BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Ay’dan görülecek

Ay’dan görülecek

Tıpkı bir broş gibi ışıldayacak İnşaatı bitmek üzere olan ve projesi Savunma Bakanı El Mahdum’a ait palmiye şeklindeki yarımadanın üzerine 2 bin villa, 100 otel, havuzlar, körfezler, marketler ve marinalar kurulacak. Tamamı ışıklandırılacak ada geceleyin, uzaydan bile görüntülenebilecek büyüklükte olacak. Tamamen yanan ışıklarla birlikte ada, tıpkı bir broşu andıracak.



Dubai turizmi 3K (kum-kebap-köçek) formulü ile işliyor. Biliyorsunuz gazetemizin mıtriblerle, rakkaselerle işi olmaz, kebabı da yerliler değil Şamlılar, Halepliler ve Antepliler yapıyor. Öyleyse gelelim kuma. İnanın abartmıyorum ülke boydan boya kum havuzu gibi. Öyle ki şarktan garba yalınayak yürüyün, tek taş dokunmaz ayağınıza. Avuçlayıp un eleğine koyun, iki çalkalayın, hepsi inmezse aşağıya, gelin yanıma. Eh kumu böylesine ince, suyu böylesine sıcak olan bir ülkenin sahillerini siz düşünün artık. Basra körfezi beyaz köpüklerini sere sere çöle yayılıyor ama su çekilir çekilmez kumlar kuruyor. Sonra yine ıslanıyor, yine kuruyor. Işıltılı taneler tıpır tıpır yuvarlanıyor, kâh karaya, kâh deryaya yürüyor. Bazı balıklar gelip kumsala yatıyor, yarım dakikalığına olsun göbeklerini ısıtıyorlar. Bu keyif ikinci dalga gelinceye kadar sürüyor. Körfez o kadar sığ, su o kadar temiz ki ne kadar açılırsanız açılın dibi görünüyor. Deniz kâh turkuaz mavisi, kâh mercan kızılı kesiliyor, ama kumlar hep altınvari kalıyor. Alacalı bulacalı okyanus balıkları bıkıp usanmadan zemini eşeliyor, hem bu sıcak sularda istiridyenin paşası yetişiyor. İnci avcıları dalıp dalıp çıkıyor en büyük habbeyi yakalamaya bakıyorlar. İşte dünyanın en pahalı otelleri Burj-el Arab ve El Cumeyriyah burada bulunuyor. "Arab Burcu" hem rakım, hem rakam olarak akranlarına fark atıyor. Odaları "Versace" dizayn etmiş, mimarlar ve mimariçeler donanımı bir kez olsun görebilmek için can atıyorlar. Adamlar bir duvarı yelken gibi tasarlamışlar, yosun kokulu rüzgar daima içeride dolanıyor. Bu otelde kalabilmek herkesin harcı değil. Gezip görmek isteyenlerden bile para (150 dirhem) alıyorlar. Bir gecelik konaklama ücreti 7 bin dolar ve önümüzdeki aylarda tek boş oda görünmüyor. Oteli genellikle Novi Ruskyler (Yeni Ruslar) kapatıyor. Sağolsun beyaz Türkler de onlardan aşağı kalmıyor. Biliyor musunuz burada terlikle, pijamayla dolanılmıyor. Yemeğe bile papyonla, frakla oturuluyor. "Bu kadar kural da fazla ama" demeyin. Keyif onların değil mi? Belki paralarıyla rezil olmaktan hoşlanıyorlar. Dubai otelleri bizimkilerden üç misli pahalı ve her hizmet hesabınıza yazılıyor. Beş yıldızlı oteller kahvaltılık olarak sadece domates ve peynir veriyor, canınız bir tavacık omlet istese fatura önünüze geliyor. Lâkin yaz hasreti çekenler için bulunmaz mekan. Zaten ocak, şubat ayları full dolu, yoğunluk mart ve nisan da sürüyor ama temmuz, ağustos oldu mu termometreler yamuluyor, develer bile gölge arıyor. İşte bu sezonda vize almak kolaylaşıyor, konaklama ücretleri makul seviyelere düşüyor. Sahilin en gözde noktasında yüksek duvarlarla çevrilmiş bir malikane dikkatimizi çekiyor. Duvarın uzunluğu ben diyeyim 2, siz deyin üç kilometre. Burada Şeyh Mahdum ve mahdumları oturuyor. Neyse bu kadar peşrevden sonra hikayemize gelelim. Efendim bu şirin ülkenin Savunma Bakanı Şehy Raşit el Mahdum önce asayişi kemale erdiriyor, sonra sulh-u salahı itmam eyliyor. Yetmiyor sırf vatana millete hizmet için mimarlığa niyetleniyor. Boş boş oturup turizm kataloglarını çiziktirirken kafasında bir ampul çakıyor. Uzaydan (hatta aydan) bile görünen palmiye şeklinde bir yarımada hayalliyor. Bizde olsa "de get" der geçeriz ama adamlar ciddiye alıyor. Turizm ve inşaat firmaları Sayın Bakanın uyduruk karalamalarını projelendiriyor, dev palmiyenin üzerine 2000 villa, yüz otel, havuzlar, körfezler, marketler, marinalar planlıyorlar. Haber gazetelerde göründüğünde bir heyecan kasırgası kopuyor ve villalar "hemen o gün" kapışılıyor. Derken ünlü otel zincirleri bu tatil merkezinde yer almaya bakıyor ve en gözde blokları kapatmak için görülmemiş bir rekabete giriyorlar. Merak edenler için söyliyelim, söz konusu inşaat akıl almaz bir hızla devam ediyor. Dubaili turizmciler sırf sahil muhabbetiyle kalmıyor, çölün derinliklerindeki kum dağlarını da iyi pazarlıyorlar. Meraklısına kum sörfü ve motokros yapma imkanı sağlıyor, maceraperestler için kervanlar düzenleyip, ay ışığında sahraya çıkıyorlar. Evet serüvenciliğe tamam ama deve sırtında çölün derinliklerine yürüme işi beni aşar. Bu saatten sonra kutup yıldızı filan arayamam. Ama jiplerle yapılan kısa bir safariden de kaçmam, kaçmıyorum da... Herkes benim gibi düşünüyor olmalı. Yola ikindi vakti çıkıyoruz, asrı saniden itibaren yüzlerce jip kum dağlarına yöneliyor, çöl adeta otoban kesiliyor. Arabaların alayı Toyota, bu ısrarlı tercih neden acaba? Çok geçmeden esbab-ı mucibesi anlaşılıyor. Bir kere bunlar çok güçlü ve yürürken dizlerinize kadar gömüldüğünüz zeminde rahatlıkla ilerliyebiliyorlar. Rüzgarla yer değiştiren oynak tepelere gülüp geçiyor, dimdik zirvelere zorlanmadan çıkıyorlar. İşin hoş yanı düşercesine aşağı iniyor, tam zemine vuracak derken dönüyor, bir başka tepeciğe yöneliyorlar. Lunaparktaki trenler de bir şey mi? Bir iniyor bir çıkıyor, bir iniyor bir çıkıyor, içinizi dışınıza çıkarıyorlar. Arabalar zaman zaman dorukların keskin kenarlarına otursalar da şoförler telaşlanmıyor. Makine ileri geri eşinip zemini oyuyor, kumlarla birlikte aşağı kayıyor. Erkek çocuklarını çıldırtacak kadar neşelendiren şölen damarlarınızı Adarenaline doyuruyor. Dikkatimi çekiyor ortalıkta dolanan yüzlerce jipe rağmen zeminde lastik izi görünmüyor. Ortalıkta ciddi bir rüzgar da yok ama doruklarda uçuşan kum taneleri gözümden kaçmıyor. Yamaçlar tipi yemiş Sakaltutan Beli gibi örtülüyor, düzler dantel dantel şekilleniyor. Meğer bu kahribar renkli kumlar her zaman bu kadar sevimli olmuyorlarmış. Şoförümüz Abdurrahman "fırtına koptu mu ortalık nasıl kara, sarı kara kesilir, göz gözü görmez" diyor, "palmiyeler devrilir, camlar kırılır, kumlar ağzınıza dolar. Bu zerreler su geçirmeyen saatleri bile durdururlar. İşte böylesi hengamelerin ardından yağmur gelir, yollarımız ıslandı mı yağlı tavaya döner ve arabalar görülmedik ölçüde kaza yaparlar." Bu ülkede zemin su tutmuyor, nehir akıtsanız yalayıp yutuyor. Halbuki Dubai park gibi, ortalık çiçekten geçilmiyor. "Demek ki bunlar kumda yetişen bir bitki nevi" diyorum, gülüyorlar. "Öyle kolay mı" diyorlar, "biz milyar dolarlar harcayıp toprak ithal ediyoruz. Sonra bir karış arayla tesisat döşüyor, fide köklerine gün boyu su damlatıyoruz. Şimdi düşen yaprakların kuruyup çürümesini bekliyoruz, toprak on yılda bir milim kalınlaşırsa ne âlâ." İşe bakın Anadolu'da akarsular her yıl Kıbrıs adası kadar toprağı denize götürüyor, kılımız kıpırdamıyor. Dubai hayvan çeşidi bakımından o kadar şanslı değil ama mevcud hayvanları (atları, develeri ve şahinleri) çok seviyorlar. Cins taylara ciddi paralar harcıyor, el kadar şahine servet veriyorlar. Bu ülkede futbol ligi yok ama özel karşılaşmalar çok oluyor. Golü hangi taraf atarsa atsın stad ayağa kalkıyor, şeyhin posterlerini açıp, çılgınlar gibi seviniyorlar. Dubaililer turizmin huzur ortamında geliştiğini farketmiş, hırsıza, uğursuza geçit vermemişler. Polis İSO sertifikalı, ortada görünmüyor ama anında olay mahalinde bitiyor. Yollar 5 şeritli yan yolu da sayarsanız etti mi altı. Bu ferah trafiğe rağmen trafik suçu işlemekte ısrar ederseniz 250 dirhemlik ceza pusulası evinize geliyor. Haklarını yemeyelim fotoğrafları da güzel çıkıyor. Ha şunu da hatırlatayım, eğer 500 dirheminizin buhar olmasına üzülmeyecekseniz yerlere tükürebilir ve denize izmarit atabilirsiniz. Düşünün kumundan başka hiç birşeyi olmayan bir ülke, nüfusunun 5 misli misafir ağırlıyor, adeta para basıyor. Ticaret ve turizm o kadar canlı ki gelir kalemlerinde petrolün payı her geçen gün (% 60'lardan % 18'lere) düşüyor. Halbuki ne tarihleri var, ne coğrafyaları. Ne mimari, ne yemek kültürü, ne el sanatları, ne akarsuları, ne meyve, ne sebze... Ama bir şeyi çok iyi beceriyorlar: "Reklam!" Gitmeyi düşünenlere... Dubai'deki yabancılar, ya yıldızı bol otellerde kalıyor, ya da kapı kapı dolanıp "ne iş olsa yaparım abi" diyor. Amele takımı için ücretler 1500 dirhem civarında. Bununla kira bile ödenmiyor, üç-beş genç bir evde kalarak çorbayı kaynatmaya çalışıyor. Öyle herkesin keyfi gıcır değil, Filistinliler sürünüyor, Filipinliler limanlarda yatıyor. Peki BAE vatandaşı olmak için ne gerekiyor? Akla ilk gelen yol bir Arab kızı almak ve kestirmeden sınıf atlamak. Ancak yürürlüğe giren kanunlara göre Arab kızıyla evlenenler vatandaş olamıyor, aksine kız da vatandaşlıktan çıkarılıyor. Diyeceksiniz ki "niye?" Zira ülkedeki Asyalı sayısı % 60'a çıktı, Avrupalılar ise % 10'u aştı. Bu gün demokrasiye geçilse Hintliler açık ara farkla iktidarı ele alırlar. Birleşik Arab Emirliklerinin adını o saat değiştirir, "Hindistan-i sani" yaparlar. İşte bu yüzden emirler kendi soydaşlarını evlenmeye ve çoğalmaya teşvik ediyor, düğün yapana 60 bin dirhem (yaklaşık 20 bin dolar) harçlık veriyorlar. Yetmiyor, ev araba alsın diye (uzun vadeli ve faizsiz) kredi açıyorlar. Gelgelelim gençler bu tekliflere gülüp geçiyor, akılları sıra hayatlarını yaşıyorlar. Ne yazık ki bu ülkede ne dişe dokunur bir grubumuz, ne de mallarımızın ağırlığı var. Lâkin Türk imajı gayet iyi. Son yıllarda başını Goldaş'ın çektiği firmalar "Almamzar Alışveriş Merkezi"ni "İstanbul Trade Centre" yapmaya çalışıyorlar. Ama müzik piyasasında Türkiye tek kale maç yapıyor. Adı duyulmadık türkücülerimiz bile rekora koşuyor.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT