BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Eko Life

Eko Life

Herkesin bildiği “tuzak gelenek” Osmanlı’nın son zamanlarında başladı, çeşitli TC hükümetleri ile sürdü, bugün de sürmeye devam ediyor. Nedir bu “tuzak gelenek?” Bir ülkeyi borçlandırırsın, para verirsin, sonra da istediğini yaptırırsın... Formül basit yani: Bugün borç alan yarın emir alır...



Aman Wolfowitz! Al dükkan senindir!.. Herkesin bildiği “tuzak gelenek” Osmanlı’nın son zamanlarında başladı, çeşitli TC hükümetleri ile sürdü, bugün de sürmeye devam ediyor. Nedir bu “tuzak gelenek?” Bir ülkeyi borçlandırırsın, para verirsin, sonra da istediğini yaptırırsın... Formül basit yani: Bugün borç alan yarın emir alır... Bu hatırlatmanın ardından, bugünkü tabloya bakalım... Şu gelinen safhada Irak’ın Müslüman bir ülke olmasının fazla bir önemi yoktur. Hatta senin de Müslüman bir ülke olman, önemli değildir. Çünkü, çizilen plan ve oynanan oyunun içerisinde böyle bir ayrıntı bulunmamaktadır. Başka çaren yoktur: Irak’la savaşacaksın... “İzmir ve Trabzon gibi illerdeki havaalanları ve limanları da ABD askerlerine açacaksın.” Talep budur... Kabul edersiniz. Ama, “Irak’la Ege’deki, Karadeniz’deki, Trakya’daki tesislerin ne alâkası var?” diye sormak aklınıza gelmez, gelemez... ABD’nin ekonomisi bozuktur. Üretim tüketimi karşılayamaz hale gelmiştir. Stoktan yemektedir. Acilen üretim düğmesine basılması gerekmektedir ama bu da ucuz enerji sayesinde olacaktır. Oysa, ABD’de enerji maliyeti çok yüksektir. Dolayısıyla, bunu ucuzlatmanın yolu petrolden geçmektedir ve ileriki yıllarda ABD’nin yüklü miktarda petrole ihtiyacı vardır. Irak’a saldırının temelinde, sağır sultan bile bilmektedir ki, işte bu petrol aşkı yatmaktadır. Bu aşamada, sizden 40 bin Mehmetçik talep ederler. İtiraz edemezsiniz. “Benim, senin petrolün için ölecek askerim yok” diye karşı çıkmanız gerekir ama olmaz... Çünkü, ABD’ye olan borcunuz boyunuzu aşmıştır. 24 milyar dolarlık bir Amerikan yardımı aklınızı başınızdan öylesine alır ki, dünya ajanslarına verdiğiniz, “Liman ve havaalanlarımız ile üslerimiz ABD’nin kullanımına açıktır” sözlerinin ne anlama geldiğini anlayamazsınız bile... Topraklarınıza binlerce Amerikan askerinin yerleşmesine, Kuzey Irak’ta kurulacak bir Kürt Devleti’ne, sınırlarınızdan girecek milyonlarca mülteciye, ABD tarafından Türkmenler’in yok sayılmasına göz yumarsınız... İlk Körfez Savaşı’nda “1 koyup 3 alacaktık...” O olmadı... Şimdi, 24 milyar dolarlık yardımı göz önüne getirirsek, 1 Mehmetçik’e karşılık 600 bin dolar alacağız... Eh, fena rakam sayılmaz yani!.. 1’e karşı 3’ten iyidir anlayacağınız!.. ABD Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz, Türkiye’den dönüşte ülkesinde verdiği ilk demeçte, “Ankara’nın desteği sağlam, siz onu düşünmeyin” dedi. Ömürsün yani Wolfowitz... Şunlar için Amerikalar’dan kalkıp Ankara’ya gelmenin, zahmet çekmenin, yorulmanın ne gereği vardı!.. Ya da bizimkileri taa oralara kadar çağırmanın!.. Al, dükkan senindir, Wolfi abi!.. Ne istiyorsan götür! Sen yeter ki borçlardan haber ver. Ne demiş atalarımız; “Paralar paralar, yeter ki açılmasın aralar...” Suikastin perde arkası Türkmenistan Cumhurbaşkanı Saparmurat Türkmenbaşı’na geçtiğimiz günlerde yapılan suikast girişimiyle ilgili e-mail’imize bazı bilgiler geldi... Olayın perde arkası, kullanılan silahlar ve yönlendiren kişilerle ilgili bu ülkedeki dostlarımızdan gelen e-mail’de Türkmenistan Başsavcısı Kurbanbibi Atacanova önemli bilgiler veriyordu. Suikasti düzenleyen Türkmen, Gürcü, Ermeni, Rus ve Türklerin de aralarında bulunduğu 23 kişilik suikastçi grubu, saldırının Türkmenistan eski Dışişleri Bakanı Boris Şıhmuradov tarafından planlandığını itiraf etmişlerdi. Atacanova, anlatıyor: “Kiralık katillerin her birine aylık 500’er dolar yardım yapılıyordu. Daha sonra 25’er bin dolar vaat edildi. Ölmeleri halinde ise suikastçilerin ailelerine 50’şer bin dolar yardım yapılacaktı. Suikastte kullanılan 39 adet silah, maske ve elbiselerin hepsi bir TIR’ın içerisinde yapılan özel bir bölmeyle Rusya’dan getirildi. Şıhmuradov yalnız değildi. Kendisine yardımcı olan isimler Nurmuhammed Hanamov, Hudayberdi Orazov, Sapar İklimov, Govanç Cumayev’di... Suikastin bir yıl önce planlandığını da tespit ettik. Suikastin amacı Türkmenistan’da hakimiyeti zorla ele geçirmekti. Yabancıların kiralanmasında, Hanamov, İklimov ve bunların yakın arkadaşı Erdal Akkartal görevlendirilmiş.” Atacanova, suikaste katılan Türkler’den Mustafa Mesut Güler’in itiraflarına da yer veriyor açıklamalarında. Güler, itiraflarında şunları söylüyor: “Rusya’dan yönlendirildik. Başlangıçta adam başı 500’er dolar aldık. Suikaste kadar Govanç Cumayev’in evinde kaldık. Sürekli uyuşturucu kullanıp alkol alıyorduk.” Cumayev de, sorgu sırasında, talimatı halen Moskova’dan bulunan Boris Şıhmuradov’dan aldıklarını itiraf ediyordu. Türkmenistan’ın yeraltı ve yerüstü kaynaklarının zenginliği göz önüne alındığında suikastin hangi devletlerin işine yaradığı açıkça görülebiliyor. Rusya’nın Türk Cumhuriyetleri’nden çekilmesine rağmen hâlâ oralarda bazı emellerinin bulunduğu bir gerçek... Bazı Türk Cumhuriyetleri Rusya’nın dümen suyunda gitmeye devam etse de, Türkmenistan’daki Rus menfaatlerinin bu ülke menfaatleriyle çakıştığı ortadadır. İşte dananın kuyruğu da bu noktada kopmaktadır. Bilinen bir gerçek daha var ki; Rusya’nın o topraklara yeniden dönme arzusu, giderek kabarmaktadır. Türkmenistan’daki suikaste isterseniz bir de bu gözle bakın... IMF kıskacında Telekom THY ve Enis Öksüz Ulaştırma eski Bakanı Enis Öksüz’ün anlattıklarıyla derlenen ve kendi bakanlığıyla ilgili döneme ışık tutacak bir kitap yayınlandı. Bu kitap şimdi Meclis’te elden ele dolaşıyor. Kitabın ismi, “IMF Kıskacında Telekom, THY ve Enis Öksüz.” Öksüz’ün kitapta anlattığı olaylar, THY, Telekom gibi kurumların özelleştirme çabalarında yaşananlar, isimler ve iddialar yenilir yutulur cinsten değil... Örneğin, Öksüz’ün THY’nin özelleştirme çalışmaları ile ilgili anlattıkları bayağı gürültü koparak cinsten... İşten kitaptan bu bölümle ilgili satırlar: “...Telekom’da olduğu gibi yine çelişkiler, yine karanlıkta kalan noktalar ve zararına satışla THY de görücüye çıkarılmak isteniyordu. Anlaşılan oydu ki, emir yine büyük yerden gelmişti.” (s.88) “...Bir de THY konusu var. İsviçre Havayolları ile öyle anlaşma yapılmış ki, Türkiye’nin aleyhine çalışıyor. Ben Ankara’dan bir uçak kaldırıyorum. İsviçre üzerinden bir başka ülkeye gidiyor. Aklımda kaldığı kadarıyla 75 yolcunun parası İsviçre Havayollarına yazılıyor. Yapılan bir anlaşma sonunda Türkiye 1 milyar doların üzerinde zarar etmiş. Para getirmeyen ve yolcusu az olan THY uçakları, kârlı sahalara ise İsviçre Havayolları yönlendirilmiş. Bunu da THY’nin yönetimi yapmış, bu açık... Lüzumsuz binalar kiralanmış, ihtiyaçtan fazla mallar alınmış tekrar geri verilmiş; Coca Cola gibi mesela...” (s.208) “...İsviçre havaalanında uçaklarımız meydanın ücra bir köşesine çekiliyor, yolcular öyle indiriliyor. Yağmurda çamurda sıkıntılar yaşanıyor. Yani THY itibarı düşük işlerin yapıldığı yedek havayolu muammelesi görüyor. Ayrıca bilet satış gişelerinde PKK’lı olduğunu söyleyen kişiler THY’nin biletleri yerine rakip firmaların biletlerini satıyorlardı. Orada direnmesem bugün THY’nin 70’den fazla uçağı ve en güzel saatlerdeki uçuş hatlarıyla bütün haklarını kaybedecekti. Böylece İsviçre Havayollarının zararını azaltan ve kendi havayollarını kaybeden ülke durumuna düşecektik...” (s.209) Kitapta iridyumlu telefon skandalından Telekom’un özelleştirilmesine kadar bir dizi olay şahit ve belgeleriyle anlatılıyor. Öksüz’ün verdiği bir başka bilgi ise, şu meşhur Anayasa kitapçının fırlatılması olayı ile ilgili... Ecevit, Köşk’ü terkettiğinde elleri ayakları titriyor ve etrafındakilere şunu söylüyordu: “Sezer’i seçtirmekle hayatımın en büyük hatasını yaptım.” Anayasa’yı Sezer’e fırlatan Hüsamettin Özkan ise, “Gereken cevabı aldı (s.126)” diye övünüyordu. Özkan’ın “gereken cevap” dediği şey daha sonra Türkiye’nin 3 yılının kaybolmasına sebep oluyordu. Öksüz, kitapta daha bir yığın ilginç notlar ve olaylar aktarıyor. 57. hükümette dönen olayları günışığına çıkaran bu kitabın bazı çevreleri rahatsız edeceği kesin gibi görünüyor. Devir değişti reklamcı beyler Televizyonlarda her bayramda yayınlanan o reklam bu bayramda yine ekranlardaydı. Yaşlı bir karı-koca çarşıdan şeker, mendil falan alıyorlar, sonra evlerine dönüp evlatlarının, torunlarının gelmesini bekliyorlar. Tabii, onlar da gelmiyor ve çok üzülüyorlar... Herkes yaşlı karı-kocanın haline “ah vah!” diyor... Ama kimse “Sahi, bu çocuklar niye gelmiyorlar abi ya!” diye sormuyor... Ben soruyorum... Niye gelmiyorlar?.. Cevabını da veriyorum... Çünkü çalışıyorlar... Oğulları belki vardiyaya kalmıştır, gelinleri ise bu bayramda nöbetçidir. Kiminin geliri düşüktür; şehrin öbür yakasındaki anne-babasına gidecek minibüs, vapur parası bile yoktur. Bazılarının da şeker, çikolata alacak parası bulunmamaktadır. Bu reklama olan tepkim yüzünden o şekerden de gidip almıyorum. Bu reklam, 30-40 yıl önce yayınlansa ben de “Bu veletler niye gelmiyor ya?” diye sorar ve kızardım. Ama bugün kızamıyorum. Çünkü IMF tarafından yönetilen bir ülkede yaşadığım, gerçeğini hiç unutmuyorum... Siz de unutmayın reklamcı beyler! Şeker satmanın başka bir yolunu bulun...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT