BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Resûlullaha elçi oldu

Resûlullaha elçi oldu

İlmi bizzat Peygamber efendimizden öğrenen Câbir bin Abdullah, Tefsir ve fıkıh ilminde Eshâb-ı kirâmın önde gelenlerindendi. Hakkı söylemekte adaletten ayrılmaz, emr-i ma'rûf ve nehy-i münkeri bildirmekte çok gayret gösterirdi. Güzel yüzlü, sevimli, yumuşak huylu olduğundan, Peygamber efendimiz tarafından elçi olarak görevlendirildi.



Câbir bin Abdullah'ın babası Abdullah bin Amr, ikinci Akabe biatında İslamiyeti kabul etmiş ve Resûl-i ekrem efendimiz tarafından Benî Hasan'a temsilci olarak tayin edilmişti. Bu sıralarda Câbir, genç bir delikanlıydı. O da babası ile beraber Akabe'de bulunup biat etmişti. Genç yaşta Müslüman olan Câbir bin Abdullah, bizzat Peygamber efendimizden ilim öğrendi. O, güzel yüzlü, sevimli, yumuşak huylu, sünnet-i seniyyeye uymakta çok gayretli, merhametli, nazik, gönül alıcı muhterem birisiydi. Hazret-i Câbir'in evi, Mescid-i Nebîden 2 kilometre uzak olmasına rağmen her namazı Peygamber efendimizle, Mescid-i Nebîye gelerek kılardı. Hakkı söylemekte adaletten ayrılmaz, emr-i ma'rûf ve nehy-i münkeri bildirmekte çok gayret gösterirdi. Resûl-i ekremin nasıl namaz kıldığını görmek isteyen ona gelir, Hazret-i Câbir de onlara tarif ederdi. Tefsir ve fıkıh ilminde Eshâb-ı kirâmın önde gelenlerinden olan Câbir bin Abdullah, Peygamber efendimizin sağlığındayken sorulan bazı suallere cevap verip, müftülük yaptığı gibi, Peygamber efendimizin vefatından sonra, O'ndan öğrendiği ilmi dört bir yandan gelenlere öğretmeye çalıştı. Yemen, Mısır, Basra, Kûfe gibi uzak yerlerden dersini dinlemeye gelirlerdi. Hatta Eshâbın büyüklerinden Ebû Ubeyde, Talhâ bin Ubeydullah, Ammâr bin Yâsir, Muâz bin Cebel gibi büyük zatlar ondan çok istifade ettiklerini söylerlerdi. Câbir bin Abdullah'tan Tâbiînin büyükleri pek çok rivayette bulunmuşlardır. 1540 hadîs-i şerîf bildirdiği kaydedilmiştir. Câbir bin Abdullah'ın babası şehit olduğunda bir hayli borç geride bırakmıştı. Babasının şehâdetinden sonra, alacalılar, Câbir bin Abdullah'ı sıkıştırarak alacaklarını istemişlerdi. Fakat onun elinde hiçbir şey yoktu. Bunun üzerine halini insanların en merhametlisi olan Peygamber efendimize giderek arz etti. Resûl-i ekrem efendimiz, teklifini kabul buyurarak bir kısım hurma toplanmasını ve kendilerine haber verilmesini buyurdular. Aynen Resûlullah'ın dediği gibi yapıp Resûlullah'a haber verdi. Bunun üzerine Resûl-i ekrem efendimiz, Câbir bin Abdullah'ın evine gidip, alacaklıların çağırılmasını buyurdu. Alacaklıları geldiğinde Resûlullah efendimiz toplanan bir kısım hurmadan, hepsine haklarını verdikten sonra bir miktar hurma yine Câbir bin Abdullah'a kaldı. Peygamberimiz bu mucizeyi Eshâb-ı kirâma da anlatmasını Câbir bin Abdullah'a emir buyurdu. Hendek muharebesinde Resûl-i ekrem ile Eshâbı üç gün ağızlarına bir lokma koymamışlardı. Bu sırada Resûl-i ekrem açlığını bastırmak için mübârek karınlarına taş bağlamışlardı. Bir ara mübârek karnı açıldı. Bu hali gören Câbir bin Abdullah çok üzüldü ve hemen Resûlullah'ın huzuruna varıp, izin istedi ve eve gidip hanımına durumu anlattı. Bunu öğrenen hanımı çok üzülüp, evlerinde bir oğlakla birkaç avuç arpa olduğunu söyledi. Bunun üzerine Câbir bin Abdullah hemen oğlağı kesti, arpayı el değirmeninde öğütüp un hâline getirdi. Hamuru yoğurup tandırda pişirdikten ve eti de çömleğe koyup kaynattıktan sonra Resûlullah'ın huzuruna varıp, "Yâ Resûlallah, az bir yemeğim var. Yanınıza birkaç kişi alıp yemeğe gelebilir misiniz?" diye buyurdu. Resûlullah efendimiz yemeğin bir oğlak ve birkaç avuç arpa unundan ibaret olduğunu öğrenmesi üzerine Câbir bin Abdullah'a, "Yemeğin hem çok, hem de güzeldir. Hanımına söyle, ben gelinceye kadar tandırdan et çömleğini ve ekmeği çıkarmasın!" buyurdu. Sonra da mücâhitlere dönüp, "Ey Hendek halkı! Kalkınız, Câbir'in ziyafetine gideceğiz" diye buyurdu. Bu emir üzerine Eshâb-ı kirâm toplandı. Biraz sonra Peygamber efendimiz kalabalık bir topluluk ile kapıya geldi. Peygamber efendimiz, önce etin ve ekmeğin bereketli olması için dua buyurdu. Sonra tandırdan indirmeden bizzat elleri ile yemeği ve ekmeği dağıttı. Bütün Eshâb-ı kirâm doyuncaya kadar yediler. Bu davette binden fazla kişi yemek yedi, fakat ne ette, ne de ekmekte bir eksilme olmadı. Ömrünün sonuna doğru gözlerine perde gelen Câbir bin Abdullah, Sıffîn Muharebesinde Hazret-i Ali'nin yanında bulundu. Yezid'in kumandasındaki orduda İstanbul Muhasarasına katıldığı bu sırada 693'te şehit olup, Kocamustafapaşa'da bulunduğu sanılmakta ise de, kaynak kitaplarda onun aynı senede Medîne-i münevverede vefat ettiği bildirilmektedir.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 93237
    % -1.38
  • 4.7219
    % -0.29
  • 5.4786
    % -0.41
  • 6.2486
    % -0.51
  • 194.437
    % -0.09
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT