BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Yıkmak kolaydır da....

Yıkmak kolaydır da....

Depremden sonra yapılan prefabrike evler kalıcı konutlar yapıldığı için artık kaldırılıyormuş. Ve belediyeler yeni bir mesele ile karşı karşıya kalmış. Kaldırılan prefabrikelerin yeri ne olacak? Vatandaşın tapulu arsaları üzerine yapılmışlardı. Üstelik su, kanalizasyon gibi alt yapıları da tamam. Vatandaş arsasını istiyor, ortada sıra sıra beton temeller... Bir yangın yeri manzarası... Belediyeler ne yapacağını şaşırmış.



Depremden sonra yapılan prefabrike evler kalıcı konutlar yapıldığı için artık kaldırılıyormuş. Ve belediyeler yeni bir mesele ile karşı karşıya kalmış. Kaldırılan prefabrikelerin yeri ne olacak? Vatandaşın tapulu arsaları üzerine yapılmışlardı. Üstelik su, kanalizasyon gibi alt yapıları da tamam. Vatandaş arsasını istiyor, ortada sıra sıra beton temeller... Bir yangın yeri manzarası... Belediyeler ne yapacağını şaşırmış. Yıkmak daima kolaydır. Prefabrike deyip geçmeyin, o barakaların yapımında da ne müşkilât çekilmişti?! Şimdi bir çırpıda kaldırıp atıyoruz. Üstelik kaldırıp attıktan sonra da mesele hallolmuyor, çözümsüz bir durum var olmaya devam ediyor. Arsa sahipleri mülklerini nasıl kullanacaklar? Alt yapı hizmetlerine dökülen para hebâ mı olacak? Cenab-ı Allah bir daha öyle felâketler göstermesin diye duacıyız ama dua bir taraftan tedbirler de almamıza engel değil. Şimdi kaldırıp attığımız o barakalara yine ihtiyacımız olursa ne yapacağız? Yine felâketzede vatandaşlar iki gözleri iki çeşme “karda, kışta, açıkta kaldık” diye ağlaşmaya başlarlarsa? Deprem kuşağında bir ülke olduğumuz ortada. Aynı çileler yine mi çekilmeli, aynı şikâyetler yine mi gündeme gelmeli? Bu dar bütçemizle aynı masraflar bir kere daha mı yapılmalı? Prefabrikelerin bulunduğu arsalar bedelleri sahiplerine ödenerek istimlâk edilseydi daha akıllıca bir hareket olmaz mıydı? Başımıza gelebilecek felâketli günlerde yine işe yaramazlar mıydı? Arsa sahipleri de bu durumdan memnun olurdu, arsa bedelini alır, değerlendirirlerdi. Şimdiki durumda ellerinde ne arsa var, ne para. Prefabrikeler yıkılmamalıydı. Onlara muhtaç olunacağı gün gelebilir ihtimaliyle muhafaza edilmeliydi. Bu arada da bazıları, meselâ sosyal yardım kuruluşlarına kiraya verilerek kadın yahut çocuk sığınma evi, mülteci evi olarak hizmet verebilirlerdi. O dört başı mamur barakaların elbette o halleriyle işe yaramasını temin edecek bir yol bulunurdu. Yani tek çare kaldırıp atmak mıdır? Mehmet Akif’i hatırlayın: Yıkmak insanlara yapmak gibi kıymet mi verir? Onu en çulpa herifler de, emin ol, becerir Sade sen gösteriver “Kubbe budur!” diye, İki ırgadla iner şimdi Süleymaniye. Ama gel kaldıralım dendi mi, heyhat, o zaman, Bir Süleyman daha lâzım yeniden, bir de Sinan! Biz yıkmayı seviyoruz anlaşılan. Söz konusu Süleymaniye Camii olmadığı için bir Sultan Süleyman ile bir Mimar Sinan daha bulmamız şart değil ama baraka da olsa ev evdir, bina binadır; yapımında emek, zaman ve para harcanmıştır. Yıkıp kaldırmak kolaydır, ihtiyaç duyulduğunda onları yeniden dikmek hiç de kolay olmayacaktır. Bu harcamaları bir çırpıda gözden çıkarmayı akıllıca bir hareket olarak görmüyorum. Onları yıkmadan değerlendirmenin ve dar günler için hazır bulundurmanın mutlaka başka bir yolu olmalıdır. Henüz kaldırılıp atılmayanları için belki ilgililer yıkımdan gayri bir çözüm düşünürler.
Reklamı Geç
KAPAT