BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Topal yasa düzeltilmeli!..

Topal yasa düzeltilmeli!..

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in “Türk sporu için” iyi şeyler yapmak istediğini biliyoruz.Yaptığı konuşmalar, açıklamalar, incelemeler “bu yönde” olumlu işaretler veriyor!. “Ben yaptım, oldu” emrivakilerine sapmadan, “görüşerek, tartışarak” atacağı “ileri adımlar”, kabuğunu yırttığını gösteren sporumuza “Avrupa ve hatta Dünya standartları” getirebilir; hem sportif olarak, hem de idari olarak!..



Spordan Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in “Türk sporu için” iyi şeyler yapmak istediğini biliyoruz. Yaptığı konuşmalar, açıklamalar, incelemeler “bu yönde” olumlu işaretler veriyor!. “Ben yaptım, oldu” emrivakilerine sapmadan, “görüşerek, tartışarak” atacağı “ileri adımlar”, kabuğunu yırttığını gösteren sporumuza “Avrupa ve hatta Dünya standartları” getirebilir; hem sportif olarak, hem de idari olarak!.. Şahin’in “öncelik vermesi gereken” mevzuat - yasa - yönetmelik değişikliklerinin başında, “Ecevit Hükümeti döneminde çıkarılan” ama “topal kalan” Sponsorluk Kanunu yer almalıdır!.. Devletin “spora ve özellikle sporcuya ayırabildiği para” Avrupa standartları baz alınırsa komiktir, ne var ki “devlet bundan fazlasını vermeye de muktedir değildir!.” Onun için “Sponsorluk Kanunu” çağdaş sporun ihtiyaçlarını karşılayabilecek hale getirilmelidir!. İşte bir örnek!.. Sevgili Cüneyt Ağabey (Koryürek)’in yazısında okudum: 14 yaşındaki Merve Cansu Çağ, 800 metrede “kendi kategorisinde” Süreyya Ayhan’a ait olan rekoru kırmış!. Dikkat ediniz; 14 yaşında bir atletimiz, “kategoride” Süreyya Ayhan’a ait rekoru kırıyor; kimsenin haberi yok!.. Ne spor camiasının, ne spor (!) medyasının ne de güya “atletizme meraklı olan” benim gibilerin!.. Peki, ne olacak bu “yarının büyük şampiyonu olabilecek” kızımız? Devletin “spor bütçesinden” bu kızımıza ayırabileceği para, acaba “günlük” olarak “900 bin lirayı geçebilir mi?” Yok canım, belki de “400 bin lira!..” Yooo... Yanlış okumadınız, “1 milyon bile değil, bin liralardan” söz ediyorum!. “Bu maddi imkanla” bu kızımız ne yapabilir, nasıl yarının “büyük” şampiyonu olabilir?. Kim bilir; “bir Celal Doğan bulabilirse” ne ala!.. Yoksa “kaybolup” gidecek ya da en iyi ihtimalle “olduğu yerde” kalacaktır!. Eğer “Sponsorluk kanunumuz kör topal olmasa”, pekala “bu kızımız bir sponsor bulabilir” ve kısa zamanda “Süreyya Ayhan’ın büyükler rekorlarını da tehdit etmeye başlayabilir”, Avrupa ve Dünya kürsülerinde “Süreyya Ablası’nın açtığı yoldan giderek” yer alabilirdi!. Cüneyt Ağabey’in yazısından öğreniyoruz ki, hiç olmazsa bugünlük “Nike firması”, Merve’nin “tüm malzemelerini karşılama” kararı vermiş; ama işte o kadar!. Ya okulu, ya çalışmaları, ya gıdası, ya antrenörü, ya doktoru??? “Topal” Sponsorluk yasası, “Avrupa Şampiyonu olmuş” Süreyya Ayhan’a “sponsorluk yapılmasına” vergi kolaylıkları, indirimleri sağlıyor ama, Merve’ye sponsorluk yaptınız mı; “hiçbiri yok!.” İşte, sayın Şahin, “bu topal kanunu”, çağdaş ve işe yarar bir hale getirecek adımı atmalı ve kısa zamanda “Meclis’ten çıkarmalıdır!.” Maliye Bakanlığı’nın “istismar edilir” diye yıllardır karşı çıktığı “çağdaş bir sponsorluk kanunu” Türk Sporu’nun ve Türk sporcusunun hakkıdır!.. Bu nasıl futbolcu? Milli takım seviyesine yükselmiş bir futbolcu, “bir özel maçta, bir idman maçında” rakibine “kasten” tekme atmadan dolayı oyundan ihraç ediliyorsa, üstelik “bu olayları sık sık yapıyorsa”, bu çocuğun her maç öncesi bir “psikologa gösterilmesi” gerekir!.. Eğer “bu hastalık iyi edilemiyorsa” da, onun Galatasaray gibi bir takımda, hele hele Milli Takımda yeri de, işi de yoktur!. Gerçi Şenol Güneş hocamız “milli takım kadrosunu kurarken”, işin “fair play yönüne pek bakmaz” ama, biz gene de yazmaya ve uyarmaya devam edeceğiz!. Zira, yarın “bu kafadaki bir futbolcu”, Milli Takımı da “en kritik bir maçta” 10 kişi bırakabilir!. Kafasına estiği an, rakibine tekme atabilir, yere düşmüş oyuncuyu çiğneyebilir!.. “Efendim tahrik ediyorlar!..” Hadi canım, hep mi “Emre’ler, İlhan’lar tahrik ediliyor?” Bence ortada bir tahrik var; bu tahriki de Emre’ler, İlhan’lar ve benzerleri yapıyorlar!.. Kendi kendilerine!.. Sonra da çıkıp, sıkılmadan “Ne yapayım, benim huyum böyle, agresifim, değişemem” diyebiliyorlar!.. Ve biz de “bu tipleri” omuzlarda taşıyoruz; puuuuff!.. Akıl öğretene bakın!.. Galatasaray “eski” başkanı Mehmet Cansun, Özhan Canaydın’ı eleştiriyor ve akıl öğretiyor: “Peşinatı yüksek tutup Hasan Şaş’a imzayı attır, yoksa elinden bedavaya kaçıracaksın!.. Hasan bonservis ücretsiz Avrupa’ya gidecek. Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez!..” Hey gidi hey!.. Kim söylüyor bunu?.. Mehmet Cansun!.. Bugün “paha biçilmeyecek hale gelen” Emre’yi, yanında Okan’ı, ondan önce Hakan Şükür’ü, hatta Bülent’i ve Hakan Ünsal’ı “kulübün verdiği ile bu futbolcuların istedikleri arasındaki 3-500 bin dolarlık garanti para farkını ödemeyerek, ödeyemeyerek” bedavaya ya da “nohut çekirdek parasına” Avrupa’ya kaptıran, ama “Jardel’e 26 milyon dolar ödeyen” Faruk Süren - Mehmet Cansun ikilisinden biri!.. Vah Galatasaray vah!.. Tevekkeli 142 milyon dolar (son transferlerle herhalde 150 milyon dolar olmuştur) borcun altında inim inim inlemiyorsun; kimler sana “başkan” olmuş!.. Tehlikenin en büyüğü!.. Dünkü Türkiye’nin spor sayfasında sevgili Hasan Sarıçiçek’in “UEFA’nın kulüp lisans kriterleri” üzerine yazdığı yazıyı okurken, başta Fenerbahçe ve Galatasaray olmak üzere kulüplerimizin çoğunluğunun “nerede ve ne halde olduğunu” düşündüm!. Ve de spor medyamızın!.. Antalya’daki TSYD Eğitim Semineri’nde, sevgili Gündüz Tekin Onay “UEFA kriterlerini” ana hatları ve “gerekenleri” detayları ile anlatırken de “düşündüklerim” aynıydı ama oturumdan sonra, bazı spor yazarı arkadaşlarımın şöyle konuştuklarını duymuştum: “Bu da nerden çıktı? Esneyip durduk... Bu seminerde anlatılacak başka şey yok muydu?” Maalesef, spor(!) medyamız “olaya böyle bakıyor” ve böyle bakınca da, ne kulüplerimiz, ne de spor kamuoyu “olayın farkında!..” Revivo ve Felipe olayları bir defa daha gösterdi ki; “FIFA bile, Türk kulüplerinden bizar olmuş”, artık Türkiye’ye gidecek teknik adam ve futbolcuları uyarıyor!.. Kimse kızmasın, gücenmesin; ünlü Alman dergisi Der Spiegel’in “Türk kulüpleri” ile ilgili olarak yazdıklarının “bazı olayların biraz abartılması dışında” doğru olduğunu hepimiz biliyoruz!.. “Batıyoruz” diye ağlayan, “vergi borcumuzu affedin” diye yalvaran yöneticilerin, “kulübünün 2 milyon dolara mukavele imzalatmak istediği” Hasan Şaş’a haber gönderip “Sakın imzalama, biz 3 milyon dolar vereceğiz” demelerindeki “açıkgözlük” ortada!.. Ne olacak Hasan’ı, bana göre “1 milyon dolar bile etmeyecek” ancak “Kınalıada-Burgaz maçlarında oynayabileceğini her maçta ispat etmek sevdasına düşen bu egoist futbolcuyu”, ya “3 milyon dolar ödeyip” Fenerbahçe alacak ya da “bu para Galatasaray’ın kasasından çıkacak!..” Ve de hâlâ bu kulüplerin yöneticileri Ankara’da kapı kapı dolaşıp yalvaracaklar: “Vergi borçlarımızı affedin!..” Yazıklar olsun!.. Sizin hakkınızdan “UEFA gelecek, FIFA gelecek!..” Ve bu iş “böyle gelmiş ama”, böyle gitmeyecek!.. Sergen ve İlhan!.. Ligin devre arasında bazı gazetelere göre “dört”, bazı gazetelere göre “altı” bazı gazetelere göre “sekiz” kilo alan Sergen’in “dünyanın en nadir futbol yıldızlarından biri” olduğu bir defa daha ortaya çıktı!.. Ama “kilo alma sebebi” bakımından da “eşi emsali olmadığı” anlaşıldı; “ayçiçeği çekirdeği yemek!..” Bence kabahat onda değil, menajer Sinan Engin’de!.. Yooo.. “Sergen’i alıp eğlence yerlerine, lokantalara götürdüğü için” söylemiyorum!.. Kanımca Sergen, çok sık beraber olduğu “Sinan Engin ağabeysine özeniyor !..” Ve ona benzemek istiyor!.. Ağabey Sinan “tosun gibi” maşallah!.. Ehh... Sergen geri kalır mı? “Sinan Ağabey’e özenen” bir başka futbolcu daha var; İlhan!.. Ama “onun özendiği husus” başka!.. Maçoluk!.. Liglerde, Avrupa Kupaları’nda, özel hayatında, soyunma odasında, duşların önünde, futbolculara, hakemlere, spor yazarlarına, seyircilere bitip tükenmeden “kabadayılık” gösterileri yapıyor, ceza alıyor, uslanmıyor!.. “En kritik maçlarda” cezalı olduğu için oynayamıyor, arkadaşlarını yalnız bırakıyor!. Ne yazık ki, “övüle övüle göklere çıkarılan” Lucescu hocamız, Sinan Engin’in bile “sütten çıkmış ak kaşık değil” dediği İlhan’ı “oyundan atıldığı bir maçtan sonra” koruyor ve kolluyor; “Onun hiç suçu yoktu, rakibi tahrik etti!..” Kimse de Lucescu’ya sormuyor: “Peki mesela son maçta, tekmeyi Tayfur yediği halde, koşarak gelip tekmeyi atanla kavga eden kim? Neden Tayfur ya da bir başka Beşiktaşlı tahrik olmuyor da, İlhan oluyor?” Bence, Sergen de, İlhan da “az yapıyorlar!..” Bu kafadaki hocalarla, menajerlerle “kiloda ve maçolukta bu noktalarda kalabilmişlerse”, doğrusu ikisine de bravo!.. Garip bir durum!.. Çarşamba gecesinden itibaren TV’ler, perşembe sabahından itibaren gazeteler “Revivo Galatasaray’da... 3.5 yıllık mukavele imzaladı. Her yıl için 1 milyon 200 bin dolar ve 25 maçta oynarsa artı 250 bin dolar alacak” haberlerini vermeye başlamışlardı!.. Bazı gazetelere göre ise Revivo Galatasaray’dan “her yıl için 1 milyon 600 bin dolar alacaktı!.” Perşembe günü “Cuma yazım için” daktilomun başına oturduğumda, “Revivo Galatasaray’da ne yapar?” diye bir yazı yazmak niyetindeydim!.. Sonra... Birden “aklım başıma geldi!.” Ve “Revivo için” içine şu cümleyi de koyduğum bir başka yazı yazdım: “.... Ben bu satırları yazdığım saatlerde, gazetelerde ve TV’lerde “Revivo’nun Galatasaray’la kesin olarak anlaştığı” haber veriliyordu!. Muhatap “spor medyamız olunca”, her şeyi ama her şeyi “ihtiyatla karşılamayı” çoktan öğrendim; onun için en önemli soruya “şartlı” giriyorum: “Olmuşsa” yani Galatasaray forması giyecekse, “Revivo, sarının yanı başına laciverdin yerine kırmızıyı koyduğunda” başarılı olur mu, olmaz mı? Yazımı “şartlı” yazarken ne kadar haklı olduğumu “Perşembe gecesi” TV karşısında hem Revivo’yu, hem de Galatasaray ikinci başkanı Ali Dürüst’ü dinlerken anladım!. Revivo “Ben ve ailem Türkiye’de kalmak istiyoruz ama henüz kesin bir şey yok, Galatasaraylı yöneticiler benimle ilgileniyor, Avrupa’da bazı kulüpler de ilgileniyor, pazara kadar düşüneceğim” diyerek İsrail’e gidiyor ve boynuna takılmak istenen “sarı-kırmızılı atkıyı” çıkarıyordu!.. Ali Dürüst ise “Elinde bonservisi olduğunda görüşürüz” şeklinde konuşuyordu!.. Evet, “iki tarafta da istek vardı” belki “bir ön anlaşma” da olabilirdi ama; “Türkiye bu”, imzalar atılana kadar “köprülerin altından daha çok sular da akabilirdi!.” Her zamanki gibi “aculluk eden” spor (!) medyamızın hali beni gene epey güldürdü!.. Görelim bakalım pazartesiye kadar neler olacak?
Reklamı Geç
KAPAT