BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Öylesine mutlulukla doluydu ki!..

Öylesine mutlulukla doluydu ki!..

Beş dakika sonra hep birlikte Agnes Kilisesi’nin önündeydiler.



Beş dakika sonra hep birlikte Agnes Kilisesi’nin önündeydiler. - Hayrola Selma? diye Tarık merakla sordu. - Bir hoş geldin yok mu? - Şey... Özür dilerim! Tabii... Yani hoşgeldin de!.. - Hoş geldim Tarık! Sana söyleyeceklerim çok önemli! Selma’nın gözleri her zamankinden daha çok ışıl ışıl parladığı halde. Tarık onun bu halini hep doğal bulduğundan ve belki de o andaki ani heyecanından olacak ki, benliğini saran olumsuz düşüncelerle zihni kırıştı. Kenan, Ela’ya onların özel konuşacakları olduğunu söyledi ve Tarık’la Selma’nın elini sıkarak ayrılmakta acele ettiler. Onlar gittikten sonra Neusser Caddesi üzerinden Nippes’e doğru yürüdüler. Birbirlerine hal hatır sordular. Havadan sudan ve yakında Türkiye’ye izine gideceklerinden falan konuştular. Kenan’la Tarık Türkiye’ye arabayla gitmeye karar vermişlerdi. Hem değişik ülkeleri görmek, hem de istedikleri yerde konaklayıp gezebilmek amacını güdüyorlardı. Onların bu fikrini duyan Ela, kendi arabasıyla gitmeyi önermişti. Zaten Kenan da böyle bir öneride bulunmayı düşünürken, Ela daha erken davranmıştı. Sonra Kenan Alman gelinlerini anne ve babasına yakından göstermeyi çok istiyordu. Nedense kafasının içinde olumsuz yönde yorumladığı düşüncesine takılan Tarık, yürüdükçe aralarındaki konuşmayı bir süre sonra duymaz oldu. Selma’yı çok seviyordu. Onsuz kendini güçsüz, gayesiz görüyordu. Eğer Selma’nın önemli dediği şey olumsuz olursa, yıkılırdı o zaman. Beynini balyoz gibi döven düşüncesinin ağırlığına daha fazla dayanamayacağını sanıyordu. Tarık’ın yüreği sürekli bir korku ve endişeyle titreyip duruyordu. Selma’nın yanıbaşında dalgın bir halde yürürken, sevdiği genç kızın gözlerinin güneşin ışığı altında daha da bir parladığını görmüyordu. Selma ise içini coşkulu bir şekilde saran sevincinden, mutluluğundan adeta kanatlanıp uçacak gibiydi. Birden Tarık’ın koluna sıkıca sarıldı. - Tarık’cığım!.. Annem, seni çok beğendiğini söyledi. Babam da benim bu isteğimi olumlu karşıladı. Kızım kimi isterse onunla evlendireceğim demiş anneme. Öyle mutluyum ki Tarık... Türkiye’ye gidip dönmeni sabırsızlıkla bekliyorum. Tarık heyecanla kekeledi: - Şey... Ben de sanmıştım ki, şey... Tarık sevincini açığa vuracak bir söz bulamıyordu. Aslında bunun böyle sonuçlanacağını daha önceden düşünmesine rağmen, nedense birden vesveseye kapılmış ve boşu boşuna kendini üzmüştü. Selma’nın sözleri gönlünce bir güneş gibi doğmuştu. Yüreğinin derinliklerine dek, tüm damarlarındaki kanları coşturan bir sıcaklık dolmuştu içine. Ömründe yüce Yaradan’dan istediği tek şey huzurlu bir aile yuvası kurmaktı. İşte olmuştu, öyle oluyordu! Şimdi içinden Yaradan’ına şükrediyordu. Başından birtakım ıstıraplar geçmişse de, şimdi artık mutluydu. Öylesine mutlulukla dolup taşıyordu ki, şu anda yeryüzünde hiç kimse onun kadar mutluluk ve huzur içinde olamazdı. Sevmek, sevilmek... Gönül huzur bulunca, yaşanılan hayat nasıl olursa olsun, insan da mutlu olurdu. Şimdi o da bir kuş gibi kanatlanıp uçmak istiyordu. Kendisini öylesine hafif, öylesine huzur içinde hissediyordu ki... Uçmak, ta göklerin mavilikleri içinde kaybolmak istiyordu. Tutulduğu o yeşil gözler, kendini manevi yönden güçlendiren bu tatlı dilli, güler yüzlü genç kız çok yakınında ve hep yanında olacaktı demek! İlk kez tattığı bu aşırı sevincinden bağırmak geliyordu içinden. Sevincini, bazen tükürdüğü kaldırım taşlarına bile duyurmak istiyordu sanki. Karşısında durup sevgiyle baktı Selma’nın gözlerine. Sevgiyle ellerinden tuttu. Aşkı, ümidi, emeliydi Selma; ömrünün gülü, gönlünün tek çiçeğiydi. Yarınlarının can yoldaşı, ilerde helallisi, doğacak çocuklarının annesi olacaktı... Artık yazın geldiğini müjdeleyen havanın ısısı, o gün otuz dereceye yakındı. Kafeteryaların önündeki masalar, sandalyeler hep doluydu. Tarık’la Selma da başbaşa birer dondurma yemek üzere, bu kafeteryalardan birinin önünde gördükleri bir boş masaya oturdular. *** Niyazi’nin nişan işini en yakın arkadaşlarından bile gizli tutmasına, başta ablası ve eniştesi olmak üzere, onu tanıyan herkes hiçbir anlam veremiyordu. Ama Niyazi, bir sürprizdir tutturmuş gidiyordu. Evlendiğini, ancak düğününde duyurmayı istiyordu. Nişan, çok sade bir şekilde geçmişti. Dünürbaşı Aysel’lerin evinde toplanılmış ve Niyazi’nin eniştesi Ömer Faruk tarafından nişan yüzükleri takılmıştı. Dışardan çağrılı olarak, yalnızca genç evli Seul’le Turan katılmıştı. DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 98812
    % -0.52
  • 5.4924
    % -1.28
  • 6.1985
    % -1.51
  • 7.3364
    % 0.15
  • 234.388
    % -0.66
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT