BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Büyük iş başardılar!..

Büyük iş başardılar!..

Beşiktaş’ı da, Denizlispor’u da kutluyorum!.. “Yenilmeden” turu geçtiler!. Birer galibiyet ve birer beraberlik aldılar!. Fenerbahçe’ye de, Galatasaray’a da “neyin, nasıl yapılacağını göstermeye” devam ettiler!. Beşiktaş’ın “o kadrosu ile” turu geçmesini “normal karşılıyorum!.” Ya Denizlispor?



Beşiktaş’ı da, Denizlispor’u da kutluyorum!.. “Yenilmeden” turu geçtiler!. Birer galibiyet ve birer beraberlik aldılar!. Fenerbahçe’ye de, Galatasaray’a da “neyin, nasıl yapılacağını göstermeye” devam ettiler!. Beşiktaş’ın “o kadrosu ile” turu geçmesini “normal karşılıyorum!.” Ya Denizlispor? Lyon’u Fransa’da eleyip, Türkiye’ye “başı dik dönmek?” Müthiş... İnanılmaz... Harikulade!.. Şimdi bütün Avrupa’da “futbolla ilgilenenler” birbirlerine soruyorlar: “Nereden çıktı bu Denizlispor?” “Türkiye Liginde kaçıncı?” “Kaç tane milli futbolcusu var?” “Teknik direktörü kim?” “Durmadan gol atan bir oyuncusu var, kim ki o?” Ve... Fransız gazeteleri, herhalde “şampiyonları ile” uzun süre gır gır geçecekler!.. Eğri oturalım, doğru konuşalım; “Türkiye’de kaç kişi, UEFA yolculuğu başlarken, Denizlispor’un buralara geleceğini tahmin ediyordu?” Denizlispor yönetimine, teknik heyetine ve futbolcularına, bir Türk olarak “binlerce defa teşekkür ediyorum!.” Beşiktaş ile beraber, Türk Futbolu’nun “Avrupa Kupaları’ndaki yarınlarına” aldıkları puanlarla ve geçtikleri turlarla “büyük katkı yaptılar!.” Ne var ki; Fransa Şampiyonu maçta “öyle inanılmaz goller kaçırdı” ki, TV ekranında görmesem, telefonda anlatılsa inanamazdım!. Önemli bir soru: Her takım “Fransa şampiyonu kadar beceriksiz ve şanssız olabilir mi?” Kiev’de ise “klasik” Lucescu futbolu “bir başarılı sonuca daha imza attı!.” Dün sabah yorumların çoğunda “Lucescu’nun taktik sihirbazlığı” övülüyordu!. Ancak, üzerinde durulması gereken bir “gerçekten” bahseden hemen hemen kimse yoktu: “Kievli futbolcuların girdikleri gol pozisyonlarının sayısına bir bakalım, acaba kaçtı? Her takım Kiev kadar beceriksiz olabilir miydi ve her maçta Cordoba - Zago - Ronaldo üçlüsü, kalesinden bu kadar çok ve üst üste gol çıkarabilir miydi?” “Lucescu klasiği” UEFA’nın zirvesine kadar devam edecekse, “gol atabilmek yönünde” mutlaka düzeltmeler yapılmalıydı!. Denizlispor’un ise “Ocak transferinde takıma takviye yapması şarttı!.” Zira, bundan sonraki rakipler “çok ama çok zorlu idi”, üstelik “UEFA Şampiyonluğu kokusunu almış olarak” mücadele edeceklerdi! İnanmaya başladım!.. Bir Fenerbahçeli arkadaşımın kulağıma fısıldadığı “Takımın bundan sonra tek hakimi Ortega olacak” şeklindeki iddiayı yazmam üzerine, “sarı-lacivertli kulübün yakınlarından” birkaç telefon daha geldi!. İkisi “Böyle bir duruma Oğuz müsaade etmez, Lorant’tan da daha sert tepki gösterir” şeklindeydi!. Biri ise “İddia doğrudur, takımda ipler artık tamamen Ortega’nın elinde... Zaten böyle olması için Lorant’ın yerine ünlü bir teknik adam getirilmedi, işler Oğuz’a bırakıldı” diyordu!. Başka iki telefonda da “bol küfürlü” uyarılar vardı: “Sen Galatasaraylısın, Fenerbahçe’yi neden yazıp duruyorsun? Sana ne Fenerbahçe’den? Yazmaya devam edersen...!!!” Ne yapalım, böylelerini de çekeceğiz... Hâlâ anlamadılar ki; “Biz kulüp yazarı değil, spor yazarıyız ve Türkiye’de Anayasa teminatı altında fikir hürriyeti, basın hürriyeti var. Ve de bize tehdit, küfür sökmez!..” Duyduğunu yazdın mı? “Genç” hakem Kuddusi Müftüoğlu, kameraların karşısında çok güzel konuştu; “Ben gördüğümü çaldım!.” İyi de, “hakemler” sadece “gördükleri” ile mi yetinir? Ya duydukları? Hele hele “o duydukları” galiz küfürler ve ağır hakaretler ise? Peki, nerede Vedat’tan, Hasan’dan, İlhan’dan, Emre’den, Bülent’ten “duydukları?” Yoksa, maç boyu “soğuktan kulakları iyi işitmedi mi?” “Geçici” bir sağırlığa mı yakalandı? Hem de “yardımcı ve dördüncü hakemlerle birlikte!..” Allah... Allah... Tıp literatüründe “yeni” bir “bulaşıcı” hastalık galiba? Raporlarda “duymuş olmaları gereken sözler” için tek kelime yok!. “O sırada gözlemciler de, hem geçici körlüğe, hem geçici sağırlığa yakalanmış” olacaklar ki, onlarda da “tık” yok; “bu da” yeni hastalık türünün “bir başka şekli” herhalde... Üstelik daha da enteresan!. Vah benim hakemliğim!. Yazın ve söyleyin bakalım, durmadan yazın ve söyleyin; “bu genç hakemler” ne kadar da cesur ve kararlılar, kendilerine ne kadar güveniyorlar böyle? Her Allah’ın günü ve gecesi, ekranlarda ve sütunlarında, “ihtiyarları” infaz edip, “gençleri” pohpohlayanlar iftihar edebilirler!. “42 yaşlarında olanları” cesur düdük çalamaz hale getirdiler, “32 yaşlarında olanları” da “eyyamcı yaptılar!.” Bravooo!.. Galatasaray ne yapmalı? “Bu kadro ile, bu takımla ve bu futbolla” Galatasaray’ın “çok şey yapamayacağını” biliyor, yazıp geliyorduk!. Özhan Canaydın’ın “ciddi yönetimi” ve Fatih Terim’in “karizması”, bitmiş, tükenmiş, heyecanını yitirmiş eski futbolcuları diriltemezdi; “acemi” yenileri de “birdenbire” Galatasaray’ı başarılara götürecek kadar ustalaştıramazdı!. Nitekim göre göre, bugünlere geldik!. Galatasaray’ın önünde “kısa ve uzun vadeli” iki alternatif var!. “Kısa” vadeli olanında “Ocak transferi” yazıyor!. “Uzun vadeli” olanında ise “gelecek sezonun transfer ayı!.” “Uzun vadeli” alternatife daha çok zaman var!. Ama, “kısa vadelisi” için günler sayılı!. Galatasaray’ın “saha içi” bir beyine ve kaptana ihtiyacı var!. Felipe “o beyin” değil, Bülent “o kaptan” değil!. Ve de, “çok iyi bir golcü” şart!. “Bitik” Arif’le, “gol atarsa” kendisi de şaşıracak olan Christian ile, “ne zaman ne yapacağı belli olmayan” Ümit Karan ile “Galatasaray’ın golcü eksikliğinin giderilmesi” mümkün değil!. “Üçünü toplasanız ve bir golcü yapsanız”, ortaya Fenerbahçe’nin “PAF takımına gönderdiği” bir Oktay’ı, “tabii iyi günlerindeki Oktay’dan söz ediyorum”, ortaya çıkaramazsınız!. “Gol atamayan”, buna karşılık “çok kolay gol yiyen”, saha içinden iyi yönetilemeyen, çoğu zaman “kafası kesilmiş horozlar gibi” oraya buraya koşuşturan, titreyen, düşen-kalkan bir takımın “Ligin ilk yarısını ilk üç arasında bitirebilmesi bile” çok iyi bir sonuç!. Peki, Galatasaray yönetimi, “Ocak transferinde bu eksikleri giderecek atağı” yapabilir mi? İşte “bütün mesele” burada!. Eğer “transfer” diye “Altaylı Sinan” ya da “onun gibi” bir-iki oyuncu düşünülüyorsa, hiç yapılmasın daha iyi!. (Ayrıca bana sorsalar Altay’dan Sinan’ı değil, İnanç’ı alırdım; Altay’daki haliyle bile, Galatasaray’daki haline acıdığımız Ümit Davala’yı dörde katlar!.) “Sinan” ve “onun gibiler” ilerisi için alınabilir; Galatasaray’ın devre arasında “takımı omuzlayacak” 2-3 oyuncuya ihtiyacı var!. Yedek kulübesinde “sıra bekleyecek” adamlara “para dağıtılacağına”, Galatasaray’ın vizyonuna uyacak “çok iyi” 2-3 futbolcu alınabilseydi; Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’nden elenmez ve bu suretle “alınan futbolcuların transfer paralarının önemli bir bölümü de kasaya geri dönerdi!.” Bedava sirke baldan tatlıdır!. “19. Asır bezirgan kafası!.” Biz ise 21. Asır’da yaşıyoruz!.. “Özhan Canaydın’a duyurulur!” Doğru söylemiş!.. Galatasaray Divan Kurulu toplantısında, “eski” Divan Başkanı Duygun Yarsuvat, Fatih Terim’in adını vermeden, “çok haklı” bir eleştiri de bulunmuş!. Demiş ki “eski” başkan: “Madem ki ‘tek sorumlu benim’ diyor, Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’nden elenmesi yüzünden kaybedilen 15 milyon İsviçre franklık geliri ödesin!.” Ne demişti Terim: “Ben isteseydim, Şampiyonlar Ligi’nde oyuncularımdan son iki maçta beraberlik için oynamalarını ister, takımı öyle kurar ve taktiği öyle verirdim. Ve elenmez, turu da atlardık. Ama bu bana yakışmazdı. Ben takımımı beraberliğe oynatmam. Ben oyuncularıma ‘hücum etmeyin, kalenizi savunun’ demem. Bu kendime ve düşüncelerime ihanet olur. Böyle yaparsam, bundan sonra da futbolcuma galibiyet inancı veremem.” Terim’in “bu sözleri söylediğinin ertesi günü” yazmıştım: “Yönetim Kurulu, Terim’e bunun hesabını sormayacak mı ve kendileri benim bu soruya ne cevap verecekler?” diye... “Biraz geç oldu” ama, Duygun Yarsuvat da, Divan Kurulu’nda sorulması gereken “soruyu” sormuş!. Ne var ki, Kurul toplantısında “yönetimden hiç kimse olmadığı için” soru da cevapsız kalmış!. Bilmem ki, “Divan Kurulu’nun yeni Başkanı” ne yapacak? Avrupa işte bu!. Siyasette de, sporda da “peşinden koştuğumuz” ve nerede ise “bizi içine al” diye el-etek öper hale geldiğimiz Avrupa, aynı gün, hemen hemen 5-6 saat ara ile “suratımıza tokadı indirdi!” “Haddini bil, otur oturduğun yerde” dedi!. Taaa, Jön Türkler’den beri, taa Tanzimat Fermanları’ndan beri, “Avrupa muhiplerinin, Türkiye’yi getirdikleri nokta” işte burasıdır; iftihar edelim!. “İhtiyar, kaypak, komplocu, iki yüzlü, menfaatçi, bezirgan ve korkak” Avrupa’nın önünde “bu hale düşmek” ne acı! “Siyaset” bu sayfanın ve bu sütunun işi değil!.. Ama, “spora bile siyaset bulaştırıldığına göre”, söyler misiniz bana, bizler ne yapacağız? Adeta “Avrupa’nın Güney Doğusu’nu Avrupa haritasından ayıran” ve Balkanlar’a “büyük futbol organizasyonlarını vermemeye özen gösteren” UEFA’ların, FIFA’ların tutumunun “spora, dostluğa, barışa, sevgiye, saygıya, hakka, adalete sığar bir yanı var mı?” İsviçre-Avusturya ikilisini Türkiye-Yunanistan ıkilisine tercih eden zihniyete söylenecek elbette çok şey var!.. Kısacası “utansınlar” diyeceğim ama, “onların lügatlerinde” böyle bir kelimenin olduğuna inanmam mümkün değil!. Avrupa “bir şeyden” anlar: Onlara “Beşiktaş’ın ve Denizlispor’un yaptıklarını yapacaksın!.” Unutamayacağımız “kara” 12 Aralık 2002’nin “kara gecesinde” Türkiye’yi, bizleri, evlerimizi, gönlümüzü ısıttılar ve aydınlattılar!. “Avrupalılar’a” da çok iyi anlayacakları bir ders verdiler!. Var olsunlar, sağ olsunlar!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT