BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > İftara davet ne gerek...

İftara davet ne gerek...

Ramazan ayında tüm evler de, en nefis yemeklerin, her “Selamın aleyküm” diyene sunulduğu bir ziyafethane haline gelirdi. Büyük konakların iftar sofrasında yer almak için tanıdık olmaya lüzum yoktu. Gözüne kestirdiğin yere girerdin kimse de kim olduğunuzu, ne münasebetle tanışıldığını, isminizi ve işinizi sormazdı.



Ramazan ayında tüm evler de, en nefis yemeklerin, her “Selamın aleyküm” diyene sunulduğu bir ziyafethane haline gelirdi. Büyük konakların iftar sofrasında yer almak için tanıdık olmaya lüzum yoktu. Gözüne kestirdiğin yere girerdin kimse de kim olduğunuzu, ne münasebetle tanışıldığını, isminizi ve işinizi sormazdı. Sadece kapına duran ağa, kılığınıza, kıyafetinize bakarak, size yer gösterirdi: Ya büyük sofrada, ya orta sofrada, ya da alt katta, kahve ocağı sofrasında. Otur masanın bir kenarına, istersen ne konuş, ne dinle, yaranmaya çalışma, sekiz on türlü yemekten, tıka basa karnını doyur. Kahveni iç, usulcacık sıvış git... Kimse farkında olmaz, onlar dahi işi acayip bulmazdı. Otuz gün ramazanı böylece, yabancı konaklarda iftar etmek suretiyle yiyip içerek geçiren binlerce adam vardı. Teravih’ten sonra misafirler dağılıp giderken hali vakti yerinde olan aileler ramazan ayında iftara davet ettikleri zengin, fakir herkese evden ayrılırken, diş kirası olarak bir miktar para ve kıymetli bir eşyayı hediye verirlerdi. Sanki iftara iştirak etmekle, gelenler dişlerini davet sahibinin zevkine kiralamış oluyorlar ve bu kira bedeli, orada ödeniyordu.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT