki maçta ‘kara’ diyebiliyorlar!.” Buyurunuz; Gençlerbirliği-Galatasaray maçının hakemine yapılmadık ve yazılmadık övgü bırakılmadı. Çaldığı ve çalmadığı düdükleri tartışmayacağım; zira hakemdir, insandır hata yapabilir, yaptığı hata sayısı bir maç içinde ‘kabul edilebilir’ sınırlar içinde kalmıştır; kalmamış da olabilir, beni fazla ilgilendirmiyor!. Benim üzerinde duracağım; onun için “kararlı, cesur ve kendine güvenen bir görüntü verdi” yorumlardır!. Seyredin maçın kasetini dikkatle!.. Maç boyunca kaç defa, kaç oyuncu etrafını sarmış ve onu iterek kakarak itirazlarını sürdürmüş; sayın!.. Nerede ise kafa kol çekilmediği, sarma ve kündeye geçilmediği “ilginç” pozisyonlar var; genç hakem ter içinde ve şaşkın; ama bir tanesinde bile “sarı kart” yok!. Bu nasıl “cesur ve kararlı hakem?” Aslında, “bir başka maçta”, bir başka “sempati duyulan ya da korunan” bir takımın maçında “sempati duyulmayan” bir hakem, “aynı cesaretsizliği gösterse”, onun itelenmesinin ve itirazların sertleştirilmesinin görüntüleri “defalarca ekrana getirilir” ve art arda sorulurdu; “Nerede kart? Neden korkuyorsun arkadaş? Sen bunlara kart göstermezsen, nelere göstereceksin? Sadece kendini ve rakip takımı değil, başka maçlarda bu pozisyonda kart gösteren arkadaşlarını yakıyorsun” diye fırça üstüne fırça çekilirdi!. Şimdi ise, alkışlar arasında “haftanın hakemi bile gösterildi!.” Sebebi belli!.. “Böyleleri” hep “sadece” bir takımın maçlarında ve o takım “mağlup olmuşsa, puan kaybetmişse” alkışlanıyor, göklere çıkarılıyor ve “haftanın hakemi” seçiliyor!. Neden? “Bütün hakemler böyle yapsın” diye!.. Alkışlar!... Kimin suçu? Şimdi, Spor Teşkilatı’na da, Futbol Federasyonu’na da, kulüplere de, kulüplerin doktorlarına da soruyorum: Washington “kalp olayını böyle ucuz atlatmasaydı” ve Allah korusun, Brezilyalı futbolcu “başka acı örneklerinde olduğu gibi” sahada kalsaydı ve “ertesi günü” cenazesi kaldırılsaydı; bunun sorumluluğu, hatta ondan da öte suçu kimde olacaktı? Türkiye’de her sezon başı, “binlerce sporcu” doktor kontrolünden geçer ve hepsinde de “gazete sayfalarına akseden” haberlerin başlığı şöyledir: “Turp gibiler!..” Bu durum, Türkiye’de bu işlerin nasıl yapıldığını çok iyi gösteriyor!. Spor Teşkilatı uyuyor!.. Futbol Federasyonu seyirci!.. Futbolcu ve sporcu dernekleri sanki “fezada!.” Kulüpler, ancak “acı olaylar olup bittikten sonra” timsahın göz yaşlarını döküyor!. Spor medyası, “bu konuları haberden” saymıyor; onlar için önemli olan “Ortega’nın pabuçları!..” Ve giden gidiyor; umurumuzda değil; zira “kalan sağlar bizimdir!..” Vah ola gidene ve gidenin arkada bıraktıklarına!.. Sporun Felsefesi!.. “Sporun felsefesi olur mu?” diye soruyor, Attila Erdemli Hocam; “Spor Felsefesi” adlı kitabında!.. Cevabını da veriyor!. “Daha neler! Felsefe gibi soylu, yüce bir uğraş nerede, spor nerede? Spor’un felsefe katına yükselmesi nasıl olur! Bu olanaksız. Felsefeye gelince, uğraştığı onca sorun varken neden bir de sporla uğraşsın? Spor olayının felsefece bir değeri var mı?” şeklinde ifade edilebilecek görüşlere de cevap bu: “....Spor, yaşamanın bütünlüğünü sağlayan öğelerden biridir. Spor özel bir yaşama ve özel bir ahlaktır. Spor, felsefece ele alınabilir, sporun felsefesi ya da bir spor felsefesi yapılabilir.” “....Felsefe ve spor ayrı ayrı etkinlikler olduklarından elbette uyuşmazlar. Tıpkı felsefe ve sanat, felsefe ve bilim, felsefe ve teknoloji, felsefe ve sevgi, felsefe ve ahlak vs. gibi. Bu durum bu alanların birbirlerinden etkilenmeyecekleri anlamına gelmez. Dahası, felsefenin bu alanları ele alıp, felsefe katında irdelenmeyeceği anlamına hiç gelmez.” Ve Doçent Doktor Attila Erdemli, son eseri olan Spor Felsefesi (e Yayınları-Tel:0 212 518 54 42)’ nde, sporu “çok başka bir pencereden” önümüze getiriyor!. “Sporla ilgilenen” her insanın kitaplığında bulunması gereken bir eser!. Attila Erdemli’yi, “TSYD’nin Eğitim Seminerleri” sırasında tanıdım; onun konuşmalarından, sohbetlerinden, kitaplarından büyük bir keyif aldığımı ve ondan çok şey öğrendiğimi söylemeliyim! Nedense “bazı arkadaşlarımız”,onun gündeme getirdiği gerçeklerden ve bu gerçekleri cesaretle söylemesinden hoşlanmadılar ve son seminerlere davet edilmedi!. O kaybetmedi; biz kaybettik!. Tuncay, Pancu ve Hakan!.. Galatasaray da, Fatih Terim de “bu sezonun başında” ayaklarına kadar gelen “3 büyük transfer fırsatını” kaçırdılar.. Birincisi Tuncay... 3-5 yüz bin dolar için Fenerbahçe’ye kaptırıldı!. İkincisi Pancu... Ona “ilk talip olan” Galatasaray’dı; “Romen olması” Fatih Terim’in “iştahlı ve hızlı davranmasını” önledi!. Üçüncüsü Hakan Şükür... “Avrupa’da içine düştüğü ezikliği”, Galatasaray’da parçalayacak bir kişiliğe sahipti; Terim’in “eski hesaplaşması” bu büyük ve Galatasaray’ın muhtaç olduğu futbolcuyu “hâl┠takımdan çok uzakta tutuyor!. Eğer “bunları almayan ya da kaçıran” Terim’in “tercih ettikleri, öve öve getirdikleri” yaraya merhem olsaydı; “bu yanlışların üzerinde durulmazdı!.” Amma... Tuncay’ı Fenerbahçe’de, Pancu’yu Beşiktaş’ta, Hakan’ı gazete sayfalarında seyrederken, üstelik “alınanlar döküm döküm dökülürken”, Galatasaraylılar’ın içi sızlıyor!. Şu günlerde sokakta yürüyemez oldum; önüme çıkan “tanıdık, tanımadık” bir yığın insan ve hele hele “gözlerinin içi hiç gülmeyen, aksine öfke saçan” Galatasaraylılar sorup duruyorlar: “Ne olacak bu takımın hali?” Ardından “ikinci soru” geliyor: “Galatasaray Lucescu’yu bırakıp Terim’i getirmekle hata mı etti?” Ve... Üçüncü soru “en” acısı: “Yoksa Terim’in başarılarının ardındaki gizli kahraman Hagi mi idi?” Şimdi, bizzat Terim’in “bizden cevabı istenen” bu üç soruya açık açık ve hem de kısa zamanda cevap vermesi gerek!.. Tabii “bu cevap” futbol sahalarında verilmeli!. Galatasaraylılar’ın “Sefanı sürdük, cefanı da çekeriz” gibi “ısmarlama pankartlarla” tribünlere gelmelerine kimseler aldanmasın; çok yakından biliyorum ki Galatasaraylılar’ın “sabrı” kalmadı!. Hem “farklı” yenilgilere, hem de “futbol olarak” ezilmeye... Terim’in “Galatasaray için de, kendi için de” bu gidişi “adeta” seyretmeye ve “durup dinlenmeden” mazeret üretmeye hakkı yok!. “Felipe kız gibi oynarken” daha doğrusu “kız gibi bile oynayamazken”, Pancu “aslanlar gibi” savaşıyor!. Bu fark bile, Terim’in “nerelerde yanlış yaptığını” çok iyi ortaya koyuyor!. Lucescu “Nouma’yı adam ediyor”; hem de ne adam!!! Terim, dönüp Hakan Şükür’ün yüzüne bile bakmıyor; anlaşılan “İmparator, onun gelip herkesin önünde eteklerini öpmesini ve af dilemesini bekliyor!.” Olacak şey mi? “Birinci problem” apaçık ortada: “İmparator sendromu” Galatasaray’ı yakıyor!. Terim’in ayakları “artık” yere basmalı, hem de “sağlam” basmalı!. “Terim” adı, “o gün dünyaları yenen” Galatasaray’ın “bugün dünyaları yenmesine yetmiyor!.” Çünkü “bu takım, o takım değil; hem de hiç değil!.” Eğer “Terim bugün de o günün Terim’i ise” inanıyorum ki; bu zor dönemi geçecek ve takımını düzlüğe çıkararak, Galatasaraylılar’ı “mutlu etmeye başlayacaktır!.” Galatasaraylılar’ın sokakta sordukları sorulara verdiğim cevap da budur!
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT