BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ramazana 11 ay kaldı !..

Ramazana 11 ay kaldı !..

Son iftar sofralarına, geride bırakılan o mübarek ayın hüzün ve burukluğu hakimdir. Daha ramazan biterken “Gelecek ramazana on bir ay kaldı” deyip, yeni bir ramazanı beklemeye başlayan o üzgün çehrelerden akan bir damla göz yaşı, son ramazan lokmasının katığı olur. Ve o geceden sonra parmak hesabıyla sayılmaya başlanıp gönüller ferah bulur, 10 ay kaldı... 9 ay kaldı diye...



Son gecesi bize bayram sabahını vadeden, eskilerin deyimiyle şehr-i siyam, şehr-i i’tikâf, şehr-i istiğfar olan bir ramazanı daha geride bıraktık. Otuz ramazan gecesi, otuz bayram manzarası sunan bu mübarek ayın bitimi hep bir hüzün olmuştur İslam aleminde. Tabii o mübarek ayın bitimi bir bayramın da başlaması demekti. Aslına bakarsanız bayram, ramazan bittikten sonra değil, bizzat ramazanda olurdu. Öyle ki bu bayram, senede bir ay gelir ama onun gelmesi tam on bir bayram sevinci içinde geçerdi. Çocukluğumuzdan beri devamlı ve azalmayan intibalarla ramazan biterken, “Gelecek sene ramazanına on bir ay kaldı”, diye bir beklenti hasıl olurdu eski yüreklerde. Malum, ramazan bu sene olduğu gibi bazı seneler 29 çeker ya, işte eskiler böyle 29 çeken ramazanlarda, “bizim bir günümüzü çaldılar” diye serzenişlerde bulunurdu. 30 gün oruç tutanlar bayramın birinci günü oruç tutmadığından bir şey yemeğe utanır ve bir nevi gündüz yemenin acemiliği ve mahcupluğu içinde olurdu. Bu sevgi ve bağlılık bazı yaşlı bedenleri de o denli hüzünlendirirdi. Sevinçle karışık bir burukluğu yaşayan ihtiyarların, o koskoca 11 ayı beklemeye ne tahammülleri vardı, ne de yaşayacakları o 11 ayın garantisi... Öyle ki eskiden ölmek isteyenlerin bile, “Şu ramazanı göreyim de öyle...” diyerek hayatında bir defa daha idrâk etmekle noksansız ahirete göçmeyi düşündükleri ramazan, her asır “Ah nerede o eski ramazanlar!” terennümlerini dedirtecek kadar unutuluyor her geçen gün... Yüreklere en tatlı zevki veren davulun o sesiyle başlayan on bir ayın sultanı, ufuklardan Müslüman evlerine ruh ve ağız tadı getiren uhrevi bir yolcu gibi doğardı. O mübarek ay; ibadethanesinden kahvehanesine, sokağından sofrasına kadar bolluk, merhamet, neşe, zenginliğin kaynağı olurdu. Tenbihnameler neşredilirdi Ramazan ayı başlamadan evvel halkın bu ayı daha rahat ve huzurlu bir şekilde geçirmesi için hükümet tarafından bazı tenbihnameler neşredilirdi. Bunlar 19. Yüzyılın ilk çeyreğinde ortaya çıkan bazı kuralları içeren bir nevi yönetmeliklerdi. Ramazan günleri ve gecelerinde bu aya hürmeten evlerin, sokakların ve dükkanların temizliğine itina gösterilmesi, padişahın şehri ziyaretleri sırasında ahalinin nasıl davranacağı, kadınların arabalı arabasız gezintilerde uyması gereken kurallar ve sosyal hayatın düzenini bozacak hareketlerden ve tavırlardan kaçınılması bu tenbihnamelerle açık bir şekilde halka duyurulurdu. Hükümet tarafından halka tenbihat yapmak icap ettiği zaman mahalle imamlarına haber verilir ve akşam ezanına yakın bekçiler: “Tenbih var akşan camiye buyurun” diye sopalarını kaldırımlara vurup yüksek sesle bağırarak mahalleyi dolaşır, herkese haber verirlerdi. Akşam namazından sonra da imam efendi tenbihi halka bildirirdi. Fukaranın da hakkı gözetilirdi Eski İstanbul’da, “On bir ayın sultanı geliyor” diye bütün Müslümanlar ramazanı dört gözle beklerlerdi. Zengin, orta halli, fakir bütün Müslüman İstanbul halkı, ramazanı iyilik etme, sevap kazanma, günahlardan kurtulma sevinci ve şevki ile karşılarlardı. Erkeği olmayan dulların, evi barkı olmayan bekârların, babasız yetimlerin gönüllerini hoşnut etmek, onların hayır duasını almak, tutacakları orucun, indirecekleri hatimlerin, edecekleri ibadetlerin sevabını kazanmak, günahlardan halas bulmak, ancak yapılan bu iyilikler ve yardımlar sayesinde olacağı için ramazan-ı şerif Müslümanlarca içten gelen kutsal bir sevgi ve hürmetle karşılanır ve beklenirdi. Yalnız zenginlerin değil, orta halli ailelerin bile defterli dulları, bekârları vardı. Halinden, geçiminden ve muhtaçlığından kimseye şikayet etmeyen fukarayı “sâbirin” denilen bu kimselere hem zekat ve sadaka paylaştırılır, hem ramazan masrafı dağıtılır, hem de iftar verilirdi. Defter tutabilecek durumda olan aile reisi, defterindeki kayıtlı, mahalle komşusu olan dul veya fakirlerine ramazandan bir hafta evvel üç okka sade yağ, iki okka zeytinyağı, on okka pirinç, beş okka şeker, iki okka hoşaflık, iki deste mum alıp ramazan masrafı olarak görüp, o aileyi sevindirirdi. Bazı gönüllü ve kesesi gani olanlar ise iftarlık reçelini, peynirini, zeytinini, güllacını, kıymalık ve kavurmalık etini bile gönderirdi. Fakir, kimsesiz, elden ayaktan düşkün, cami odalarında yatıp kalkan bekârlara, mahallenin hali vakti yerinde olanları, önceden aralarında anlaşırlar, bu işler için mahalle bekçisini para ile tutarlar, bu gibi kimselere her akşam başka bir evden bir tepsi ile iftarlıkla bir tas çorba, iki sahan yemek gönderilirdi. Küçük evlerin bayramlıkları da, ramazan ayı içinde büyük evlerde hazırlanır, gizlice bohça bohça yavru evlere gönderilirdi. Bu bohçalar içinde ihtiyar ninelerin baş örtülerinden, küçük torunların çoraplarına, pabuçlarına kadar bütün iç ve dış giyecekler bulunurdu. Bu da İsmail Paşadan... Hidiv İsmail Paşa 1866 yılında meydana gelen Hocapaşa yangınında bir defada verdiği bin beş yüz kese akçeden başka, bu yangında evi barkı yanıp büsbütün kül olmuş ve tutulan defterine göre tutarı sekiz bin beş yüz kişiye varan ihtiyaç sahiplerinin her birine altı ay, ayda altmışar kuruş ile otuzar okka pirinç ve ikişer okka da sade yağ vermiş ve Sultan Abdülaziz’in hastalıktan iyileşmesi şerefine olmak üzere beş yüz bin kuruş gönderip, fakirlere dağıttırmıştı. Yine aynı Paşanın 1863 yılı ramazanının yaklaştığında gönderip dağıttırdığı para ve erzakın cins ve miktarı da şöyleydi: Dağıtılan yerler Şeker Pirinç Nakit (Kuruş) Tekkeler 40 Kantar 100 Ölçek 83.000 Medreseler 30 Kantar 50 Ölçek 43.000 Üsküdar mahallelerine 20 Ölçek 15.000 Boğaziçi semtlerine 18 Ölçek 15.000 Galata, Tophane, Fındıklı 10 Ölçek 10.000 Kasımpaşa 10 Ölçek 10.000 Eyüp ve Eğrikapı 17 Ölçek 12.500 Silivri Kapı 14 Ölçek 10.000 Yedikule 14 Ölçek 10.000 Yeri belli olmayan fukaraya 10 Kantar 43 Ölçek 42.500
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT