BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sana müjdeler olsun ki...

Sana müjdeler olsun ki...

Bilal-i Habeşi, Efendimizin emri üzerine dışarı çıkıp hazret-i Ali ile hazret-i Fatıma’nın nikahlarının kıyılacağını halka ilan etti.



Bilal-i Habeşi, Efendimizin emri üzerine dışarı çıkıp hazret-i Ali ile hazret-i Fatıma’nın nikahlarının kıyılacağını halka ilan etti. Eshab-ı kiram, Mescid-i Nebevi’ye gelerek, içini dışını doldurdular. Peygamber efendimiz ayağa kalkarak şu hutbeyi okudular: “Bütün hamd ve şükür, âlemlerin Rabbine mahsustur. O, verdiği nimetlerle öğülen, sonsuz kudretinden ve kuvvetinden dolayı ibadet edilen, azab ve hesabından korulan, hüküm ve fermanı yeryüzünde ve göklerde hakim olandır. Mahlukatı kudretiyle yaratan, adaletli hükümleriyle bunları birbirinden ayıran, insanları (İslam) dini ve peygamberi Muhammed (aleyhisselam) ile şereflendiren O’dur... Allahü teâlâ bana, kızım Fatıma’yı Ali bin Ebi Talib’e nikahlamamı emretti. Şimdi sizi şahid tutuyorum ki, (Allahü teâlânın emriyle) 400 miskal gümüş mihr ile Fatıma’yı, Ali bin Ebi Talib’e nikahladım. Rabbim kendilerinin varlıklarını bir araya getirsin ve bunu kendilerine mübarek kılsın. Nesillerini temiz ve rahmete anahtar, hikmete maden, ümmet-i Muhammed’e emin kılsın. Söyleyeceğim bundan ibarettir. Rabbimden kendim ve sizin için mağfiret dilerim.” Hazret-i Ali de kalkarak şu kısa hutbeyi okudu: “... Huzurunda bulunduğumuz Muhammed aleyhisselama salât ve selam ederim ki, mübarek kerimeleri Fatıma’yı 400 miskal gümüş mihrle bana nikahlamıştır. Ey din kardeşlerim! Şüphesiz Peygamber efendimizin buyurduklarını işittiniz ve şahid oldunuz. Ben de buna şahid ve razıyım. Aynen kabul ediyorum. Allahü teâlâ hepimizin sözlerine şahiddir, hepimize vekildir.” Nikah akdi bittikten sonra, Peygamber efendimiz taze hurma getirttiler ve; “Haydi bu hurmadan alınız, yiyiniz” buyurdular. Herkes alıp yediler. Sonra hazret-i Bilal bal şerbeti dağıttı, onu da içtiler ve bütün sahabiler; “Barekellahü fi küma ve aleyküma ve ceme’a şemleküma” diye dua ettiler. Hazret-i Fatıma, nikahtan sonra ağlıyordu. Peygamber efendimiz onun yanına geldi ve; “Ey Fatıma! Sana ne oldu ki ağlıyorsun? Allahü teâlâya yemin ederim ki, seni, isteyenlerin en alimine, hilim ve akıllılıkta en üstününe ve ilk müslüman olanına nikahladım” buyurdu. Hazret-i Fatıma; “Babacığım! Evlenen her kızın mihri altın ve gümüşle takdir ve tayin ediliyor. Benim de mihrim böyle takdir edilirse, benimle diğerleri arasında ne fark olur. Kıyamet günü sen, mü’minlerin günahkârlarından ne kadar kimseye şefaatte bulunursan, ben de onların hanımlarına şefaatte bulunmak istiyorum. Muradım budur” dedi. Allahü teâlâ, hazret-i Fatıma’nın bu dileğinin kabul edildiğini bildirince, Resulullah efendimiz; “Ya Fatıma, peygamber çocuğu olduğunu belli ettin” buyurdular. Hazret-i Ali buyurdu ki: “Bu işlerin üzerinden uzun zaman geçmişti. Bu hususta hiç söz olmadı. Ben de hicabımdan yani utandığımdan ağzımı açamadım. Ama Resulullah efendimiz, bazan beni tenhada gördükleri zaman; “Senin hatunun ne iyi hanımdır. Sana müjdeler olsun ki, o, âlemdeki hatunların seyyidesidir” buyururlardı. Bir ay sonra Hz. Ali’nin yakınları; “Ya Ali! Bu akd-i izdivac ile mesrur olduk. Lakin muradımız odur ki, bu iki mes’ud birbirlerine yakın olalar” deyince, Hz. Ali, “Benim de muradım odur, lakin hicab ediyorum, utanıyorum” cevabını verdi. Yarın: “Kimi bulursan getir”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT