BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Beyaz Zambak

Beyaz Zambak

Herkesin böyle neşeli olması Mete’yi onlardan ayırıyor ve orada bulunan herkes kendisine yabancı geliyordu. Onların güldüğünü gördükçe, Burçin’in konuşmasını işittikçe mahzunlaşıyor, kendisine bu kadar az ehemmiyet vermelerine kalbi kırılıyordu...



Bütün bakışlar Mete’ye yöneldi Burçin’den o sözleri duymak bir dehşetti. Yine eskisi gibi zalimdi Burçin, acımasızdı. Kitapları hemen imzalayıp Sedat’a uzattı. Sedat ve Pervin teşekkür ederek evlerine gittiler. O sırada Faruk göründü karşıdan. Uzun zamandır görüşmüyormuş gibi sarıldı ona. “Nerede kaldın?..” dedi. “Bugün sana ihtiyacım var.” İçeriye yöneldiler. Faruk, Raşit’in yanına gitmişti. Bir kenarda bir şeyler konuşuyorlardı. Güneşe bakıyordu Mete. İç dünyası sarsılıyordu baktıkça...  Akşam güneşi daha da kızıllaşmıştı. Işıkları, her tarafı renk ve şaşaaya boğuyordu. Her yer kırmızı renge bürünmüştü. Ama Burçin’in gözleri hâlâ maviydi. Bu güneşte yakmak, kamaştırmak kudreti kalmamıştı sanki. Işıklarında bir merhamet öpüşü, tatlılık, harikulâdelik, duygusallık; uzamış gölgelerinde bir hayal dünyası vardı. Ve Mete’ye ağlamak hisleri veriyordu. Burçin gayet neşeli bir edâyla konuşmuş, “Tanıdın mı eski arkadaşını?” demişti. Bu iki kelime nihayetsiz bir hüzün veriyordu Mete’ye. Demek eski bir arkadaş olarak görüyordu kendini. Hiç sönmeyen bir rüyada yaşıyordu sanki. İçinden ağlamak geliyordu, haykıra haykıra ağlamak!.. Az sonra akşam güneşi sönmüştü. Fakat battığı yerde ışıkları ve silik izleri vardı. Burçin’in artık ne kadar yabancı olduğunu, o neşeli konuşması kadar, o iki kelime kadar hiçbir şey anlatamazdı. Akşam yemeği için masaya oturduklarında, her şey o akşam yemeğine benziyor diye düşündü Mete. Sadece misafirler o akşamdan daha fazlaydı. Hizmetçi ceviz masayı çeşitli yemeklerle donatmıştı. Havuzun etrafındaki elektrik direklerinden beyaz aydınlık yayılıyordu havuza ve bahçeye. Gökyüzünde yıldızlar parlıyor, ay boz rengindeki ışığını bahçeye yansıtıyordu. Masanın ortasında altın kaplama büyük şamdan vardı. Şamdanın ortasında sarı, diğer kollardaki kırmızı ve mavi mumlar romantik bir hava veriyordu sofraya. Ay ışığı ağaçların yapraklarını tarıyor, yaprakların büyümüş gölgeleriyle bahçedeki masanın üstüne, iki tarafı gül ve zambak tarhı olan döşeme mermer taşlarından yapılan yola, havuza, çiçeklere ve bahçe kapısının yanında park eden dört arabanın üzerine bir saray nakışı çiziyordu. Emel hanım bu manzaradan müthiş hoşlanmıştı. -Ne kadar nefis bir tablo, tıpkı o günkü gibi!.. Uzun masanın bir kenarına kadınlar, bir tarafına erkekler oturmuştu. Burçin Mete’nin karşısındaydı. Mete’nin hâlâ durgun olduğu bu akşam yemeğinde, herkes kendi neşesindeydi. Burçin diğerlerinden daha fazla mutlu görünüyor, Coşkun beyin anlattığı fıkralara kahkahayla gülüyordu. Bu gülüşmeler esnasında bazen Mete ile gözgöze geliyordu. Bu anlarda Mete boğazının kuruduğunu, bütün vücudunun kaskatı kesildiğini hissediyor, yüreğine ağır bir taşın oturduğunu sanıyordu. Burçin ise gülmesine devam ederek bakışlarını Mete’den ayırıyor, yemeğine devam ederek Mete ile ilgilenmez görünüyordu. Faruk da çok neşeliydi bugün. Raşit ve Banu ile durmadan fısıldaşıp duruyordu. Arada bir Burçin’e de bir şeyler söylediği oluyordu. Burçin dikkatle ve büyük bir saygıyla dinliyordu onu ve hep gülümsüyordu. Yanında olması, teselli etmesi gereken en yakın arkadaşı Faruk kendi tarafında değildi bugün. Karşı tarafa daha çok uyum sağlamıştı. Herkesin böyle neşeli olması Mete’yi onlardan ayırıyor ve orada bulunan herkes kendisine yabancı geliyordu. Onların güldüğünü gördükçe, Burçin’in konuşmasını işittikçe mahzunlaşıyor, kendisine bu kadar az ehemmiyet vermelerine kalbi kırılıyordu. Gözleri dalgın, dudakları hafif titrek düşünüyor, parmaklarıyla şakağının ağrıyan bir noktasına basıyordu. Onun bu hali Banu’nun gözünden kaçmamıştı. -Başın mı ağrıyor Mete?.. Banu’nun bu sorusu üzerine bütün bakışlar Mete’ye yöneldi. Mete çok çekingen ve mahçup bir haldeydi. Ablasının o basit sorusu bile onu etkilemişti. Alıngan bir sesle sitem etti. -Evet abla başım ağrıyor. Fakat bu baş ağrısı gelip geçici, yeri belli olan ağrılardan endişelenmek lüzumsuz. Fakat derinlerden gelen bazı ağrılar var ki... Banu gülerek sözünü kesti Mete’nin. -Edebiyatçı olduğun belli oluyor Mete. Baş ağrın için aspirin getireyim sana. -Hayır, dedi Mete kırgın bir sesle. Şimdi geçer. > Devamı Yarın
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 98991
    % 0.53
  • 5.5628
    % -2.49
  • 6.4211
    % -2.84
  • 7.3095
    % -2.49
  • 219.503
    % -1.98
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT