BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > BİR YILDIZ KAYDI

BİR YILDIZ KAYDI

Fırtınalı kış gecelerinde İstanbul sokaklarında dolaşmak bende bir tutku haline geldi. Sıcacık kaloriferli daireden çıkıp, soğuk yemek mantık kabul etmese de köprü altlarında, sur diplerinde, kuytu köşelerde gecelemeye çalışan, evsiz, barksız, kimsesiz insanların halini görmek, onların derdine ortak olmak duygusu ağır basıyor.



Fırtınalı kış gecelerinde İstanbul sokaklarında dolaşmak bende bir tutku haline geldi. Sıcacık kaloriferli daireden çıkıp, soğuk yemek mantık kabul etmese de köprü altlarında, sur diplerinde, kuytu köşelerde gecelemeye çalışan, evsiz, barksız, kimsesiz insanların halini görmek, onların derdine ortak olmak duygusu ağır basıyor. Bazen Sarayburnu’na iniyor denizin azgın dalgalarını seyrediyorum bir müddet. Sonra Gülhane ve Topkapı Sarayını çevreleyen surlara yöneliyorum. Surların dibinde ayrı bir dünyanın varlığını keşfetmiştim bir süre önce. Bu keşif tesadüfen gerçekleşmişti. Soğuk bir kış gecesiydi. Sirkeci’den Bakırköy istikametine sahil yolunda seyrederken çok yaşlı bir adamın surun dibinde önündeki teneke içinde yaktığı tahta parçalarıyla ısınmaya çalıştığını görmüş ve durarak bu adamcağızın hayat hikayesini dinlemiştim. O sırada sahipsiz çocuklar ilişmişti gözüme, bu çocuklar dondurucu soğuk altında geceyi savmaya çalışıyordu. Bu küçük yavruları hiç unutamadım. Her birisinin başından geçenler yüzlerce sayfayı bulan roman olurdu. İstanbul boğazının lahuti güzellikleri arasındaki villasında viski yudumlayarak hayalî köy romanı yazan tanınmış roman yazarları geldi hatırıma. Gönlümden binlerce okuyucusu bulunan bu insanların ger çeklere ters hayali serüvenler peşinde koşmak yerine sur dibinde hayat mücadelesi veren bu çocukların, yaşlıların dramını bütün çıplaklığıyla dile getirmeleri temennisi geçti. Bu büyük şehrin sorumlularının biçare insanların derdiyle ilgilenmelerini arzuladı gönlüm. Bir televizyon program yapımcısı olmayı hiç bu kadar arzu etmemiştim. Ekrandan millete seslenmeliydim: “Heeyy millet! Sur dibindeki şu biçareler dondurucu soğukta titrerken sıcak yatağınızda nasıl yatabiliyorsunuz? Bu zavallılar aç bîilaç çile çekerken nasıl tıka basa midelerinizi dolduruyorsunuz? Hey bu memleketin zenginleri bu zavallıları cenabı Hak size emanet etti. Emanete böyle mi sahip çıkıyorsunuz?!.” Televizyon program yapımcısı olamayacağımı biliyorum. Çünkü o işin peşinde kariyer sahibi çok insan var. O programları yapan kişi ya bir artist veya ses sanatçısı olmalı, olmalı ki o program reyting yapsın. Acaba bu şehre yönetici olabilseydim bu zavallıların derdine deva bulabilir miydim? Yönetici olmak kolay mıydı? Çevre lazımdı, arka gerekiyordu, reklam ve para gerekiyordu. Bunların hiçbirisi bende yoktu. Bu insanların derdine deva olamayacak mıydım? Burnu akarak gözlerimin içine bakıp dişleri birbirini döven Urfalı Küçük Yusuf’a cebimdeki üç beş kuruştan başka bir şey veremeyecektim. Yetmiş yaşının üzerinde boğulurcasına öksüren hasta mahkum Edirneli Hulusi amcaya faydam olmayacak mıydı? Onlar gibi ben de çaresiz kalmıştım. Edirneli Hulusi amcayı bir daha göremedim. Ölmüştü. Cenazesi belediye tarafından kaldırılıp kimsesizler mezarlığına sırlarıyla birlikte gömülmüştü. Hulusi amcanın birçok sırrı beraberinde götürdüğünden emindim. Zira görmüş geçirmiş biri olduğu eski, yırtık elbiseleri altında bile belli oluyordu. Kimi, kimsesi var mı öğrenememiştim. Onunla ilgilenmeyi yardımcı olmayı ilerde bir zamana tehir etmiştim, ama ömrü müsaade etmedi. Acaba belediye onun ailesiyle ilgili bir ipucu buldu mu diye sordum cevap yoktu... Hulusi amca zihnimi meşgul ede dursun gecelerin sessizliğiyle arkadaşlığımı sürdürmeye devam ediyordum. Beyoğlu semti gençlik yıllarımdan itibaren dikkatimi çeken bir muhitti. Bu mekan kendine has özellikleri olan garip bir diyardı. Eski zamanların eğlence merkezi Beyoğlu şimdilerde esrarkeş ve eroinmanların barınağı haline gelmişti. Normal bir insanın bu semte hem de gece yarısı girip çıkması cesaret işiydi. Bu semte gelirken hep tedirginlik duyardım. Fakat burada göreceğim ibret vesikaları bu tehlikeyi göze almaya değerdi. Beyoğlu birçok yıldızın doğum yeri olduğu gibi bazılarının da öldüğü yerdi. Çocukluk yıllarımızda hayranlıkla filmlerini seyrettiğimiz kalbur üstü artistlerin perişan hali bir ibret vesikası gibi sergileniyordu bu semtte. Son günlerde bu semte gelmeme sebep yıllarca Yeşilçam’da arz-ı endam etmiş bir aktristi “Mine Yıldız”... Sayısı belirsiz filmde başrol oynamış bu güzel kadının son dönemdeki perişan halini bir televizyon kanalından seyretmiştim. Yüzü tanınamayacak haldeydi. İstiklal Caddesi kenarına boylu boyunca uzanmış, ayağa kalkamayacak kadar kötümser vaziyetteydi. Daha acısı orta yaş Türk seyircisinin hayranlıkla tanıdığı bu şöhretli yıldıza gelip geçenlerin sadaka vermesiydi... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT