BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Fatih hoca!

Fatih hoca!

Fatih Terim hoca, her bayram olduğu gibi bu bayramın ilk sabah saatlerinde arayıp, kutlamasını yaptı, sağlık ve başarı dileklerinde bulundu. Ben de, onun yanaklarından öpüp, ailesine iyi bayramlar diledim. Tabii ki; konuşmamız bu kadar sürmedi. Başka neler mi konuştuk? İşte buyurun...



Fatih Terim hoca, her bayram olduğu gibi bu bayramın ilk sabah saatlerinde arayıp, kutlamasını yaptı, sağlık ve başarı dileklerinde bulundu. Ben de, onun yanaklarından öpüp, ailesine iyi bayramlar diledim. Tabii ki; konuşmamız bu kadar sürmedi. Başka neler mi konuştuk? İşte buyurun... Hocayı teknik adamlığa başladığı ilk günlerden bu yana ilk defa bu sezon eleştirdim. Sisteminde, gidenle ve gelen bazıları sebebiyle, temeline dokunmadan oynamalar yapmalıydı, yapmadı! Hele hele üçlü savunmaya dönerek temele dinamit koymasına bir anlam veremediğim gibi, kızmadım da desem yalandır. Fatih hocaya şunu söyledim kısa konuşmamız süresinde: “Hocam, bizi fena alıştırdın, bazı yaşamadığımız ve yaşamayı aklımızdan bile geçirmediğimiz şeylere... Eleştirimiz, daha doğrusu canımızın sıkkınlığı bundandır.” Cevap beklediğim gibi idi: “Haklısın ağabey... Seni çok iyi anlıyorum. Ama Pazarı geçeyim, çok şey eskisi gibi olacak...” Kısa görüşmenin özeti bu... Evet, Fatih hoca bu ülkenin futbolda hayal bile edemeyeceği zaferleri yaşatmıştır bizlere... Bunun yanısıra, karizmatik kişiliği ile de ülke genelinde uzun yıllardan beri süregelen “Arıza adamlar” profilinin değişme formüllerini de vermiştir. Fatih hocayı eleştirmemiz, hatta zaman zaman kızmamız, uygulamalarındaki, bize göre yanlışlara, can sıkmakta, hatır koymakta, haksız da değildik hani... Çünkü Fatih hoca bizi fena alıştırmıştı. Futbolda hangi Türk, Avrupalı’yı sürekli dize getirmek gibi bir kötü alışkanlık edinebilmişti? Kötü diyorum, çünkü en küçük bir, değil gerileme, durmaya bile katlanabilmek mümkün değildi. Öyle ya, Milan gibi bir firmayı yenip diğer kupaya sıçramak çok mu beklenilen bir başarıydı? Hayır! Sırasıyla Bologna gibi İtalyan futbolunun bir numaralı gergedan takımını hiç yenilmeden elemek çok mu normaldi? Alman futbolunun Bayern München’den sonra en popüler takımı Borussia Dortmund’u her iki maçta da yenerek elemeyi akıldan geçirmek ancak bir kahvehane fantezisi değil miydi? Leeds United gibi, İngilizler’in dinamit takımı diye adlandırdıkları ekibe iki maçta 4 gol atıp, finale yürüneceği bu ülkede, Avrupa’da kaç futbol adamı tahmin edebilmiştir? Finalde, İngiliz futbolunda küme düşmemiş tek takım olma unvanını elinde bulunduran, günümüzde ise en spektaküler futbolu oynayan Arsenal’e karşı, hem de uzatmada 25 dakika 10 kişiyle boğuşup, Avrupa’nın en büyük kupasını kazanmak, açık ve net, dünya coğrafyasında hiçbir futbolseverinin rüyasını bile süslememiştir. Bizim ligin dört defa üst üste aynı adrese taşınması ise, vallahi Terim hocanın değerleri galerisinde arkalarda kalır. Bitti mi? Hayır! Uzun yıllardır uykuya daldırılmış, takımı sıra takımı haline getirilmiş Floransa gibi bir asilzadeler şehrini ayağa babam mı kaldırmıştır? İtalyan futbol endüstrisinde devrim yaptığı yakıştırmasını bu kulaklar, taaa Begamo’da Atalanta-Roma maçı sırasında bile duymuştur. “50 yıldır bize yalan izlettiriyorlarmış. Terim geldi de, futboldan zevk almaya geldik” diyenleri o günlerde hangi İtalyan şehrine gitseniz duymanız mümkündü... Ben duydum... Fatih de benim babamın oğlu değil ki, üstelik de ne hemşehrim, bunları uydurayım. Üstelik yerli takım taraflılığımız da taban tabana zıt... İşte, Terim hocayı bu sezon eleştirme hakkını buralardan kazandım ben... Ona çok şey borçluyduk, bütün Türkiye olarak... Şimdi onun bizlere borçlu kalma yoluna düşmesinedir öfkemiz, kızgınlığımız... Oysa bizler devamlı borçlu kalmalıyız ki, yeni zafer dizileri izleyelim... Çünkü Terim gibileri, bu ülke, çooook uzun aralıklarla ve çooooook az sayıda üretebiliyor. Hasretimiz uzun sürer korkusunadır, taframız, can sıkkınlığımız... Haaa şunu belirteyim; Terim hocanın giydiği eşofmanın rengi de, beni hiç mi hiç ilgilendirmez... NOT: Bir son dakika gelişmesi üzerine; bu paragrafı açıyorum. F.Bahçe Meneceri Kemal Dinçer, “Lorant gönderilmezse, Oğuz Çetin’le birlikte Ocak’tan sonra yokuz” buyurmuşlar. Çok merak ediyorum, ben bu satırları yazarken; Diyarbakır deplasmanı için Lorant, Oğuz Çetin ve Kemal Dinçer aynı uçakta mıydılar? İşte F.Bahçe’nin geleceği bu sorunun içinde yatıyor. Başka söz söylemeye ne gerek var ki?..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT