BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tuvaldeki inci...

Tuvaldeki inci...

İnci Ertuğ, çocukluğundan beri resme olan merakını ailesine karşı sorumlulukları yüzünden hep geri plana itti... Ama içindeki bu sevgiye ilk fırsatta şans tanıdı ve 63 yaşında ilk kişisel sergisine imza attı...



Önce isim benzerliği dikkatimi çekti... Etrafımdaki insanlar, “İnci Ertuğ’un resim sergisi diye duyunca şaşırdık” dediler. Sonra bilgi notunu okuyunca 1939 doğumlu İnci Ertuğ’un ilk kişisel sergisini gezmeye karar verdim... Belki de sergiye uygun bulunan “İnci’nin hikayesi” konseptiydi dikkatimi çeken. Acaba nasıl başlıyordu?... “-Bazı şeylerin sevgisi, temelleri farketmeden çocuklukta atılıyor. Bunlar ya dışarı çıkıyor, ya da insanın içinde kalıyor. Resime karşı ilgi ve sevgi bende hep vardı. Sergileri, müzeleri dolaşırım hep. Yurt dışına çıktığımda da sergileri kaçırmamaya çalışırım, müzeleri gezerim mutlaka...” -Çocuklukta pek çok insan az ya da çok resme ilgi duyabiliyor ama o ilginin bu noktalara taşınması pek mümkün olmuyor. Sizin için bu serginin oluşma noktasına nasıl gelindi?... “-İlkokul, ortaokul ve lise yıllarında resim dersleri ve teneffüslerde çizilen şekiller dışında özel bir eğitim almadım. Fakat öğretmenlerim bana hep destek verdiler. Ortaokulda bir resmimi UNICEF’in bir yarışmasına gönderdiler ve derece aldım. Belki bu da bir kamçı oldu, şuur altına giren ‘ben başarabilirim’ duygusu. Sonra akademiye gitmeyi çok istedim fakat İstanbul’a gelmem gerektiği için ailem razı olmadı. Hukuk fakültesine başladım ama evlendiğim için bitiremedim. Eğitim fakültesini dışardan bitirdim, öğretmen oldum fakat onu da yapamadım. Çünkü üç çocuğum olmuştu. Onların meşguliyeti benim zamanımı aldı. Bu sürede sergi ve yayınları takip etmek ve çocukların resim ödevlerini yapmak dışında resimle ilgilenemedim...” -Çocuklarınız resim ödevlerinden hep on alırdı yani... “-Ben lisedeyken de arkadaşlarımın ödevlerini yapardım. Sonra fırsat bulunca resimle ilgilendim. Nurullah Berk hocayla karşılaştım. Bu hayatımın çok büyük bir şansı. Zaman geçtikçe insan gençlikte farkedemediği pek çok şeyi anlıyor. Nurullah Berk atölyesine kısa bir süre de olsa devam etmek benim için büyük kazanç. Yönlendirmeleri kulağımdadır. Ardından Ekrem Kahraman’ın atölyesine gittim. Mahir Güven ve Altan Çelem ile çalıştım. Onların görüşleri devam etmem yönündeydi, sözlerini dinledim. İki yıl sanat tarihi dersi aldım. Bu insana çok farklı bir bakış getiriyor...” -Daha önce eserleriniz karma sergilerde yer aldı, ama bu ilk kişisel serginiz. Neden bu kadar beklediniz?... “-Geçen zamanı düşününce ben de üzülüyorum. Keşke diyorum herşeye rağmen, akademiye girseydim ve bu işi gençliğimden itibaren temelini oturtarak yapsaydım. Onu telafi etmek için de çok çalıştım şimdi. Birşeyi tamamlamadan ortaya çıkmak istemedim. Önce benim içime sinmeliydi. Yarım yamalak yapacağım bir iş beni mutsuz ederdi. Ancak kendimi hazır hissettim. Ne kadar oldu bilmiyorum tabii. Seyircilere ve otoritelere kalmış. Ben şu anda neredeyim ne yapmışım, hangi kategoride olduğumu bilmek istiyorum...” -Herhalde sergiyi görenlerin tepkisi bu konuda size cevap olmuştur... “-Hayatımda yaşadığım mutlu günler arasına girdi. Şükrediyorum bunu yaşadığım için. Bu hep istediğim bir şeydi. Eleştiriler çok hoş. Şu ana kadar acıtan bir eleştiri gelmedi. Bu gerçekten iyi oldukları için mi, incitmekten çekindikleri için mi bilmiyorum. Karakterimde sağlamcı bir yan var. Bunu tam olarak anlamak, istiyorum ama o da biraz zaman istiyor...” -Bir onaylanma isteği var o zaman... “-Tabii. Kendi kendinize ne kadar güvenseniz de eleştiri şart. Eleştiriler insanı acıtsa da onlardan kaçmamak gerek diye düşünüyorum...” -Resimlerinizde hep bir paylaşım, enerji var. Yalnızlığı sevmediğiniz anlaşılıyor figürlerden... “-Yalnızlığı sevmiyorum. Kısa süreli dinlenmek için düşünüyorum yalnızlığı... Hep birileriyle sevgiyi, duyguyu paylaşmak hoşuma gider. Saydım buradaki resimlerde 550 insan figürü var. Yani 550 kişi karşılıyor gelenleri...” -Bu figürler çevrenizdeki gerçek kişilerden yansımalar mı?... “-Normal dışı şeyler hafızamda yer ediyor. Biriyle konuşurken ondaki güzellik, ya da rahatsız edici bir şey mesela. Böyle gözlemleyeyim de yapayım değil aslında. Yılların gözlemi ve insan sevgisi. Demek ki izlenimci bir tarafım var. Resimleri yaparken etrafımdan etkileniyorum demek ki. Çünkü tanıyanlar etrafımdaki bazı kişilere benzetiyorlar resimlerdekileri...” -İşte bu dediğiniz bir ressam, ya da etkilendikleriniz kimler?... “-Ben galiba ekspresyonist (dışa vurumcu) ressamları daha çok seviyorum. Tabii tarihin insanların takdir ettiği ressamlar başta ama ekspresyonist ressamlardan etkilenme var biraz. Alman ekspresyonistleri, şimdiki genç kuşak Alman ressamları çok iyi. Yurt dışına çıkıyorum ve sergileri takip ediyorum...” Tablolarımdan ayrılamadım... -Sergideki 39 tablodan 19’u satıldı şimdiden. Satılanlardan ayrılmak zor gelmiyor mu?... “-Önceleri kalbim hiç râzı olmadı onlardan ayrılmaya. Sonra bu düşüncemin yanlış olduğuna ikna ettiler beni. O tabloların başka evlerde, başka yerlerde yaşamasının daha uygun olacağını ve benim o zaman daha çok üretebileceğimi söylediler. Ki bunu hissettim ve o zaman karar verdim...” -Serginiz 6 Şubat’a kadar devam edecek. Peki şimdiden ikinci kişisel sergiye hazırlanmaya başladınız mı?... “-Ben şimdi duygularımı çok yoğun yaşadığım için kendime onbeş gün izin veriyorum. Ama böyle dememe rağmen geceleri yattığımda, yine bir şeyler düşünüyorum, sergi hazırlığındaki tempomu bırakmamışçasına yine kalkayım bitireyim, yapayım diyorum...” -Yine tuval başında sabahlıyorsunuz yani?... “-Tabii. Eşimin şikayet ettiği şey benim gece sabaha kadar yan odada çalışmam. Gençlik devrimde o hayat şartları ve evliliğin sorumluluklarını en iyi şekilde taşımaya çalıştım. Dolayısıyla kendimden fedakarlık ettim. Şimdi o fedakarlıkların karşılığını alıyorum. Zorla... Bu da benim hakkım diyorum. Başarı onların hepsinin benimle paylaştığı bir şey ama ben buraya kendi gayretimle onların hayatında bir şey eksiltmeden geldim. Eşim sergiyi görünce çok heyecanlandı. Zaten ilk takdir eden odur. Ama hakikaten nerede olduğumu seyirciler, işi bilenlerin belirtmesini bekliyorum...” Yeteneklerinizi köreltmeyin Tabloları bütünleyen sözler va alıntılar da dikkat çekici. Seçtiğiniz konseptin çıkış noktası neydi?... “-Benim bir yeğenim var. Duygu olarak birbirimize çok benzeriz. O, sözlerin oluşumunda yardımcı oldu. ‘İnci’nin hikayesi çok yakın hissettirdi bana. Sergiyle benim içimdeki duyguların oluşumunu. Şimdi daha çok içine çekti beni. Bu hani gün ışığını alan incinin yok olması var ya inşallah fazla günışığı alıp rahatsız olmam. Bir efsaneye göre istiridye, gemilerin üstünde dolaştığı denizin dibinden çıkarmış ve okyanusa açılırmış. Kabuk, yağmur damlalarını almak için aralanıp da, bir iki damlayı içine aldığında tekrar kapanarak denizin dibine inermiş ve orada köklenerek bir bitki halini alırmış. Ve eğer güneş ışınları ona erişirse bozulur ve ölürmüş...” -Tablolara baktığımızda sizde ışıkla yok oluş değil, kum tanesini ‘inci’ye dönüştüğünü görüyoruz. Resme ilgi duyan bu konuda yeteneği olan pek çok insanda bu özellik geliştirilmeden kaybolup gidiyor çoğu zaman. Siz uzun bir aradan sonra olsa da eserlerinizi başkalarıyla paylaşmanın mutluluğunu yaşıyorsunuz. Bu noktada resme ilgisi olanlara neler önerirsiniz?... “-Çok güzel ifade ediyorsunuz. Ben özellikle gençlere sürekli cesaret verip, her şeyi bir kenara itip bu arzularını körleştirmemelerini söylüyorum. Destek oluyorum ve onlara gösterdiğim yol hoşlarına gidiyor...” İnci’nin hikâyesi... “İstiridyenin içine bir kum tanesi kaçar, kum tanesi onu rahatsız eder, onunla baş etmek için bir salgı üretir ve bu salgı kumu ona yapıştırır. Onu atmaya çalışırken ‘inci’yi oluşturur...” “İçine kum tanesi kaçan istiridyelerin gözyaşında taşlaşır zaman...” Her birinin diğerinden farklı olduğu, değerini onlara harcanan sabır ve gözyaşının belirlediği inci taneleri... Bir “inci”nin oluşumundaki emek ve bekleyiş doğurmuş sanki ressamın tablolarını... Her bir tuval üzerine izlenimlerini, gözlemlerini yansıtmış, fırçadan hayattan kesitler akmış tuvale... İnci Ertuğ hayatın neşeli, kalabalıklarla paylaşılan anlarını resmetmiş çoğunlukla... Kendinden, isminden yola çıkarak oluşturmuş ilk kişisel sergisinin konseptini. Yıllar öncesinden gelen “resim yapma” tutkusunu yeniden uyandıran ve hayata bakışını “içimdeki kum tanesi” diye sanatseverlerin beğenisine sunan İnci Ertuğ’un renk renk incileri sayfamızda. Elde edilecek gelir Tüvana Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfı (TOÇEV) tarafından çocukların yararına kullanılacak serginin 6 Şubat’a kadar Nişantaşı Dirimart’ta açık olacağını ekleyelim...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT