BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gazneli Sultan Mahmud

Gazneli Sultan Mahmud

Bugün, adaletiyle, halkını güzel idaresiyle meşhur Gazneli Sultan Mahmud Han’ın ölüm yıl dönümü.



Bugün, adaletiyle, halkını güzel idaresiyle meşhur Gazneli Sultan Mahmud Han’ın ölüm yıl dönümü. On asır önce (1030’da) vefat etmişti bu merhametli sultan. Hükümdarlar arasında ayrı bir yeri vardır Sultan Mahmud’un. Bunun için hep hayırla yadedilmiş bugüne kadar. Âlimleri, evliyâyı çok sevdiği için dinin yayılmasında, âlimlerin yetişmesinde çok emeği geçmiş; İslâmiyeti anlatan çok kitap yazdırmıştır. Devletinin sınırları Türkistan’a, Lâhor’a, Delhi’ye ve Irak’a kadar uzanmıştı. Sultan Mahmûd adil idaresi yanında islam ahlakı ile bezenmiş bir sultandır. Bilhassa cömertliği çok meşhurdur: Zamanında, ihtiyar biri hastalanıp doktora gider. Doktor kendisine 500 dirhem (yaklaşık 1750 gr.) bal yemesini tavsiye eder. İhtiyarın bal alacak parası yoktur. Ne yapayım diye düşünürken, oradan sultanın geçmekte olduğunu görür. Yanına varıp hâlini arz eder. Sultan Mahmud vezîrine: Derhâl bu ihtiyara yirmibeş kilo bal veriniz, diye emir verir. Veziri hemen atılıp, “Efendim, yanlış anlaşılmasın, ihtiyar 500 dirhem istemişti, deyince vezîrine,” Ben ne istediğini iyi duydum. O kendine göre en azını istedi. Ben de bana göre en azını veriyorum. Aramızda bu kadar fark olsun,” der. Bir de Sultan Mahmud’a yakınlığından dolayı Hasan Ağa’nın başına gelenleri bu vesile ile anlatalım: Bir sefer dönüşü bağlık bahçelik bir mahalden geçer Sultanın yolu. Bahçelerin birinde çok güzel bir armut ağacı görür. Dayanamaz bir iki tane yer; fakat izin almadan yediğini fark edince eyvah ben ne yaptım deyip üzülür. Hemen mal sahibini buldurur; helallık diler kendisinden. Mal sahibi Hasan Ağa “Aman sultanım bizim için bir şereftir. Helal hoş olsun. Bu armudun ismi de bundan sonra Hünkâr armudu olsun. Bahçe sizindir her ne zaman yolunuz düştüğünde yiyebilirsiniz” der. Sultan ferahlar ve Hasan Ağa’nın hediye ettiği bir sepet armudu da alıp ayrılırken, Hasan Ağa’ya da “Bir işin olursa muhakkak saraya beklerim, çekinmeden gece gündüz demeden yanıma gelebilirsin” der. Bir zaman sonra Hasan Ağa’nın komşusu ile bir sınır anlaşmazlığı olur. Haklı olduğu halde, haklılığını bir türlü kabul ettiremez huysuz komşusuna. Hanımı der ki “Efendi, padişaha git. Nasıl olsa her zaman kapısının açık olduğunu söylemişti sana!” der. Hasan Ağa pek oralı olmaz. Böyle ufak tefek işler için koskoca Sultanı meşgul etmenin uygun olmayacağını düşünür. Komşu, geçimsiz biri olduğu için ikide bir rahatsız eder kendisini. Her defasında hanımı, “ Ne olur efendi Sultana git de şu sıkıntıdan kurtulalım,”der. Komşusunun şirretliği bilhassa da hanımının ısrarı üzerine dayanamayıp saraya gitmeye karar verir bir gün. Seçme armutlarla doldurduğu sepetiyle sarayın yolunu tutar. Sarayda huzura çıkması zor olmaz. Sultan bir akşam kısaca dinler kendisini. İzzet ikramdan sonra, “Hasan Ağa o kolay iş hallederiz. Sen bu gece istirahat et, sabah ola hayrola,” diyerek getirdiği armuda da teşekkür edip odasına çekilir. Hasan Ağa da kendisine gösterilen odada uykuya dalar. Gece yarısı tuvalet ihtiyacı için mecburen odadan çıkar. Orası burası derken alt katlara iner. Zaptiyeler de gecenin bu vaktinde yabancının burada ne işi var casus mudur, neyin nesidir diye yakalayıp hapse atarlar. Olacak ya. O gece gelen ani bir haberle Padişah sabah erkenden sefere çıkar. Hasan Ağa suçsuz olduğunu, sayara kötü niyet ile girmediğini ispat edene kadar olmadık işler gelir başına... Seferden dönen padişahın bir gün canı armut ister. Bir görevliyi Hasan Ağa’nın köyüne gönderir. Hasan Ağa görevliye armudunu verdikten sonra başından geçenleri de bir bir anlatır. Görevli armudu alır doğru saraya, padişahın huzuruna çıkar. Durumu izah eder. Bunun üzerine Sultan, Hasan Ağa’yı saraya davet eder. Mükellef bir ziyafet çeker. Kendisinden özürler diler. Hakkını helal etmesini ister. Yüklüce de hediye verir. Hasan Ağa; “Sultanım hakkımı helal ettim. Büyük başın büyük derdi olur. Üzülmenize gerek yok. Sağlınızı dilerim.” der. Sultan kendisini uğurlarken; “Hasan Ağa bir arzun olursa muhakkak gelmeni arzu ederim, gelmezsen üzülürüm. Her zaman böyle olmaz.” der. Hasan Ağa mırıltı halinde, bir şeyler söyleyerek huzurdan ayrılır. Sultan sorar vezirine: “Ne diyor işitebildin mi?” İşittim sultanım. Şöyle söylüyordu: “Söyleyen ne güzel söylemiş:”Be-derya der menafi, bi-şümar est./Eğer hahi selamet, der kenar est.” “Kurb-i sultan, ateş-i suzan.” (Deryada, denizde inci mercan gibi çok faydalı şeyler var ise de, sen kenarda kal, kenar her zaman selamettir. Sultana yakın olmak ateşe yakın olmak kadar tehlikelidir.)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT