BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > BİR YILDIZ KAYDI

BİR YILDIZ KAYDI

Kambur Salih torununun sıkıntısını anlıyordu ama, elinden bir şey gelmiyordu. Kendisinin okuması yazması yoktu, bütün para verildiğinde üzerine kaç para verecek hesaplıyamıyordu. -Gızım biliyon benim okumam yazmam yok. Hesabı yanlış yaparım belki, biraz dur da belki baban gelir...



Kendi kendine rol yapıyordu! Kambur Salih torununun sıkıntısını anlıyordu ama, elinden bir şey gelmiyordu. Kendisinin okuması yazması yoktu, bütün para verildiğinde üzerine kaç para verecek hesaplıyamıyordu. -Gızım biliyon benim okumam yazmam yok. Hesabı yanlış yaparım belki, biraz dur da belki baban gelir... Emine babasının geleceğine hiç ihtimal vermiyordu. Annesi, sabaha yakın eve geldiğini söylüyordu, uyanıp da fırına gelemezdi. Annesinin de okuyup yazması yoktu. Gerçi paraları tanıyordu ama para üzeri hesap edemezdi. Çaresizlik içinde tezgahın arkasına geçti. Fırının önünden geçip giden okul talebelerini hayranlıkla seyrediyordu. Ah, keşke bugün okula gidebilseydi ne iyi olurdu... Piyesin son provasını yapacaklardı. Öğretmeni, Emine’nin rol yapmasını çok beğeniyor, oyun esnasında defalarca “Aferin Emine, bravo...” diye bağırıyordu. Emine piyesin seyrine kendini kaptırmış, kendi kendine rol yapıyordu. Jandarma karakolunda görevli bir asker elinde büyükçe bir sepetle içeri girdi. -Yeğenim yirmi ekmek koy şu sepete bakalım, dedi. Bu kasabadaki en iyi müşterileri askerlerdi. Karakolda bulunan bir manga asker, kendileri ekmek yapmıyor, hazır alıyorlardı. Bir ay boyunca aldıkları ekmekler deftere yazılıyor, her ay sonunda hesabı ödüyorlardı. Karakolun ekmeği gittikten sonra Yenipınar’da memurluk yapan birkaç kişi ekmek almış sonra fırın tenhalaşmıştı. Öğleye doğru kasabadaki tek sinemanın afiş tahtası fırının önünden geçiyordu. Kasap Nuri’nin oğlu Dursun sinemada çalışıyordu. Her gün bir buçuk metre eni, iki metre boyu olan bir tahtaya o gün oynayacak olan filmin afiş ilanı yapıştırılır Yenipınar’ın cadde ve sokaklarında dolaştırılırdı. Dursun henüz kalınlaşmaya başlamış cırtlak sesiyle megafondan bağırırdı: “Dikkat dikkat! Bugün büyük sinemada Ferda Dilan’ın başrolünü oynadığı Sonsuz Hayal filmi oynayacaktır... Duyduk, duymadık demeyin...” Emine, kendine Ferda Dilan’ı rehber edinmişti. Bu ünlü sanatçıyı çok seviyor, hiçbir filmini kaçırmıyordu. Piyesteki rolünü oynarken adeta onu taklit ediyordu. Ferda Dilan, Emine için gökteki yıldızlar gibi ulaşılması zor bir yıldızdı. Her ne kadar onu taklit etmeye çalışsa da bu kıyı kasabada onun gibi olması mümkün müydü? Ferda Dilan’ın “Sonsuz Hayal” filmini henüz seyretmemişti. Bu filme bugün mutlaka gidip seyredecekti. Kasadan yirmibeş kuruş alarak önlüğünün cebine yerleştirdi. Film seyrederken ayçiçeği yeniyordu genellikle bir yirmibeş kuruş da çekirdek için aldı, nasıl olsa babası ondan elli kuruşun hesabını sormazdı. Mahalleden arkadaşı Esengül ile gidiyorlardı umumiyetle sinemaya hele babası bir gelsin hemen arkadaşını gidip bulacak, doğruca sinemanın yolunu tutacaklardı. Esengül, bakkal Rafet’in kızıydı. Genellikle sinemaya giriş biletlerini Emine alırdı. Şu anda elli kuruşu vardı cebinde, iki kişinin bileti onar kuruştan, yirmi kuruş ederdi, aralarında problem olmazdı. Babası Esengül’e pek harçlık vermezdi. Gerçi kendi babasının da para verdiği vaki değildi ama, o görmeden kasadan alıyor, babasının ruhu bile duymuyordu. Fırındaki ekmekler satıldıktan sonra Emine nereye giderse gitsin, fırıncı Ömer için önemli değildi. Zaten kendisi de doğruca Topal Mahmut’un kahvehanesinin yolunu tutar pişpirik oynamaya başlayınca dünya yıkılsa umurunda olmazdı... Kambur Salih torununu tezgahın karşısındaki tabureden izliyordu. Emine dedesinin varlığını unutmuş gibiydi. Yaşlı adam Emine’nin okula gidemeyişine üzülmüş, onun vazifesini icra edemediği için mahcup olmuştu. Bu mahcubiyet duygusuyla küçük kızın gönlünü almak ihtiyacı duymuş olmalı ki, -Köftehor baban gelmedi, gördün mü? diye seslendi. Ferda Dilan’ın yeni filminin hayaline kendini kaptıran Emine dedesinin sesiyle irkilmişti. -O gelmez dedeciğim, diye mırıldandı. Kambur Salih, kendi evladını, torununa şikayet etmeye başlamıştı: -Bilmiyorum bu kime çekmiş, rahmetli anası helal süt emzirmeye dikkat ederdi, ama bizim sülalede içki içip, kumar oynayan kimse yoktu... Emine her şeye rağmen babasını seviyordu, onun hakkında laf söylemek kendine düşmezdi. Kambur Salih torununun sustuğunu görünce konuyu değiştirmeyi uygun görmüştü. -Dersin önemli miydi, kızım? -Tabii ki önemliydi dedeciğim! Piyesimizin son provası vardı bugün... > DEVAMI YARIN
Reklamı Geç
KAPAT