BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Viyana Kopenhag hattı

Viyana Kopenhag hattı

12 Aralığa bir şey kalmadı. Türkiye, iktidar partisi lideriyle, başbakanı, dışişleri bakanı, medya ve sivil toplum kuruluşlarıyla bastırdıkça bastırmakta . Hak verilmez alınır mantığı gereği bu atak çok yerindedir.



12 Aralığa bir şey kalmadı. Türkiye, iktidar partisi lideriyle, başbakanı, dışişleri bakanı, medya ve sivil toplum kuruluşlarıyla bastırdıkça bastırmakta . Hak verilmez alınır mantığı gereği bu atak çok yerindedir. İstenen, en nihayet müzakere tarihi. AB üyesi ülkelerin diyecekleri “şu tarihte görüşme masasına oturalım” sözünden ibaret. Bir müzakere tarihi vermek için bu kadar nazlanmayı anlamak mümkün değil. O yetmezmiş gibi bir ara da “tarih için tarih”ten söz edildi. Şimdi de 2005 gibi tuhaf laflar telaffuz ediliyor. Çok garip. Tam ipe un serme. Haklı ve makul olmadıklarını kendileri de bilmekteler. Onun için bunaldılar. Onun için köşeye sıkışmanın huysuzluğu içindeler. Kendi aralarında bile ikiye bölünmüş durumdalar. Almanya ve Fransa gibiler Türkiye’nin çıkarttığı reform kanunlarının uygulamasını beklemek istiyorlar. Diğerleri ise tarih verilmesinden yana. AK Parti lideri Erdoğan’ın dedikleri, yerindedir. Milletin hissiyatına tercüman olmuştur. AB bugün bize dayattığı şartları ne 97’de Lüksemburg’da ne 99’da Helsinki’de aday ülkelere tatbik etti. Çünkü onlar Hıristiyan. Onun için yeni adaylar çoğaldı. Kısa müddet sonra da AB’ye katılacaklar. Türkiye’ye ise 12 Aralık 2002’de müzakere tarihi verilmemekte. Adalete bakınız. Kelimenin tam mânâsı ile oyalanıyoruz. Halbuki... Bugün takvim verilen bir çok devlet, dün komünist bloktaydı. Avrupa’yı o devletlere karşı koruyan NATO’nun iki unsurundan biri ABD ise diğeri Türkiye idi. Bugün de öyle. Türkiye 1959’da müracaat etmişken bekletilecek. Buna mukabil eski demirperde milletleri hemen kabul edilecek. Recep Tayyip Erdoğan, çifte standarttan şikâyetçi olurken yüzde yüz haklı. “Müzakere tarihi verilmezse Türkiye heyecanını kaybeder” sözü de diplomatik dille gerekli mesajı taşımakta. Nitekim bir miktar açıklama da yaptı. “Siz müzakere tarihi vermezseniz biz de dünya barışı için üzerimize düşen katkıyı yerine getirmeyiz”. İşte o kadar. Biraz anladıkları dille konuşmak lazım. Neden doğrudan tarih değil de müzakere tarihi? Lütuf değil, eşitlerimizle birlikte doğmuş olan hakkımızı istiyoruz... AB’de olmadığı halde gümrük birliğine girip onun yüklerine tek taraflı olarak katlanan tek ülke iken, NATO’nun yükünü çeken ikinci ülke iken, 1352’den beri Avrupa medeniyetine hizmet eden tarihi ülke biz iken, yarım asırdır sıra bekler iken sen kalk Estonya, Letonya gibi küçücük devletlere gösterdiğin himaye ve dostluğu Türkiye’den sakın. “Gizli bir haçlı taassubu içindeler”. Türkiye’ye bunu söyletmeyiniz. Dün tarihte kalsın. Tarihçi meşgul olsun. Ne var ki temenniyle hakikat farklı. Ortada saklanamaz bir gerçek var. Bazı batılılar “anne Türkler geliyor” korkusunu üzerlerinden bir türlü atamıyorlar. Bu gibiler şöyle düşünüyor olabilirler. 3 asır evvel Viyana’da zor-güç durdurduklarımızı bugün kendi elimizle Kopenhag’da nasıl aramıza kabul edeceğiz? Hikâye kısaca bundan ibaret. Dosdoğru söylense de, laf eğilip bükülse de şuur altlarında yatan bu gerçek. Onlara daha nasıl anlatalım... “Türkiye, medeniyetler çatışması değil medeniyetler uzlaşması peşinde. Küreselleşme, iletişim, teknoloji insanlığın vardığı ortak değerler bunu gerektiriyor”. Sesimiz kısıldı, bir türlü anlamıyorlar. O halde tutucu nerede, bizde mi Avrupa’da mı? Ne yaparsınız ki manzara bu ve bu manzarada çifte standart, üstelik çok keskin şekilde işletiliyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT