BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Yaşayan vakıflarımız

Yaşayan vakıflarımız

Sermet Muhtar Alus, Abdülhak Şinasi Hisar, Ahmet Rasim, Reşat Ekrem Koçu, Taha Toros gibi, İstanbul'u bir kültür ve medeniyet birikimi olarak görüp eserlerine yansıtan değerli isimlerin yaptığı çok önemli bir şey vardı; bu şehri kadîm bir geleneğin hazinesi olarak görüp yorumlamak... Onlar ve daha nicelerinin satır aralarına gizlediği bu gelenek ve birikimin üzeri, özellikle, son otuz yıldır tozlanmaya bırakılmıştı.



Sermet Muhtar Alus, Abdülhak Şinasi Hisar, Ahmet Rasim, Reşat Ekrem Koçu, Taha Toros gibi, İstanbul'u bir kültür ve medeniyet birikimi olarak görüp eserlerine yansıtan değerli isimlerin yaptığı çok önemli bir şey vardı; bu şehri kadîm bir geleneğin hazinesi olarak görüp yorumlamak... Onlar ve daha nicelerinin satır aralarına gizlediği bu gelenek ve birikimin üzeri, özellikle, son otuz yıldır tozlanmaya bırakılmıştı. İnsanlarımız, tipik bir kapitalist düzene geçildiği günden bu yana veya iletişim araçlarıyla hamurları bozulmaya başladığından beri, geçmişe dönük muhasebelerini daha az yapar oldu. Geçim derdi, şehirleşme, göç gibi kavramların tetiklediği bu yeni oluşum, var olan tarih ve medeniyet birikimini de hızla eritmeye başladı. Geldiği nokta tartışılsa bile sanayileşmenin, çarpık şehirleşmenin ve taklit bir tarih/kültür bilinciyle yenilenmenin getirdiği yabancılaşma, ne yazık ki, trajedimizi daha da artırdı. Gelişerek dönüşmek Geçmişte kalmak değil, sözünü ettiğim. Gelişerek dönüşmek... Tarihi mekanlarıyla, düşünce yapısıyla ve içsel değerleriyle dönüşmek. İstanbul'un, özellikle tarihi Suriçi'nin hemen her köşesine yayılmış olan cami, çeşme, sebil, medrese, vakıf gibi bugüne de kalabilen tarihi mekanlarında son birkaç yıldır kadîm kültürün ihyası ve yeniden ayağa kaldırılması yönündeki çalışmaları gördükçe, bu dönüşmenin yavaş yavaş başladığını hissediyorum. Halkımızın, tarihine karşı takındığı bu "mübarek" tavrın, aydın/yarı aydın insanlarımızda da ortaya çıkmış olması sevindirici. İstanbul'un en çok kıyıma uğrayan yanlarının hafızasında kalan köşelerini bir "İstanbul muhibbi" olarak yansıtan Orhan Okay'ın "Bir Başka İstanbul" (Kubbealtı Neşriyatı) isimli eserini okurken, bir kere daha inandım ki, ne kadar yok etmeye çalışırsak çalışalım, bu şehir kendini korumayı biliyor. Gelenek yaşatılıyor Şimdi, bir adım daha ileri gidiyorum. Sizi, İstanbul üzerine yazılmış binlerce eserden, İstanbul medeniyetinin yaşatıldığı mekanlara çekmeye çalışıyorum. Bu mekanlardan biri olan Türk Edebiyatı Vakfı (TEDEV), otuz küsur yıldır Sultanahmet'teki tarihi binasında Türk kültürünün ihyası için dergisi, yayınları ve en önemlisi "Çarşamba Sohbetleri" ile gençleri bekliyor. Hemen yanıbaşında, Kızlarağası Medresesi'nde konuşlanan Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İstanbul Şubesi'nde her ayın ilk cumartesi günü yapılan "Vefa Toplantıları" (bu ayki Sedat Umran için düzenlendi) da... Çemberlitaş'a doğru geldiğimizde, Kubbealtı Kültür ve Sanat Vakfı ile karşılaşıyoruz. Yine Çemberlitaş'taki Türkocağı'nda da önemli programlar düzenleniyor. Küçükayasofya Medresesi'nde faaliyet gösteren Hoca Ahmet Yesevi Vakfı, Çemberlitaş'taki Birlik Vakfı, Aksaray'daki Kültür Ocağı Vakfı, Aydınlar Ocağı vb. gibi mekanlar, İstanbul kültür haritasında geçmişte kalan geleneği yaşatmaya çalışıyor. Şimdi bize düşen, tamamen fedakar insanların himmetleriyle ayakta durmaya çalışan bu mekanları sahiplenmek ve geleceğe taşımak... T E B R İ K Nice yıllara... Sevgili İbrahim Tenekeci ve Hüseyin Akın'la başlamıştı "Kırklar"ın macerası. "Kırkayak"la başlayan, sonra "Kırklar"a tebdil eden dergi, ilk çıktığında, "benzerlerinden farklı bir kader yaşamayacak" diyenleri öylesine utandırdı ki, artık neredeyse kurumsal bir kimlik kazanmış gibi duruyor karşımızda; hem de bütün sıcaklığıyla... Birçok yeni isme sayfalarını açan, ustaları okurlarıyla buluşturan dergi dört yaşına bastı. Müjdeyi 25. sayıyla birlikte aldım. Ben de nice yıllara, diyorum... Hüseyin Akın'la İbrahim Tenekeci'nin (zaman zaman aralarına kara kedi girse de) el ele vererek "büyüttüğü" derginin dördüncü yıl ilk sayısında, "kadrolu imzalar" dışında yenilere de yer verdiğini görüyoruz. Saadettin Acar, Mustafa Akar, Ahmet Edip Başaran, Ayşe Şasa, Murat Erol, Abdullah Harmancı, Hüsrev Hatemi, Ahmet Murat, Kamil Yeşil, Yusuf Özkan Özburun, Suavi Kemal Yazgıç, Fatma Çolak yine dikkat çekici çalışmalarla yer alıyor "Kırklar"da... Dördüncü yıl münasebetiyle dertleşen Akın ve Tenekeci sohbeti ise Kırklar'ı daha iyi tanımak ve anlamak isteyenlere önemli ipuçları sunuyor. İnanıyorum ki, "dergi çöplüğü"ne dönen ülkemizde başı dik, alnı ak bir çabanın ürünü olarak Kırklar, ileriki sayılarda varlığını daha çok hissettirecek... (0 212 295 71 03)
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT