BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > BİR YILDIZ KAYDI

BİR YILDIZ KAYDI

Yenipınar caddesinin çarşı çıkışında nalbantlar, semerciler, kalaycılar, bakırcılar sıralanmıştı. Bakırcı Abdullah’ın dükkanının yanında kasabanın tek ekmek fırını yer almıştı. Kasaba ahalisi umumiyetle köylü olduğu için yaz mevsiminde un, bulgur, aşlık ihtiyaçlarını kendileri temin eder, her mahallede mevcut olan mahalle fırınlarında ekmeklerini pişirirlerdi.



Beş çocuğunun hatırına katlanıyordu Yenipınar caddesinin çarşı çıkışında nalbantlar, semerciler, kalaycılar, bakırcılar sıralanmıştı. Bakırcı Abdullah’ın dükkanının yanında kasabanın tek ekmek fırını yer almıştı. Kasaba ahalisi umumiyetle köylü olduğu için yaz mevsiminde un, bulgur, aşlık ihtiyaçlarını kendileri temin eder, her mahallede mevcut olan mahalle fırınlarında ekmeklerini pişirirlerdi. Bu sebepten Fırıncı Ömer, çoğu zaman çok az miktarda ekmek pişirir, buna rağmen bir kısmını satamazdı. İlk sıralar bu satılmayan bayat ekmekleri dilimler haline getirip güneşte kurutarak peksimet yapardı. Peksimet, seferberliğe iştirak etmiş yaşlıların aşina olduğu bir yiyecekti. Milli mücadele yıllarında taze ekmeği kim bulabiliyordu ki?.. Milli mücadeleyi görmüş yaşlı insanların yavaş yavaş ebediyete intikal etmesiyle kasabadaki peksimet tüketimi çok azalmıştı. Bu bakımdan Fırıncı Ömer bundan böyle bayat ekmekleri ıslayarak hamura katıp tekrar ekmek yapmaya başlamıştı. Bu sebepten onun fırınının ekmeği pek tutulmuyordu. Yenipınarlılar mecbur kalmadan Fırıncı Ömer’den ekmek almıyorlardı. Fırıncı Ömer’in babası Kambur Salih milli mücadele gazisiydi. Yunan harbinde attan düşüp, beli sakatlanmış, kambur olmuştu. Oğlu Ömer’in bu hileli ekmek imalatını tasvip etmez, arada sırada “Oğlum hile yapma, paranın bereketi kalmaz, çoluk çocuğundan çıkar” derdi. Ömer’in hiç çalışmada, işte gözü yoktu, varsa yoksa zamanını Topal Mahmut’un kahvehanesinde geçirir, gece yarılarına kadar kumar oynar sonra alelacele ertesi günün ekmeğini pişirip yatardı. Ömer’in karısı Hayriye hanım, kocasının bu durumuna çok üzülse de elinden bir şey gelmez beş çocuğunun hatırına katlanırdı... Emine evin büyük kızıydı... Ömer’in Emine’den sonra üç kızı daha olmuş, erkek evlat ancak beşinci çocukta gelmişti. Çocukların yaşları birbirine yakındı. Fırıncı Ömer çoğu zaman bu kalabalık ailenin yükü altında ezilir, çocukların okul masraflarını karşılayamazdı. Bu sıkıntı onu daha fazla kamçılayıp, çok çalışmaya teşvik edeceğine, vurdumduymazlığa iterdi. Babası Kambur Salih’in hanedeki otoritesi ortadan kalktıktan sonra kendini içkiye vermişti. Hayriye, -Efendi sen ne yapıyon, zaten geçinemezken bir de eve sarhoş gelmeye başladın... dediğinde zavallı kadını sopanın altına yıkıyordu.  Emine simsiyah saçları beline inen, uzun siyah kirpikli, kalın kara kaşlı bir kızdı. İlkokul beşinci sınıfa gidiyordu. Fırıncı Ömer’in ailede çıkardığı huzursuzluktan en fazla o etkileniyordu. Beş yıldır giydiği rengi solmuş siyah önlüğünü giymiş okula gitmeye hazırlanırken babasının homurtuyu andıran sesiyle irkildi. -Gız Emine! -Efendim, baba... -Gız nereye gediyon? -Okula gidiyorum baba... -Şimdi okulun sırası değil, get fırında ekmek sat bugün... Okulun son günleriydi. Okulunu, öğretmenlerini çok seviyordu, evdeki huzursuzluğunu ancak okulda arkadaşlarının yanında unutuyordu. Beşinci sınıfların tertip ettiği piyeste rolü vardı, o gün piyesin provası yapılacaktı. Eğer provaya gitmezse diğer arkadaşları da çalışamazdı Emine olmadan. -Babacığım bugün piyes çalışmamız vardı, öğretmenim mutlaka gelmemizi söylemişti... -Ne diyon sen gız, ne piyesiymiş o, bunca sene gettin de ne oldu, doğruca fırına get, paraya mukayyet ol, kimseye veresiye ekmek veriyim deme sakın... Emine çaresizlik içinde annesine baktı, bir umut belki annesi söz geçirir diye düşünmüştü, ama zavallı kadının hali ondan beterdi, okul çantasını bıraktı, siyah önlüğünü çıkarmadan fırının yolunu tuttu. Dedesi Kambur Salih onca yaşına rağmen ekmeği fırından çıkarmış, tezgahın üzerine yığmıştı. En yorucu iş hamur yoğurmaktı, koskoca tekne hamuru elle yoğurmak zorundaydı... Ömer, kumara, içkiye para vermekten bir hamur yoğurma makinesi almamıştı, çoğu kez rahatsızlık bahanesiyle hamur yoğurma işini yaşlı ve sakat babasına havale ediyor, bazan de hanımı Hayriye yardım ediyordu. Kambur Salih kan ter içinde kalmıştı. Fatma içeri girince soluk, soluğa sordu: -Baban gelmedi mi? -Hayır gelmedi dede... -Sen mektebe getmedin mi? -Babam göndermedi, git fırına ekmek sat dedi, aslında bugün piyes provamız vardı, çok da önemliydi dede... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT