BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir politikacıdan çok yıpratıldım

Bir politikacıdan çok yıpratıldım

Hep yazılıp çizilen Barlas’ların boğaza nazır evlerinde güzel bir akşam üzeri biraz medyanın, biraz ülkenin durumunu konuştuk. Dile kolay meslekte geçirilen 42 yıldan sonra okuyuculardan ayrı kalan Barlas’la söze bu iki yılla başladık. -Yeniden yazıyorsunuz ve her akşam televizyonda programınızı yapıyorsunuz. Ne değişti, neden sustunuz ve neden şimdi tekrar başladınız?... “Askeri rejimler, insanların düşüncelerini rahatça açıklamalarını istemezler, kapalı rejimlerdir... Ben de o rejimlere karşı olduğum, kimsenin susturulmasını istemediğim için susturuldum. Bunun arkasında bir yerde benim kendilerini eleştirmemden hoşlanmayan politikacılar vardı. Beni susturan politikacıların hepsi 3 Kasım’da barajın altına indi, siyasetten tasfiye edildiler... Demek ki ben haklıymışım, haklı olduğum ortaya çıkınca da yeniden konuşmam serbestleşti...”



Anadolu’yu dolaştım -Bu iki yıl nasıl geçti?... Kendi açınızdan da medya açısından da bir değerlendirme oldu mu?... “-Çalışarak geçti. Kitaplar yazdım, yazılar yazdım. Konuşabildiğim yerlerde konuştum. Bütün Anadolu’yu dolaştım, gitmediğim il kalmadı. Bu benim başıma daha önce de geldi meslek hayatımdaki 42 yıl içerisinde, 12 Mart’ta da geldi... Elinizde kalem varken, konuşurken birtakım insanlar etrafınızı dolduruyor, ‘sen bir tanesin, harikasın’ diye. Yazı yazarken çok güçlü görüyor, siyasi iktidarla karıştırıyorlar gazeteciyi. Birdenbire aynı insanların sizden uzaklaştığını, arkanızdan konuştuğunu görüyorsunuz. Kırk yıllık dostlar bana şeriatçı bile dediler. Canan’la bir davete gitmiştik. Ya kırk yıllık dostlar, görüştüğümüz insanlar soğuk davranıyorlar. Canan ‘bak oğlanın nişanına davet etmedik diye böyle davranıyorlar’ dedi. ‘Yok dedim bunlar bizi şeriatçı görüyorlar, bak ispatlayayım sana’. Sosyetik bir hanım vardı yanına gittim. ‘Erbakan artık bizim evde kalıyor. Ayrıca ikna ettim bundan sonra günde beş vakit değil üç vakit namaz olacak.’ ‘Hah dedi. Nihayet iyi bir iş yapmışsın.’ O kadar cahil o kadar boş insanlar ki. Bunlar zamanında ‘toplu Cuma namazı kıldılar’ diye başlık atan cahil takımından. Yani Erbakan’a söyleyince islamın şartlarının değişeceğini zanneden cahil takımı. Ondan bunların fazla önemli olduklarına inanmıyorum. Bunların hiçbir şeye inançları yok. Uygarlığa, demokrasiye hiçbir şeye...” Süleyman Demirel’i yok saydım -Mehmet Barlas’ın evine gelip gidenler, görüştüğü insanlar da çok yazıldı çizildi. “-Bunu hep söyledim. Benim babam politikacıydı, dedem de yargıtay başkanıydı, büyük dedem de müderris yani medresede profesör. Kaçıncı kuşak, çevremiz var yani. Ben çocuk yaşta İsmet İnönü’yü bizim evde kardeşimle misket oynarken gördüm. Türkiye’de kim başbakan ya da Cumhurbaşkanı olduysa sevmediklerim hariç hepsiyle dost oldum. Mesela Süleyman Demirel. Problemli döneminde hep destek oldum başbakanken ama Cumhurbaşkanıyken hiçbir Çankaya davetine gitmedim, hiçbir söze aldırmadım, ilişkimi kestim... Süleyman Demirel’in yanlış yolda olduğunu düşünüyordum. Turgut Özal Cumhurbaşkanıyken Demirel’in ailesi Çankaya’yı boykot etti ben de Süleyman Demirel’i yok saydım. Şimdi Süleyman Demirel dar durumda olursa yanında olurum. Hoşuma gitmeyen adam güçlü olursa bu eve de giremez ben de onun evine gitmem. Benim ilkem öyle. Yoksa adam gibi adamsa insanlar, gerçekten ahbaplık etmeye değerse ben de onların evine giderim, onlar da benim evime gelir. O yüzden benim evime gelmek ne benim açımdan ne de gelen açısından bir imtiyazdır. Eğer dostumsa gelebilir...” AB olmazsa AKP zorlanır -Siz 3 Kasım’dan önce ‘sistem tıkandı, Türkiye seçimlerle kendini bulacak’ diye yazıyordunuz. Ortaya çıkan bu tabloyla, işte mecliste iki yeni parti var, diğerleri barajın altında kaldı ve eski liderleri artık yok. Türkiye asıl rengini buldu mu şimdi?... “-Aslında bulmadı tabii. Türkiye’nin dışarda kalan kesimlerini acaba kim temsil ediyor. AKP baktığınız zaman ANAP ve MHP’den kaçan oyları da görebilirsin. Bu bakımdan AKP bence çoğunluğu temsil ediyor, o kesin. Yüzde 34’ün daha ağırlıklı anlamı var. AKP’nin içinde geniş bir koalisyon olduğu belli. Sadece ANAP’la MHP ile değil, kendi içindeki radikaller ve ılımlılarla bir koalisyonu var. Ayrıca Tayyip Erdoğan’ın yasaklı olması ve Abdullah Gül’ün başbakanlığı parti içi problemdir. Çünkü insanların egoları vardır. Her ne kadar Abdullah Gül, Erdoğan’ın üstünlüğünü, liderliğini kabul etse de ailesi, çevresi ‘sen iyisin’ diyecektir. Kendi içinden de ‘niye ben hep gitmeye, evimi taşımaya hazır başbakan gibiyim’ diyebilir... Bir de Saadet Partisi’nin baskısı tabii.” Deniz Akkaya kızım gibi -Peki ya televizyon nasıl gidiyor? “-Daha iki ay olmadı çıkardığımız insan sayısı 300’ü buldu. Durmadan bir şey öğreniyorum orada da. Doktoru var, mimarı var, magazincisi var. İlgi alanıma girmeyen konularda da çalışmak zorundayım. Magazin fazla ilgi alanıma girmeyen bir konudur ama ona da çalışmak zorundayım, bundan mutluyum...” -Partnerinizin Deniz Akkaya olması da dikkatleri çekti. “-Deniz Akkaya da ekranda müthiş bir şey. Ben daha bandı hiç seyretmedim ama görenler ekranda çok güzel olduğunu söylüyor, ben bilmiyorum. Ben yanında olduğum için yüzüne fazla bakamıyorum. Ciddi, yüzünü fazla bilmiyorum...” -Yayından önce ya da sonra da mı bakmadınız yani? “-Konuşurken ne olacak benim kızım gibi işte. Ona bir kadına bakar gibi ciddi bakmadım, kızım gibi bir insan. Ben 60 yaşındayım o da daha 25 yaşında değil herhalde. Mesleğinde başarılı olmuş, genç yaşına rağmen parasal tatmin almış, şöhret tatmini almış, bir kompleksi yok rahat çalışılıyor. Bir de çekici, diyorlar ki ekranda çok iyi duruyor...” Özal’ı savunduğum için eleştirildim -Deniz Akkaya kızım gibi deyince kendi kızınız ve oğlunuz var. Peki ya torun? “-Bizde torun yok. Onun yerine bir maymunu var oğlumun. Kuki diye o işte...” -O da çok yazıldı çizildi. Bayağı meşhur bir maymun. Bütün bunlardan şikayetçi oldunuz mu, etkilendiniz mi? “-Hiç, vız gelir. Etkilenme korku şeklinde olur eğer bir açığın varsa. Ben Özal’ı savunduğum için Özal’dan daha çok bana hücum edildi. Bir politikacıdan daha çok yıpratıldım. Kamuoyunun önünde olduğun zaman, vergi kaçakçısıysan, hırsızsan, devletle karanlık bir işin varsa, insan ilişkilerinde çok çarpık bir yanın varsa insan ürker çıkar rezil olurum diye. Öyle bir şey olmayınca zaten savunduğun ilkeler belli hiç etkilenmiyorum...” Ahbap-çavuş kapitalizmi Seçimden sonra bazı insanlar sanki kendilerinde de ülkede de yeni bir şeyler keşfetmiş gibi konuşmaya, yazmaya başladılar. “-Türkiye’nin özelliği o zaten. Devlet burada çok güçlü. Herkesin devletle bir işi var. Devletle aralarını açmak istemedikleri için seçime bir gün kalaya kadar çok karşı oldukları görüşler iktidar olunca ‘Aaa Tayyip Erdoğan ne yakışıklı adammış, ne çalışkan adammış, Abdullah Gül ciddi bir Kayseri beyefendisiymiş, zaten Kasımpaşa da erkekliğin simgesidir’ gibi yazılar başladı. Ama bu bir süre devam edecektir. Eğer Ankara’daki siyasi iktidar bunların istediklerini yapmazsa, tekrar ‘İşte irtica tehlikesi geldi, bu Abdullah Gül’ün babası da sakallıymış zaten, Tayyip Erdoğan’ın beyninin içinde mutlaka din devleti vardır’ gibi yazılar başlayacaktır. Bunu yüzyıldır görüyoruz. Sistem olarak biz diyoruz ki ahbap-çavuş kapitalizmi bitmelidir. Bir kısım medya ‘Aman AKP iktidarı herkese eşit olun sakın başkalarına bir şey vermeyin’ diyor. Bu ne demek oluyor? Biz geçmişte devlete, siyasi iktidara yakındık, çok şey aldık. İşte özelleştirme, bankacılık falan. Bizim sizinle aramız iyi değil. Beş sene sonra bize yakın olan bir iktidar gelince yine isteriz. Ama siz kimseye vermeyin ki bizim dışımızda olanlar kazanmasın. Kural dışı, ahlak dışı bir davranış. İlke olarak devletin ekonomiden elini çekmesi lazımdır. Medyanın bankacılıktan, ticaretten, sanayiden elini çekmesi, medya sermayesinin diğer sermayeden farklı olması lazım. Bazıları medya sermayesini kullanarak anormal büyüdüler, herkes batarken. 3 Kasım seçimi sadece bir siyasi kadroyu tasfiye etmedi. O anlayışa da dur dedi, halk çok kızgın. Medyada bazı isimleri telaffuz edince çok büyük tepki var. AB’ye girdiğimiz zaman bunlar değişecektir...” -Bundan sonra neler olacak. Yeni yeni gazeteler katılıyor. Gazetede yöneticilik düşünüyor musunuz? “-Hayır asla düşünmüyorum. Geçmişte çok yöneticilik yaptım. Artık bu yaştan sonra yöneticilik çok yanlış. İkincisi hep yazdığım bir şey. Yeni kuşaklara yerini bırakmak lazım. Her yaşlı insanın doldurduğu her koltuk gençlerin oralara uzanamaması demek. Ben baş yazarlık yaptım, genel yayın müdürlüğü yaptım, daire başkanlığı yaptım yani kendi mesleğimde yapabildiğim bütün yöneticilikleri yaptım yeter artık...”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT