BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hoca, hoca olursa...

Hoca, hoca olursa...

G.Saray-Beşiktaş derbisinin “Hangi skora bağlı kalacağı?” geçtiğimiz Pazartesi’nden beri sürekli sorulan bir soru idi. Türkiye’nin neresinde olursanız olun, hangi toplu taşıt aracında bulunursanız bulunun, bu soru 6 günlük sıcak bir gündem oluşturmuştu. Ben de hep şu cevabı klişeleşir bir kalıpla verdim:



G.Saray-Beşiktaş derbisinin “Hangi skora bağlı kalacağı?” geçtiğimiz Pazartesi’nden beri sürekli sorulan bir soru idi. Türkiye’nin neresinde olursanız olun, hangi toplu taşıt aracında bulunursanız bulunun, bu soru 6 günlük sıcak bir gündem oluşturmuştu. Ben de hep şu cevabı klişeleşir bir kalıpla verdim: “Beşiktaş’ı kolay kolay hiç bir takım yenemez...” Bu cevabımın taa tepesinde tabii ki Lucescu faktörü duruyordu. Rumen hoca, futbolda başarının ancak sağlam savunma prensipleri üzerinde yükselebileceği kanun ciddiyetindeki gerçeği, Türkiye’ye geldiği günden beri herkese anlatmaya, daha doğrusu ispatlamaya çalışıp duruyordu. Ama ne var ki, bu ülkenin geneli ve en acısı en popüler yorumcuları, bu gerçekle alay eder oldular. Dün akşam da klasikleşen göbek üçlü ve kenar adamlarının yanı sıra Yasin, Ahmet ve Amaral’dan kurulu bir üçlü ön libero orta saha karışımı bloğun önünde Pancu, onun önünde de İlhan görev yapıyordu. Fatih hoca ise iyi bir geri dörtlünün önünde Ergün, Ümit ön liberolarını kullanıp, Hasan’ı ve Felipe’yi biraz daha rahat hareket eder görevle sahaya sürmüştü. Ümit Karan, alabildiğine olumlu ve etkili çalışırken, Arif bulduğu iki şutluk pozisyonun dışında ileri uçla orta alan bloğunun arasındaki sanki tek arızaydı. Fatih hoca da Beşiktaş’ın sağlam savunma prensipleri üzerine kurulmuş düzenini Felipe ile eksiltip dağıtmayı amaçlamıştı böylece... Buna karşılık Lucescu’nun Amaral’a uzun süreden bu yana ilk defa 11’de yer vermesinin sebebi; G.Saray’ın bu düşüncesindeki çabuk pas alış-verişlerini, araya kaçışlarını önlemekti. Maç tam bir beraberlik temposu ve fırsat eşitliğinde tabelaya doğru asılmaya doğru yüz tutmuşken, İbrahim, Zago’dan sonra maçın en etkili vuruşunu yapıp, o benim bir haftadır ortaya koyduğum iddiama bir de süs yapıştırıverdi. Bu arada Hasan Şaş’a, Ali Eren’in cezaalanı içindeki - hatta hatta altı pasın içinde - arkadan dokunuşu penaltı olarak cezalandırılmalıydı. Hani neredeyse keşke öyle olsaydı da, iki kaliteli hocanın birbirine skor üstünlüğü bulunmasaydı. Biz tam yazıyı noktalarken, benim ölçülerimle mahalle oyuncusu olan Pinto bir G.Saray golünü yiyiverdi. Bir haftadan bu yana ortaya koyduğum iddiamın lig sonunda puan cetvelinin en üstüne de yapışması inanın kehanet değil, bir teknik adamlık marifeti olacaktır. Bu arada G.Saray’ın kendi sistemi içinde doğrularla buluşmaya başlayıp, doğru yola çıktığını da yenilmiş olsa bile vurgulamak doğru olacaktır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT