BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Bir ‘Ethem Baba’ vardı

Bir ‘Ethem Baba’ vardı

Gazetemizde uzun yıllar çalışan, kâh operatörlük, kâh redaktörlük yapan, musahhihlikten muhasipliğe her servisi dolanan Ethem Kırçın (Ethem Baba) bundan beş yıl kadar önce by-pass ameliyatı geçirmiş ve aktif gazeteciliği bırakmıştı. Geçtiğimiz Arefe günü pazar yerinde gençlere kitap dağıtırken vefat eden ve bayram günü toprağa verilen Ethem Baba hakkında mesai arkadaşları hoşça şeyler anlattılar. Nasıl mı? İşte böyle.



Adam gibi adamların hatırına Güle Güle Apartmanının ikinci katındaki penceresiz odada üşüyen adamdı... Üşüyen ama herkesin içini ısıtan adam... Sessiz... Sakin... Sabırlı... Benim de... Herkesin de Ethem Babası...    Bir kahraman değildi belki... Hem hiçbir şeyi kurtarmaya yeltenmedi... İtibar peşinde koşmadı, kimseden "aferin" beklemedi. Hiç bir zaman "önemli biri" olmadı, olmayı da istemedi. Ama "sevgili" oldu... Benim... Ve herkesin "Ethem Baba"sı...    Biz bir türlü adam olamadık... Tek tesellimiz, seni ve senin gibileri "seviyor" oluşumuz... Şimdi Güle Güle Apartmanının ikinci katındaki penceresiz odada geçirdiğimiz günler ümitlendiriyor beni... Bir türlü adam olamayanlar, adam gibi adamların hatırına birarada olacaklar inşallah... İnşallah Ethem Baba... İnşallah... ¥ Murat Başaran O'nu anlatmak kolay mı... Cağaloğlu yılları... İşi servisimize düşenler gülyüzlü bir adamla karşılaşır ve kendi evlerindeymişcesine rahatlarlardı... Ethem Baba sürekli gülümser ve namaz molaları dışında masasından ayrılmazdı. O günlerde 70 kişiyle çalışan istihbarat servisinde üniversiteli gençlerin ağırlığı vardı. Arkadaşlarımız Ethem Baba'nın etrafında halkalanır, habire yakınır, biteviye dert anlatırlardı. Kafası bozulan moral, parası biten harçlık alırdı. Ethem Baba'nın bulunduğu ortamda kesinlikle kavga, münakaşa, küfürlü söz olmazdı. İşimiz çok strestliydi, ansızın parlayanlar onunla göz göze gelince sakinleşir, "La havle..." çekip yerlerine otururlardı. Ethem Baba gazete idaresi ile aramızda köprü ve tercümandı. Akla gelebilecek her türlü konuda kendisine danışırdık. Ondan neler öğrenmedik ki? Şahsen ben, sabretmeyi, zamanı kullanmayı, bilgiye ulaşmayı ve paylaşmayı, çok okumayı, en güzel hediyenin kitap olduğunu, tatlı dilin tüm kapıları açtığını, kendimle ve etrafımdakilerle barışık yaşamayı, bilmediğimi sormayı, evlenen arkadaşıma ne alacağımı, balın, dut pekmezinin, ısırgan otunun faydalarını, hatta Kadıköy'e son vapurun kaçta kalktığını ona sorardım. Ethem Babanın cenazesi bile birleştirici ve kuşatıcıydı. Senelerdir bir araya gelemeyen dostları Eyyüb- El Ensari'nin manevi huzurunda buluşturup bayramlaşmalarına vesile oldu. Son yolculuğunda bile ders verdi bizlere. Nur içinde yat Ethem Baba... ¥ Dündar Batık Bakın arkadaşlar Rahmetli'nin servis arabasında yeri sabitti. İlyas amcanın (nur içinde yatsın servis şoförümüzdü ) arkasında oturur. Okur da okurdu. Yüzü kah aydınlanır, kah kederlenirdi. Enteresan bir yer buldu mu "bakın arkadaşlar" derdi. O bakın arkadaşlar dedi mi arabayı bir sükunet sarardı. Bu sükunet nefis bir sohbetin habercisiydi. ¥ Emin Batırel Para el kiri O zamanlar gazete adsız kahramanların anlatılası gayretleri ile çıkıyordu. Gazetenin kasası Ethem amcadaydı. Kasa dediğin yırtık bir zarftı ve içinde çoğu kez kuruş olmazdı. Ama Ethem Baba ne edip eder, masraflarımızı karşılardı. Zaman zaman iş yürüsün diye elini cebine atar, kendi parasını kullanmaktan kaçmazdı. Mübarek israfa dayanamazdı, bizim sağa sola attığımız iğneleri, dosyaları, ataçları toplar biriktirir, her istediğimizde yine önümüze koyardı. ¥ Ömer Söztutan Kıymetini gidince mi anlayacaktık? Gazeteciler telaşeli, cerbezeli, tez canlı insanlardır. Hele muhabirler gün boyu strest yaşar ve hiç umulmadık zamanlarda parlarlar. İstihbarat servislerinde adı konmadık bir gerginlik yaşanır ve kimin kime çatacağı hiç belli olmaz. Ama Ethem Baba oradaysa (onun sevimli bir köşesi vardı) çıt çıkmazdı. Burnundan soluyanları masasına oturtur, okkalı bir kahve söyler, sabırla dinleyip gamını kederini dağıtırdı. Kimseye karışmaz ama lisan-ı hal ile sevgiyi ve barışı sağlardı. Abartmıyorum bizi (70 tane kabına sığmaz genci) terbiye etti. Yolu servise düşen herkesle ilgilenir ve mutlaka bir kitap hediye ederdi. Sağcısı, solcusu; onu tüm Babıali severdi. ¥ Behçet Fakihoğlu Sabırlı ve bilge Adam gibi adamlardandı o... Hep mütevazı, sabırlı ve bilge... Konuştuğunda -pek az konuşurdu aslında- mutlaka yeni bir ufuk açıcı... Birlikte çalıştığımız dört yıl boyunca, hiçbir sözünden, hareketinden incinmediğim tek insandı belki de. Oysa şimdi, kendi kendimizi bile üzdüğümüzü gördükçe "neden daha çok Ethem Baba yok bu dünyada?" dedirten bir sevgili abiydi. Onu herkes sevdi, en az benim kadar. Vefatını öğrendiğimde hiç kimsenin benim kadar iç çektiğini sanmıyorum. Çünkü öfke nöbetlerimin sığınağıydı Ethem Baba... Herkes için öyleydi belki de... Rabbim, arzu ettiği dünyanın kapılarını açsın ona inşaallah!... ¥ Özcan Ünlü Edep timsaliydi Ethem Amca, bir edep timsaliydi. Her hareketiyle örnek bir insandı. Askerlik yılları onu çok düzenli yapmıştı. Alçakgönüllüydü, hiçbir konuda 'ben bilirim' havasına girmez; bazı şeyleri gençlere sorardı. Cenab-ı Allah da sevdikleri arasına kabul buyursun. ¥ Ali İhsan Gülcü Güle güle Bazı isimler vardır ki insanı, bazı insanlarda vardır ki ismini sevdirir. Biz hem Ethem Amcayı, hem de ismini sevdik. Çok sevdik. Güle Güle Apartmanı'nın gülen adamı... Güle Güle... ¥ Osman Sağırlı Hepimiz Ethem'iz Ethem Baba ile birlikte çalışmak nasip olmadı, ancak bu serviste hep Ethem Baba anlatıldı. "Hiç unutmam bir gün Ethem Baba'yla..." diye başlayan hatıraları o kadar çok dinledik ki onu görmüş gibi tanıdık. Evet, Ethem Baba asıl mekanına göçtü ama ardında onlarca genç Ethem bıraktı. ¥ Muhammed Önür Ah o bodrum katı Ethem Ağabey Fatih-Draman'ın dar sokaklarında bir bodrum katında kalırdı. Gariphane arkadaşları da kendisi gibi dervişmeşrep insanlardı ve misafirleri eksik olmazdı. O dar, o karanlık, o rutubetli izbede eşine ender rastlanan sohbetler yapar her gelene yemek çıkarır, yolculara döşekler sererdi. Maddi durumu iyi değildi ama bunu belli etmezdi. Parası ancak akşam karanlığında mal toplayan pazarcı esnafına yeter, fileler dolusu ezik lahana alıp gelirdi. Bir kısmından kapuska pişirir, bir kısmını doğrayıp salata ederdi. Bir keresinde değişiklik olsun diye nohut pişirmişti. Ama tencere sofraya konduğunda taneler hâlâ çakıl taşı gibiydi. Mübarek, "olsun bu gün suyuna ekmek banalım, yarın tekrar kaynatır tanesini yeriz" dedi. Dedi ama nohutlar ertesi gün de pişmedi. Aynı yemeği kaç kere kaynattı bilemiyorum ama nohutlar bana mısın demedi. Gelgelelim o Allah'ın nimetini atamazdı ki. Nihayet hiçbirimizin aklına gelmeyen bir şey yaptı, taneleri sobanın üzerinde kavurup tabaklar dolusu çerez çıkardı. Biliyor musunuz sahte leblebilerin tadını hâlâ unutamam... ¥ Abdüllatif Uyan Önce yaz, sonra sil Bir ara İdare Müdürümüz (Mahmut Genç Amca) izne ayrıldı. Muhasebe işleri Ethem Abiyle bana kaldı. Bir ara arkadaşın birine 5 milyon lira para verdim ama nereye yazdığımı unuttum gitti. Mahmud Amca'nın dönüşüne iki gün kala "çıkar şu defterleri de hesabımızı yapalım" dedi. Ancak hesaplarda 5 milyonluk bir açık vardı. Bu parayı cebinden çıkarıp verebilirdi ama bu kolaycılık olurdu. Onun gibi herşeyi yerli yerinde görmeye, her kuruşun net ve berrak hesabını yapmaya alışmış biri bunu yapamazdı. Nitekim uykularını dağıttı, iki gün boyunca habire topladı, çıkardı, belki kırk kere sağlama yaptı. Neyse, tam Mahmud Amcanın geleceği gün avans verdiğimiz arkadaş getirip beş milyonu masamıza bıraktı da rahatladık. Ethem abinin çok kızacağını sandım aksine gevrek gevrek güldü ve "Bak Mehmet Abi" dedi, "bundan böyle para verirken önce deftere yaz. Alırken de parayı kasana koymadan silme. Tamam mı?" Yıllardır öyle yapıyorum, hesabım hiç karışmadı. ¥ Mehmet Bilge Yüzünün felci bile güzeldi Yalanı yok ya ben etrafındakilere tenkitçi gözlerle bakan bir insanım. Herkese bir kulp takarım, ama Ethem baba'da bir eksiklik bulamadım. Yaa insanız be, bir gün de yüzün asık olsun. Yok, hayır! Ethem baba daima gülümser, içimizi ılıtırdı. Herkesi hoş tutar, haklıyken bile alttan alırdı. Lûgatında "hayır" diye bir kelime yoktu ve koca binada kimseyi kırmadı. Bir ara yüz felci oldu, ağzı yanağına kaydı. İnanın ona felç bile yakıştı, yeni çehresine o dakika alıştık. Eğer o, insanın değerinin bilindiği yıllarda (mesela 2 asır evvel) yaşamış olsaydı türbesi yapılır, kulaktan kulağa menkıbeleri anlatılırdı. ¥ Mazlum Uluç Çok yakıştı Bu müesseseden binlerle insan geçti. Tut, sen onların hepsini topla, bir bayram günü Eyyub Sultan'da bir araya getir. Böyle bir ölüm ancak Ethem Baba'ya yakışırdı. Yakıştı da... ¥ Özcan Genç Yaşadığı gibi... Büyükler "en büyük keramet istikamettir" buyurmuşlar. Ethem Abiyi 62'den beri tanırım. Din gayreti, aşkı, muhabbeti kırk yıldır eksilmedi. Gaileler içinde yaşamasına rağmen gülmeyi bildi, başkalarının derdini dert edindi. Biri Üniversiteyi mi kazandı? "Git Ethem Baba'yı bul" deseler tamamdı. Delikanlıya yer yurt bulur, kursunu bursunu ayarlardı. Cebinde çok parası olmazdı ama küçük ve yırtık pangınotları paylaşmaktan büyük bir zevk alırdı. Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) "Nasıl yaşarsanız öyle ölür, nasıl ölürseniz öyle haşrolursunuz" buyurmuşlar. Ethem abinin ömrü kitap dağıtmakla geçti ve kitap dağıtırken vefat etti. Nasıl haşrolacağı belli değil mi? ¥ Hayati Çiftlik
Reklamı Geç
KAPAT