BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > BİR YILDIZ KAYDI

BİR YILDIZ KAYDI

İsmail öğretmeni manevi değerlerine bağlı biri olarak tanımıştı. Kara İdris’e en çok ters gelip ona karşı duranlar bu türden insanlardı. Zira bu insanlar, değerleri için seve seve canlarını ortaya koyuyorlardı. Şimdiden bu gence acımaya başlamıştı. Mine Yıldız bu aleme bir defa adımını atmış, bu alemin parlak cazibesiyle tanışmıştı. İsmail öğretmenle evlense bile uzun süreli olmazdı. İsmail onun giyim kuşamıyla baş edemezdi sadece.



İsmail öğretmeni manevi değerlerine bağlı biri olarak tanımıştı. Kara İdris’e en çok ters gelip ona karşı duranlar bu türden insanlardı. Zira bu insanlar, değerleri için seve seve canlarını ortaya koyuyorlardı. Şimdiden bu gence acımaya başlamıştı. Mine Yıldız bu aleme bir defa adımını atmış, bu alemin parlak cazibesiyle tanışmıştı. İsmail öğretmenle evlense bile uzun süreli olmazdı. İsmail onun giyim kuşamıyla baş edemezdi sadece. Bu alemin havasını teneffüs ettikten sonra fakir birine aşık olup evlenen çok yıldız vardı, ama bu evliliklerin hiç birisi uzun vadeli olmamıştı. Eğer Mine Yıldız, Kara İdris’in telgrafına ters tepki verip İstanbul’a gitmezse işte o zaman gümbürtü kopardı!.. Patronunun telefondaki abuk sabuk sözlerini dinlerken zihninde Mine Yıldız ve İsmail’in sonunu tasavvur edebiliyordu...  Mine, Yenipınar’a geleli iki haftayı geçmişti. Sıkıntıdan patlayacak hale geliyor kurtuluşu İsmail’in sohbetinde buluyordu. Bu kasabaya onu bağlayan yegane unsur İsmail idi. Ne ondan vazgeçebiliyor, ne de sinemadan... İkisi arasında bocalayıp duruyordu. Şurası bir hakikat ki sinemadan asla vazgeçemeyeceğini anlıyor, patronu İdris’in “gel artık” demesini bekliyordu... İsmail ile evlenmek istiyordu ama ancak onunla İstanbul’da yaşayabilirdi. Bu küçük kasaba artık ona dar geliyor, onu boğuyordu. Kasabada kalıp İsmail ile evlenmek fikriyle İstanbul’a dönüp sinemaya devam etmek fikri arasında bocalayıp durmuştu. Günlerce, sinema fikri ağır basmıştı. Derhal İstanbul’a dönecekti... Sabah, uyku mahmurluğu içindeyken dedesinin yattığı odada bir hareketlilik göze çarpıyordu. Kasabanın imamı ve dedesinin dostları girip çıkıyordu. Annesine, -Dedem nasıl? diye sordu. -Gızım dedende ahiret halleri zuhur etmeye başladı... -Nasıl yani?.. -Deden can veriyo gızım... -Sen ne diyorsun anne, kaç defa söyledim onu doktora götürelim diye. Göz göre göre onu ölüme terk ettiniz... O sırada dedesinin odasından çıkan İsmail, Emine’nin serzenişine cevap verdi: -Emine ölüme çare yoktur! Deden şu anda ecel şerbetini içmek üzere! Yanına girip helallik alsan iyi olur... -O kadar kötü mü durumu?.. -Hayır Emine, kötü değil, bilakis o kadar iyi ki, Salih dedenin yerinde olmak isterdim... Sevgili peygamberimiz “Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz” buyuruyor. Deden bu kutsal buyruğun nişanesi olarak çok güzel haller sergiliyor, görmek ister misin? Emine çekinerek odaya girdi. Tebessüm ederek bir şeyler mırıldanan dedesine buğulu gözlerle baktı. Onu yaşlı adamın baş ucuna oturttular. -Dede, dedeciğim... diye fısıldadı. Dedesi zor anlaşılır bir halde -Su getürün, abdest alacam, beni bekliyolar... gibi zor anlaşılan sözler sarf ediyordu. Elini yüzüne sürüyor abdest almaya çalışıyordu. Bir ara “Emine! Ah, Emine” diye fısıldadı... Kambur Salih’in uzun ömrü, “Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulühu” sözleriyle son buldu... Fırıncı Ömer babasının son nefesini vermesi üzerine yaygarayı basmış bağırarak ağlamaya “babam beni nereye bırahıp gediyon...” diye feryat etmeye başlamıştı. Sağlığında babasının hiç kıymetini bilmemiş, hiçbir sözüne itibar etmemişti. Hoca efendi, “Ömer sen ne yapıyorsun bağırarak ağlamak uygun değil...” diyerek onu yatıştırmaya çalışırken, -Dedeciiim.. diye bağırarak ağlamaya başlayan Emine’yi dışarı çıkarması için işaret etti. İsmail, Emine’yi güçlükle annesinin de yardımıyla bahçeye çıkardı. Genç kızın hayalinde, topallayarak, sakalları dizlerine değercesine eğik yürüyen, küçüklüğünden beri kendine destek olan dedesiyle birlikte yaşadığı yıllar canlandı... Bu dünyadan onun gideceğine hiç mi hiç ihtimal vermemişti. Şimdi kendini o kadar yalnız hissediyordu ki. Buğulu gözlerle İsmail’e baktı... İsmail, genç kızın duygularını iyi anlıyor bu vesile ile ona nasihat etmek istiyordu. Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün, Dünya kadar malın olsa ne fayda... Son nefeste söylemezse bu diller, Bülbül gibi dilin olsa ne fayda... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT