BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Tesbihte ikinci bahar

Tesbihte ikinci bahar

İstanbullu tesbihçiler uzunca bir aradan sonra tezgâh başı yaptılar. Şimdi dedelerinin sırlarını keşfe çalışıyorlar.



Anadolu’da baba vefat etti mi evin direği yıkılır. Ama analar yıkılmamalıdır, önce taziyeye gelenleri ağırlamalı, uğurlamalı, sonra merhumdan kalan Mushaf-ı şerifi, Delaili Hayrat’ı, Mızraklı İlmihal’i vedahi rahmetlinin saatiyle tesbihini getirip büyük oğlanın önüne koymalıdır. Delikanlı muhtemelen kitapları yine aynı tereğe bırakır ama cep saatini (genellikle arkasında bir şimendifer resmi olan bir Serkisof ya da çift kapaklı Omega’dır) kuşağına sokar, tesbihi eline alır. Bu hareket ekelik efelik olarak değil “mesuliyetimin farkındayım” şeklinde anlaşılmalıdır. Eh babadan oğula, dededen toruna intikal eden ve böylesine büyük mânâlar yüklenen tesbih ele ve göze gelir olmalıdır. Malzemeden başlıyalım Yakıştırmayı bilen, her malzemeden (çekirdekten, kemikten, boynuzdan, taştan, tahtadan) tesbih yapar. Ama ağaçlar içinde, gül dokusuyla, pelesenk sertliği, abanoz mukavemeti, maun rengi ile öne çıkar. Sandal ve öd ağacı misler gibi kokar, yılan ağacı beline güneş vurmuş engerek gibi oynar. Hoş, ustalar emeklerini zayi etmeyecek ağaçları arar, döner dolaşır, kanağacı, maverd, zeytin, demirhindi, saten, tik, kalenbek ve morağaç üzerinde karar kılarlar. Anadolu kadınları kâh hurma, kâh zeytin çekirdeklerini deler, dizer, hoşça tesbihler yaparlar. Ama işin ustaları Çin-ü maçinden, gelen tropik malzemeleri ele geçirmeye bakar. Meselâ kuka ve narçın cevizlerini kovalarlar. Bunlar işlenmeye iyi gelir ve kullanıldıkça parlarlar. Asırlık taneler ilk günkü gibi dururlar. Amazonlarda yetişen kokodomer, büyüklükte karpuzdan aşağı kalmayan bir meyvedir. Bu mübareğin içinde (Hindistan cevizi gibi) kıvamlı ve ağdalı bir süt bulunur. Bazen meyve dalında unutulur ve güneş altında dura dura kemik gibi olur. İşte tespihçiler bu süt kurusuna bayılır, ondan beyazı buğulu taneler yaparlar. Dişler, kemikler, boynuzlar Gelelim hayvani malzemelere. Bağalar (kamlumbağa kabukları), fil, deve, mamut, hipopotam ve mors dişleri çok aranırlar. Aslında her boynuzdan tesbih olur ama ustası buffaloda karar kılar. Bunlar sert, saydam ve damarlı olur, hoşça renkler alırlar. Akamber, kaşalot veya ispermeçet balinasından elde edilen balmumu kıvamında hoşkokulu bir madde, kara amber ise amber ağacının sızıntılarından oluşan bir balsamdır. Bunlar bir yerlerde kurur tesbihçiye malzeme olurlar. İnci, mercan, sedef (istiridye kabukları) ve yüsrüyü hayvandan mı saymalı, bitki mi yazmalı bilemiyorum ama hepsi de tesbihe yakışırlar. Gelelim kehribara. Bunlar fosilleşmiş çam sakızıdır. Asıl rengi yer yer saydamlaşan limoni bir sarıdır. Ama kullandıkça kızarır, yumurta sarısı, kavuniçi derken bordoya yaklaşır. Kehribarın bir güzelliği de insanın elektriğini alması, gamını, kasvetini dağıtmasıdır. Peki kehribarın hakiki olup olmadığı nasıl anlaşılır? Kolay. Ucundan azıcık yakın, mis gibi reçine kokarsa tamamdır. Peki ya taşlar? Ustalar Oltu taşı, firuze, kedi gözü (sarı kristalli nefis bir taş) ve akik taşına bayılırlar. Çin’den uçuk mavi, Hint’ten mor, lacivert firuzeler alırlar. Sonra “akik kızıl olacak” diye bir kaide yoktur. Siyahı da, yeşili de olur ve tesbihde hoş durur. İran’dan gelen Şahmaksud taşı mavi deseniz değildir, yeşil deseniz hiç değil. Ama vurulanı, tutulanı çok olur. Kristal ve porselen tesbihler sadece seyirlik olurlar, zira hem ip keser, hem tez kırılırlar. Osmanlılar elmas, yakut, zümrüt, zeberced ve yeşimden yapılan tesbihleri çekmecelerde saklar ama necefi ellerinden bırakmazlar. Zira bu mübarek daima buz gibidir, yazın eli serince tutar. Biz alayına plastik deyip geçiyoruz ama sentetik malzemeler içinde de kıymetli olanlar var. Mesela bir 18’inci asır malzemesi olan katalin gibi. Günümüz kimyacıları çok uğraştılar ama bir benzerini yapamadılar. Taneler nasıl tatlı şeffaf, akide şekerini andırırlar. Opalin deseniz ona keza. Sıkma kehribar da suni bir malzemedir ama artık üretilmediği için hakikisinden bile fazla para yapar. Yıllardan sonra İstanbul tespihçileri, Osmanlı ile birlikte yıkılırlar. Özellikle Bayezid havalisinde yoğunlaşan atölyeler (sayıları yüzlerle ifade ediliyordu) birbiri ardından kapanır, maharetli ustalar sırlarıyla toprak olurlar. Aradan geçen uzuuun yıllardan sonra eski bir kuyumcu ustası olan Zekai Şenyurt tesbihçiliğe başlar. Serde azıcık ressamlık, biraz hattatlık olduğu için ufacık taneye yüzlerce gümüş kakar, adeta tablo yapar. Meraklılar, çıraklar derken meşale yeniden yanar. Ustamız bazı tanelerin içini de oyuyor adeta kafese çeviriyor. İşe başladı mı kendini unutuyor, gece yarılarına kadar soluksuz çalışıyor. Soranlara “tespihçi parayı sanatının önüne geçirmeyecek” diyor, “eğer bir imame için gününüzü vermeniz gerekiyorsa vereceksiniz. Emeğinizin karşılığını alırsınız almazsınız o başka. İşte bu yüzden herkes tesbihçi olamıyor ya”. Osmanlı muhteşem Eski ustalar malzemeyi falçata ve bıçaklarla yontuyor, ipli kemaneyle deliyordular. Şimdi tornalar var. Var ama işi makine değil, insan yapıyor. Ustalar malzemenin damarına, rengine bakıp en uygun yerini kullanıyor, taneleri birbirine yakıştırıyorlar. Malzemeyi önce hızarda dilimliyor, sonra ortalarını delip tornaya alıyorlar. Usulune göre traşlayıp armudi, şalgami, kürevi, beyzi ve fasetalı taneler yapıyorlar. İncecik pullar, nişaneler çekiyor, imameye halkalar giydiriyorlar. Titiz çalışmaları ile dikkat çeken Hüseyin Usta “Osmanlı muhteşemdi” diyor, “yenilik adına vakit öldürmeye gerek yok. Zaten bir tasarım mükemmeli yakalamışsa ona ilave edilecek herşey çirkindir. Osmanlının köklü tarzı ortadayken değişiklik aramak Ferrari’ye kağnı tekeri takmaya benzer. Elimde kamera, tarihi mekânları dolaşıyorum. Bazen bir mezartaşı, bazen bir şadırvan ne ufuklar açıyor.” Çocuğunuzu kıyaslamayın Okuldaki başarısı kardeşiyle ve arkadaşlarıyla kıyaslanıp küçük düşürülen çocuğun mutsuz olacağı ve birçok ailenin bu yanlışa düştüğü belirtildi. Ege Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, okuldaki başarısızlığının nedenlerini araştırıp çözüm bulunması gerektiğini vurguluyarak, çocuğu yetersizlikle suçlamanın sorunu daha da zorlaştırdığını ifare etti. Başkalarıyla kıyaslanan çocuğun kendisine olan güvenini kaybettiğini belirten Çelikkol, “Aile çocuk başarısız olsa da ona güvendiğini göstermelidir. Her durumda ona değer verdiklerini belli etmelidir” dedi.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT