BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Anadolu ressamı

Anadolu ressamı

Anadolu toprağını, bu toprağı işleyen insanları bütün mimik, hareket ve yaşayışlarıyla resimlerine yansıtan Neşet Günal'ı hiç tanımadım. Ama öğrencileri Neşe Erdok ve Mahir Güven'in eserlerini incelerken, Türk resminin zirve isimlerinden Günal'ın, bir Anadolu belgeseli gibi karşımda duran tablolarını yeniden yeniden hatırladım.



Anadolu toprağını, bu toprağı işleyen insanları bütün mimik, hareket ve yaşayışlarıyla resimlerine yansıtan Neşet Günal'ı hiç tanımadım. Ama öğrencileri Neşe Erdok ve Mahir Güven'in eserlerini incelerken, Türk resminin zirve isimlerinden Günal'ın, bir Anadolu belgeseli gibi karşımda duran tablolarını yeniden yeniden hatırladım. Toprağın, harmanın, hasadın, başağın, kadının, çocuğun, nasır tutmuş ellerin, düşünceli başların Neşet Günal'ın tablolarında gerçekçi fırça darbeleriyle nasıl işlendiğini resimle ilgilenenler çok iyi bilir. Her bir tablosunu izlerken, sanki Erden Kıral'ın "Bereketli Topraklar Üzerinde", Şerif Gören'in "Tomruk" veya "Derman" filmlerini kare kare yaşadım her seferinde. Anadolu insanının trajedisini müthiş bir gözlem ve sanat kaygısıyla tablolarına yansıtan Neşet Günal'ın, Arif Keskiner ve Prof.Dr. Sami Şekeroğlu tarafından çekilen belgeselleri ise O'nun sanat adamlığının şifrelerini sundu izleyenlere... Bağbozumunda doğdu Neşet Günal öldü; yani Türk resminin Anadolu'ya bakan ayna ressamı... Belki de figüratif Türk resmi en önemli temsilcisini kaybetti. "Çoğu Anadolu insanı gibi benim de doğum günüm belli değil. Bağbozumunda dünyaya gelmişim, Nevşehir'de" diyen Günal, daha çocuk yaşlarda tanışır toprakla. Toprak verimsizdir. Ailenin geçimi ise bağcılık üzerinedir. Daha altı yaşında iken ailenin geçimini kolaylaştırmak üzere Koçhisar'daki büyükbabasının yanına çağrılır. Ilk öğrenimini Koçhisar'da yapar ama tatil aylarında annesinin yanına gelir. Ortaokul öğrenimini ise büyükbabasının yardımı ile Nevşehir'de yapar. Bu dönemde resim vazgeçilmez bir tutku halini alır. Yaptığı işlerin çevresinde uyandırdığı ilgi kendisine güç verir. Öğretmenlerinin gayreti ve resme olan yeteneği karşısında belediye "reisi"nin gösterdiği anlayış hayatını değiştirir ve Nevşehir Belediyesi'nin sağladığı ayda 13 lira yardımla akademiye resim öğrenimi için gönderilir. Yıl 1939, yaş ise 16'dır... Çelişkiler, kuşkular... Yeni bir hayata başlamıştır ama tam o sıralar İkinci Dünya Savaşı da patlak vermiştir. Akademi ilk önce çok yabancı gelir. Arkadaşlarıyla olan yaş ve çevre farkının ezikliğini duyar başlangıçta. Hocaları ve özellikle L. Levy'nin gösterdiği ilgi sayesinde güveni yerine gelir. Zorluklar başlamıştır Günal için... Önce babası ölür, annesi iki kardeşiyle yalnız kalır. Bir yandan para kazanmak, bir yandan da okumak zorundadır. Bütün bu zorluklarla 1946 yılında okulu bitirir ve ilk açılan Avrupa sınavını kazanarak 1948'de Fransa'ya "Duvar resmi ve Fresk öğrenimi"ne gönderilir. İçindeki çelişkileri, kuşkuları kendi yolunu bularak gidermeye çalışır ve kendi kendini yetiştirir. Paris'e gittiğinde ustalarla tanışır ama bu tanışıklık çoğunda hayal kırıklığı getirir. Önceleri bu ülkedeki sanat adamının çok ileri bir düzeyde olduğunu düşünür ama burada bulunduğu dönemde sanat hayatındaki tutuculuk ve gericiliğin ilginç örneklerini görür. Ekolcü öğretimin karşısında durur. Kendi yeteneklerine uygun çalışmalara imza atmaya çalışır. Taklitten kaçar. 'Toprak adamları' 1960'lardan itibaren bütün riskleri gözönüne alarak "anlatımı" baş ilke edinir. Hayat mücadelesi, tasalar, acılar, yoksulluklar resminin ana öğesini oluşturur. "Toprak adamları"nın gerçeğinde yola çıkarak kendi gerçeğini yeniden bulur. "Çağdışı" ve "sefalet edebiyatı" diyenlere aldırmadan yoluna devam eder. Bütün resimlerini yaşayarak yaptığı için içi rahattır. "Toprak adamının gerçeğini inanarak, yaşayarak, duyarak vermek istedim. Eğer bu gerçeğe resimsel bir nitelik kazandırabilmişsem, sade bunda 'inandırıcı' olabilmişsem, öz-biçim uyumuna yaklaşmışım demektir. Gerçekten kopmak biçimsel bir kısırdöngüye girmek olur. Sanattaki gerçeğin 'insan ve toplum gerçeği' olduğuna inanıyorum. Başından beri sanatın toplumsal bir işlevi olduğuna inandım. Sanatın yararlılığı ile gerçekliği arasında yakın bir ilinti var" diye kendini özetleyen Neşet Günal, yeni bir resim dili oluşturur ve ömrünün sonuna kadar da bu çizgisinden taviz vermez. İşte, Neşet Günal'ı bu kadar önemli kılan, iç çelişkilerini yeniden kendine dönerek halletmiş olması ve yorumunu bu dinginlikle tuvallerine yansıtmasıdır. Allah, rahmet eyleye...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT