BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Kemal Abi’nin haftalığı

Kemal Abi’nin haftalığı

Trabzonspor’a çok ama çok dikkat edin! Neden çok ama çok diyorum... Çünkü; futbolumuzdaki en fiyakalı, en parlak anılarım olan 2000 yılına götürüyor beni... Yani, G.Saray’ın UEFA Kupası’nı kazandığı sezona, Avrupalılar’ın bir bir canına okuduğu günlere...



Trabzonspor’a çok ama çok dikkat edin! Neden çok ama çok diyorum... Çünkü; futbolumuzdaki en fiyakalı, en parlak anılarım olan 2000 yılına götürüyor beni... Yani, G.Saray’ın UEFA Kupası’nı kazandığı sezona, Avrupalılar’ın bir bir canına okuduğu günlere... Müthiş bir pres felsefesi var. Eksikler yok mu? Tabii ki var... Alternatifli oyuncularının her blokta olduğu söylenemez. Bu da doğru... Ama, genç yetenek keşfetmekte bir hayli mahir olan Samet bunları bulur diyor ve bekliyorum... İki hakem faciası ve Disiplin Kurulu! Birincisi gündüz vakti meydana geldi. İstanbulsporlu futbolcu koluyla arkadaşına nefis bir top indirdi, o da yakından maçı bitirdi. Nerede tam o hizada bulunan yardımcı? Öğlen şekerlemesinde... Orta nerede? Yanlış yerde duruyor. İkincisi de akşam vakti meydana geldi. D.Bakırsporlu Ramazan yok yere maçın ancak dörtte birini oynayabildi. Bitti mi? Hayır! Ligin en az gol atan takımı diye tanımlanan D.Bakırspor tam bu talihsizliği yenecek, yüzde bin penaltısı verilmiyor. Hakem nerede? Uzakta mı? Yok be, iki metre falan yakınında olayın... Aynı hakem, sonra düşünüp, yahu ne yaptık diyor ki, rakip takımdan, yani F.Bahçe’den Ogün’ü kurban seçiyor. Hakem nerede? Uzakta mı? Yok be, olay burnunun dibinde... Şimdi Disiplin Kurulu, ne Ramazan’a, ne de Ogün’e birer maçlık otomatik oynamama cezası vermelidir. İki oyuncu da bu hafta takımlarındaki yerlerini almalıdır. MHK hakemlere ne yapmalıdır peki? Bilmem... Onu da Bülent Yavuz düşünsün... İslam Çupi; Emre Belözoğlu hangi yolda? Küçük Emre’yle, yanılmıyorsan, G.Saray’ın Lucescu dönemlerinden şampiyonluğu kaybettiği ilk sezondu, Kanal 7’deki ‘91. Dakika’ programında telefon bağlantısında konuşmuştuk. O günlerde, Okan’la birlikte G.Saray’la sözleşme imzalamadıkları için problemleri vardı. Emre, o akşam gerçekleri ilk defa benim programa açıklamıştı. Kendi ifadesi buydu. Ben de kendisine, üzülmemesini, çok yakın bir zamanda Avrupa’nın yeni Maradona’sı olacağını düşündüğümü söylemiştim. Telefonu böyle kapatmıştık. Program sonrası Emre bir daha aradı. Ve bana söz verdi: “Hedefimi çok büyüttün Kemal ağabey... Ama korkmadım, en kötü, bu halimle kalmayacağıma söz veririm” demişti. Şayet tutucu İtalya kafasına hizmet etmezse, Hector Cuper dünya futboluna yeni Maradosa’sını çok yakında sunacaktır. Sinyalleri son Lazio maçında iyiden iyiye gelmiştir. İslam Çupi dostum nur içinde yatsın. Emre için F.Bahçe ile G.Saray kapıştığında Milliyet’teki konu ile ilgili yazısında şöyle bir pasaj vardı: “Daha su çiçeği, kızamık çıkarmamış çocuk için kavga edilir mi?” Edilirdi sevgili Çupi, edilirdi. Topçunun futbolcu olanı için edilirdi... Terim hocanın isyanı ve Erman kanunu! Ben izlemedim, gazetelerden okudum. Terim hoca maç sonrası maçın hakemine “Erman hocan artık seni över” diyerek sataşmış. Terim haklı mı? Çok çok da haksız değil hani... Neden mi? Vallahi ben de şaşırdım, hangi hakem iyi, hangi hakem kötü Erman’a göre... Dün “olacak” dediği hakemi bir gün sonra yerin dibine batırıyor. Tabii böyle bir standart da, özellikle genç hakemlerin aklını karıştırıyor. Aslında kabahatli Erman değildir. Hem de asla! Asıl kabahatli Erman’ı kanun sananlardır. Gençler’in niyeti kötü gibi! G.Birliği için sezon başlamadan, “Üç büyüklerin canını sıkacak tek takım olur” diye yazmıştım. Öyle de oluyor. Bu konsantrasyon devam ederse, bir kere kesinlikle üç büyüklerin arasına girerler. Daha fazlası da uzak gibi görünmüyor. Yeter ki; her maçı G.Saray, Beşiktaş veya F.Bahçe’yle oynuyormuş gibi algılasınlar. Bu ülkenin böyle takım ve takımlara acilen ihtiyacı vardır. Trabzonspor neredeyse 20 sene ara verdi. Birilerinin çıkıp bunu kapatması gerekiyordu. G.Antepspor bu şansı kaçırdı ve Gençler yeni bir umuttur. Kâzım’la Hıncal ne demiş? Efendim; şu bizim anlı - şanlı yorumcularımız var ya... Bunlardan Kâzım Kanat kardeşim, Lucescu Beşiktaş’a gitmeye hazırlanırken, isyan etmişti. Şimdi bakıyorum da, her Beşiktaş zaferinden sonra kıvıracak kıvıramıyor ve “Luce şah mat derken, Terim geç kaldı” diye başlık atıyor. Diğeri Hıncal Uluç, “Bir Lucescu klasiği” diye teslim oluyor, yazısının başlığında... Altan Tanrıkulu ve Haşmet Babaoğlu’nu okumadım. Onlar da teslimiyete devam etmiştir herhalde... İşte bunlar ve benzerleri bu ülke futbolunun tam anlamışya celladıdırlar. Şenol Güneş’i de bilgisiz, kariyersiz, karizma fukarası, giyinmesini bilmeyen olarak ilân etmemişler miydi? Şimdi de tutmuşlar, zor bela “Şenol Milli Takım’da iyi işler yapıyor” gibi lâflar ediyorlar. Öğreneceksiniz, öğreneceksiniz ama, ne zaman, kaç yaşında? Öğrenene kadar, ben sizin yerinizde olsam, Star’daki gibi Telegol kavgası yaparım da bari ayıbım ortaya çıkmaz. İlhan, Beşiktaş’ın tek sancısı! G.Saray maçında oyundan alındıktan sonra, kulübeye girerken, Lucescu’ya sağ elinin işaret parmağını sallayarak “Hesap soran” veya “Senin canına okurum” işareti yapan İlhan Mansız, bu kafayı değiştiremediği sürece Beşiktaş’ın en ciddi sancısı olacaktır. Rumen hoca da futbolcusunun peşinden üç - beş adım atarak onu azarladı. Ben bunları gördüm. Gözlerim şahit istemez durumda, çok şükür... Acaba diyorum, İlhan, kendisi için parçalanan Japon ve Koreli futbolseverler kadar da mı şık gönüllü olamıyor? Kemal Dinçer’e övgü seli! Vallahi ben bu işten hiç anlamıyorum galiba.. Kemal Dinçer kardeşimiz, D.Bakırspor maçı öncesi, “Lorant gibi bir hocanın yanlışlarına daha fazla ortaklık edemeyeceğim için bu işi bırakıyorum. Ya Lorant gider, ya da Oğuz’la ben” gibi bir rest çekti... Yönetim de, D.Bakır’a kalkan uçağa Kemal Dinçer’i almadı. Doğru da yaptı. Ve bu gelişmelerden sonra başta Can Bartu olmak üzere F.Bahçe ahkâmcıları “Yaşa, varol Kemal” naraları attılar. Pes doğrusu! Bu naraları atanlar, “Basketbolcu Kemal Dinçer’den futbol takımına menecer olur mu?” diye karşı çıkmamışlar mıydı? Ya benim hafızam gitti, ya da bunlarınki mika... Ama esas olan, basketbolcudan futbol takımına menecer olamayacağıdır. Dünyada tek bir eşi dahi yoktur. Allah’tan ben bunu daha ilk gün yazdım. Haa Kemal; son derece kibar, eğitimli, bilgili, her kulübün bünyesinde bulunması gereken değerdedir. Ama futbolda değil... Zaten olmadığını da, o bizim ahkâmcıların alkışladığı çıkışı ile kanıtlamıştır. Kavgacı çocuklar! Baktım da F.Bahçe futbolcularının çoğu saha içinde birbirlerini azarlamanın ötesinde neredeyse dövecekler. Görülmemiş sahneler bunlar... F.Bahçe rakip cezasahası yakınında direkt atış kazanıyor... Üstelik bu arada rakipten de bir futbolcu atılıyor. Ama gelin görün ki, Ortega, Ceyhun’u yakalasa bir tane çakacak gibi... Sinyor Ortega, zat-ı alileriniz öyle çok top yiyip, yanındaki boş arkadaşına atmadılar. Siz de F.Bahçe’ye Ceyhun gibi bir kaç maç kurtarın ki, fırça atacak krediniz olsun... Hakan’a çok sevindim! Hakan Şükür, nihayet bir kulüple sözleşme imzaladı. Hem de avantajlı bir sözleşme... Çünkü takımın teknik patronu eski hocası... Kaptanı eski takım arkadaşı... Yani Souness ve Tugay’la buluştu Hakan... Bu, Milli Takım için de büyük kazançtır. Şimdi Hakan’ın her zamankinden daha fazla çalışıp, takımın bankosu olması gerekiyor. Ve de, her dönemde büyük takımlara lâyık olan Hakan’ın kendi beyninde de dolaşan bu düşünceyi hayata geçirebilmesi için yeni bir sayfa açması kaçınılmazdır. Herkesin son şansı! F.Bahçe Yönetim Kurulu, Oğuz Çetin’i takımın başına tam yetkili olarak atadı. Hem de 5 saati aşan bir toplantı sonucunda... Demek ki, bu süreç içinde fikir ayrılıkları üzerinde ciddi tartışmalar oldu. Aslında bu çok kötü bir ortam gibi görünüyorsa da, sağlıklı bir karara doğru yönelmenin izlerini taşımaktdır. Oğuz, üç yıla yakın bir süredir F.Bahçe’de yardımcılık yapmaktaydı. Yani birinci adamlık zamanı gelmişti. Bu daha fazla uzasaydı, Oğuz edinmiş olduğu ikinci adam alışkanlığı kılıfından zor çıkardı. Üstelik sezon başı da olmadığından, yani bir başarısızlık halinde yangının daha büyük olması ihtimali yoktur. Ara süreç olduğundan ve de bir enkaz devralındığından Oğuz’un da, yönetimin de şansı bence hâlâ yaşamaktadır. Peki, Oğuz ne yapmalıdır? Önce, şayet bugüne kadar yapmadıysa, takımının oyuncu profilini önüne koyacak ve hangi sistemle oynayabileceğinin kararına varacaktır. Sonra bu sistemin oyuncularını bir kenara ayırıp, buna uyması mümkün görünmeyenleri eleyecektir. Elenenler arasında çok önemli isimler de bulunabilir. Ama Oğuz, cesaretle böyle sağlıklı bir oluşumun temellerini atmalıdır. Ve başta kendisini bu önemli göreve atayanlar olmak üzere, medyanın futbol işinden anlamayanlarına, kulüp çevresindeki futbol bilgisi antikleşmiş eski futbolculara kulaklarını kapatmalıdır.
Reklamı Geç
KAPAT