BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eko Life

Eko Life

Hükümeti eleştirsek de alkış tuttuğumuz tarafları var. Örneğin, şu elektrik faturalarındaki TRT’ye yardım için kesilen yüzde 3.5’lik payın sona erdirilmesi, hükümet açısından destek verdiğim bir olay.



Ben TRT’ye para vermek istemiyorum Hükümeti eleştirsek de alkış tuttuğumuz tarafları var. Örneğin, şu elektrik faturalarındaki TRT’ye yardım için kesilen yüzde 3.5’lik payın sona erdirilmesi, hükümet açısından destek verdiğim bir olay. Kimi “popülizm” diye eleştiriyor, kimi de bizim gibi “aferin” diyor. (Gerçi bu benim aferinimin içerisinde, televizyon seyretmeyişimin de büyük payı olduğunu itiraf etmeliyim.) Tartışmalar uzayıp giderken, hükümeti eleştirenler şu konuya hiç değinmiyorlar: Özel kanallar reyting uğruna olur olmadık projelerle, seyirciyi ekran başına mıhlarken, TRT ‘baba parası yiyen hovarda delikanlı’ misali, har vurup harman savuruyor. Uysa da olur uymasa da türünden politikasını sürdürüyor ve istifini hiç bozmuyor. Hele birileri de çıkıp, “TRT kutsal bir kurumdur. Sakın dokunmayın” demiyor mu? Çıkar kapısı kapanan TRT’ciler, bu tür destekleri yanlarına alarak, haliyle isyan ediyorlar. “Bu para kesilirse en az 5 kanalı kapatırız, 5 bin kişi işsiz kalır” diyorlar. Oysa şu sözler bile, başlı başına bir skandal... Özel televizyonlar, 150-200 kişiyle yılların TRT’sini reyting batağına gömerken, TRT yönetimi, kanal başına bin kişinin çalıştığını itiraf ediyor. TRT, mirasyedi rollerini bırakıp kendisini özel televizyonlarla yarışır hale getirmek zorundadır. Çevremde yaptığım mini bir ankette bile, izlenme açısından, TRT’nin özel kanallardan çok geride olduğu anlaşılıyor. Ben, bir maçtaki gol pozisyonunu bile net olarak izleyemiyorsam, o zaman TRT’nin bizden aldığı paralar nereye harcanmaktadır? Ayrıca, kimse yüzde 3.5’lik payı savunmak için, “TRT kâr amacı gütmez. Kamu kuruluşudur. Toplumu bilgilendiren yayınlar yapar. Devletin özel kurumlarının emirleri doğrultusunda hareket eden bir kurumdur” demesin. Eğer böyle diyenler varsa, ben de hükümete bir teklif sunuyorum: Kim TRT’ye cebinden para vermek istiyor kim istemiyor, diye bir kamuoyu anketi yapsın... Ondan sonra yüzde 3.5’lik payın kaldırılıp kaldırılmayacağına karar versin. Ben TRT’ye para vermek istemiyorum. Krueger Bütçeye binen ek 15 katrilyon liralık yeni yükümüz yüzünden önce ÖTV’ler artırıldı, dün benzin bir zam daha yedi ve yeni zamlar ile vergilerin geleceği kesinleşti. Üstelik bu 15 katrilyonluk yükün içerisinde duble yolun maliyetinin olup olmadığı belli değil. Yani yük daha da artabilir. Yük bu kadar artmışken, sizin de bir kaynağınız yoksa, zamların peş peşe gelmesi kaçınılmaz olur. Çünkü başka çareniz yoktur. Hükümet, fındık üreticisini, memuru ve emeklileri sevindirdi ancak sırada sevindirilmesi gereken işçi kesimi de duruyor. Sonra pamuk üreticileri, zeytin üreticileri vb... Hükümet, hem göbekten bağlandığımız IMF’yi hem de toplumu memnun etmek istiyor. Bu olmaz. Bunu başarabilen bir ülke yok. (Zaten IMF’nin eline düşmüşseniz, düzelme şansınız hemen hemen hiç yok gibi...) IMF Birinci Başkan Yardımcısı Anne Krueger haftaya geliyor... Her şey Krueger’in dudağının arasından çıkacak kelimelere bağlı... Çünkü işlerin iyi gitmediğini iç piyasa da dış piyasa da biliyor. 2002 hedeflerini tutturamadığımız ortada; yani sınıfta kaldık. Krueger’in vereceği mesaj çok açık... “Bari 2003’ü bizim istediğimiz gibi yönetin” diyecek. Sizin anlayacağınız, eğer yer kaldıysa, kemerde bir delik daha açmaya hazırlanın. Ah şu diyetisyenler! Zayıflama tutkusu giderek modadan çıkıp bir çılgınlık haline geliyor. O zaman da bu sahada bir rant oluşumu kaçınılmaz oluyor. Her gün bir diyetisyen, şunu yapmayın bunu yapmayın, diyerekten reçetesini sunuyor. Zayıflama çılgınlığındaki son moda reçete ise şu: Mutlaka kahvaltı yapın. Kahvaltı yapmayan insan şişman olur. (Yemek yemeden nasıl şişmanlaşılacaksa...) Sonra dönüp kendime bakıyorum: Bildiğim kadarıyla, 16-17 senedir kahvaltı yapmıyorum. En az son 10 senedir öğle yemeği de yemiyorum. Akşamdan akşama yersem yiyorum. Son 2-3 yıldır bazı akşamlar yemek yemeyi unuttuğum oluyor, bazen 2-3 günde bir yemek yiyorum. Ama kilom boyuma göre 6 kilo eksikmiş, doktor öyle, diyor. Bu durumda “kahvaltı yapın yoksa şişmanlarsınız” diyen diyetisyenler ya benim bilmediğim bir şey biliyorlar ya da bende bir yanlışlık var. Hadi size bir kıyağım olsun obezler: Tek öğün, tek çeşit yemek yiyin, sofradan doymadan kalkın, diyetisyene falan ihtiyacınız kalmaz. Silinip gitmemek size bağlı AKP lideri Erdoğan, kendi bakanlarına ve milletvekillerine sesleniyor. “Hata yapmayın. Tarihin bizi, bir kere iktidar oldular, silinip gittiler, diye yazmasını istemiyorum” diyor. Haklı... TC tarihinde bir çok lidere nasip olmayan “tek başına iktidar” onuru ve hakkı, böyle bir sonla bitsin istemeyiz. Gönlümüzden geçen o ki, AKP bu ülke için iyi şeyler yapsın ve halk da onları desteklediği kadar desteklesin. Ancak, Erdoğan’ın sözlerinin AKP kurmayları tarafından yeteri kadar anlaşılmadığı gibi bir izlenim de kamuoyunda mevcut... Örneğin, bir AKP’li çıkıp Merkez Bankası Başkanı’nı eleştiriyor, dolar ve faizler anında fırlıyor, borsa da 10 binin altına iniyor. Yine, piyasalar dört gözle IMF’nin gelip, 2003’ü netleştirmesini beklerken, ekonomi kurmayları, “IMF ne zaman gelecek?” sorusuna, “Bilmiyorum” cevabını veriyor. Memura, emeklilere ve fındık üreticilerine verilen zamlar sebebiyle 15 katrilyon liralık bir kaynak ihtiyacı doğuyor. Çare olarak da vergileri artırma yoluna gidiliyor. Oysa bir gün önce Devlet Bakanı Ali Babacan, “Yeni vergi de vergi artırımı da yok” diyor. Piyasaların, Irak’a kilitlendiği bir dönemde, Dışişleri, “Üslerin kullanımı için ABD ile anlaştık” açıklamasını yapıyor. Bu örnekleri istediğiniz kadar çoğaltabilirim... Zaten Erdoğan da bunları gördüğü için, endişelerini sık sık dile getiriyor. Nasıl olur bilmem ama Erdoğan’ın, bir şekilde, acilen dümenin başına geçmesi gerekiyor.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT