BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eko Life

Eko Life

KKTC olayında taraf olmak zorundasınız... “Ne şiş yansın ne kebap” diyerek işi savsaklayamazsınız. Annan Planı’nın Kıbrıs Türkü ve Türkiye için büyük tuzaklarla dolu olduğunu baştan belirtelim.



KKTC’de film kopmuş KKTC olayında taraf olmak zorundasınız... “Ne şiş yansın ne kebap” diyerek işi savsaklayamazsınız. Annan Planı’nın Kıbrıs Türkü ve Türkiye için büyük tuzaklarla dolu olduğunu baştan belirtelim. Geçen hafta sonunu KKTC’de geçireceğimizi okuyucularımıza söylemiştik. Winsa’nın bir etkinliği için gitmiştik, iyi de oldu. Gelişmeleri yerinde görme fırsatını bulduk. Annan Planı ile ilgili olarak, isteyen ve istemeyen iki kesimle de görüştük. Annan Planı’nı destekleyen ve Rumlar’la birleşmek isteyenler, kendilerince haklı sebepler sıralıyorlar; ancak bu sebepler Türkiye’nin menfaatleri ile örtüşmüyor. Bu kesim, AB sevdasını o kadar ileriye vardırmış ki, ne evlerinde ne işyerlerinde KKTC ve Türk bayrakları sallanmıyor. Onun yerine AB flamaları dükkanları süslüyor. Hele bir yeni yetme kesim var ki, boyunlarında taşıdıkları “haç” ile ne kadar AB sevdalısı olduklarını ortaya koyuyorlar. Ne yalan söyleyim; bu görüntüler beni kahretti. “Böyle mi olacaktı” diye Kıbrıs’ta verdiğimiz şehitlerimizi düşündüm. Annan Planı’nı desteklemeyenler ise, hep aynı soruyu soruyor: “KKTC’de AB’yi isteyenlere sorun. Hem fakiriz, Rumlar’la birleşelim, diyorlar, hem de onbinlerce euro’ya mal olacak mitingler düzenliyorlar. Bu değirmenin suyu nereden geliyor?” Bu sorudan sonra şunu ekliyorlar: “Çünkü, AB’den en son bu kesime 500 bin euro geldi. İşte bu paralarla, KKTC’yi Türkiye’den uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Basını, gençleri bu paralarla kışkırtıyorlar. Mitinglerinde ne Türk ne de KKTC bayrağı bile taşımıyorlar.” Soruyu, Annan Planı’nı destekleyenlere sordum. Verdikleri cevap gerçekten çok bayağı idi: “Evet, AB’den yardım alıyoruz. Ama KKTC hükümeti de Türkiye’den yardım alıyor.” Annan Planı’nı destekleyenlere bir de şunu sordum: “Siz Rumlar’la birleşmek için 50 bin kişilik bir gösteri düzenlediniz ve Türk askeri için ‘işgalci’ sloganları attınız. Aynı gün, sizin bu mitinginizi desteklemek için Rum tarafında da bir gösteri düzenlendi. Ancak oraya sadece bin 500 kişi katıldı. Görülen o ki, Rumlar’ın sizlerle birleşme, diye bir hevesleri yok. Peki siz bütün değerlerinizi yerle bir ederek niçin bu kadar Rumlar’la yaşamak istiyorsunuz?” Gösterdikleri tek sebep “para”... Sonuç itibariyle şunu söyleyebilirim: KKTC’de film kopmuş. Halk ikiye bölünmüş durumda. Ankara’nın acilen ipleri eline alması gerekiyor. Hemen bir referandum yapılmalı ve şu soru sorulmalı: “KKTC’yi ilhak edelim mi etmeyelim mi?” Rumlar’la birleşmek isteyen KKTC’lilere ise, sınır kapıları açılmalı ve bir daha açılmamak üzere üzerlerine kapanmalı... Annan ve Rumlar’ın Bizans oyunları Tarih 2 Ağustos 1975... Kıbrıs’ta Viyana Anlaşması imzalanıyor. Anlaşma, gönüllü olarak, karşılıklı göçü esas alıyor. İki taraftan da geçişler yapılıyor ve olay bitiyor. 1977’de bu sefer KKTC lideri Denktaş ile Rum lider Makarios, Ada’da “iki ayrı toplumun olduğunu” kabul ederek el sıkışıyor. Bugüne gelelim... BM Genel Sekreteri Kofi Annan, yıllar önce çözülmüş olan göç olayını ısrarla yeniden gündeme getiren son plana imza atıyor. Her şey bitmişken, yaraları yeniden kaşıyor. Annan Planı bununla da bitmiyor. Birinci Annan Planı’ndaki bir maddede, “Uzlaşma Komisyonu kurulacak ve komisyon eşit ağırlıklı olarak Türk ve Rum üyelerden oluşacak” ibaresi yer alıyor. Sonra Annan, ikinci bir plan devreye sokuyor. Bu planda da “Uzlaşma Komisyonu kurulacak” diyor. Ama bu sefer metinden “Türk” ve “Rum” kelimeleri çıkarılıyor onun yerine “Komisyonda, Kuzey’den ve Güney’den temsilciler yer alacak” deniliyor. Buradaki sinsi Bizans oyununu sezmemek için resmen “aptal” olmak gerekiyor. Çünkü 2. Annan Planı, Rum tarafından Türk tarafına 50-60 bin kişinin göç etmesini zorunlu kılıyor. Sinsi plana göre, bu kişiler aynı zamanda KKTC’de seçme ve seçilme hakkını da elde edecek. Dolayısıyla Meclis’e de girecek ve oluşturulacak Uzlaşma Komisyonu’na pek âlâ Türk tarafının temsilcisi olarak katılabilecek. Yani anlayacağınız, problemlere çözüm bulmak amacıyla kurulacak Uzlaşma Komisyonu “Rum ve Rum üyelerden” oluşacak. Buyurun, buradan yakın AB sevdalıları.. Teşekkürler A. Nazif Zorlu Geçen hafta bu köşeden, uluslararası arenada at oynatan Türk firmalarına seslenmiş ve Emre Belözoğlu, Nihat Kahveci, Süreyya Ayhan gibi dünyaca tanınmış sporcularımıza neden sponsor olmadıklarını sormuştuk. Sorumun cevabı, bir-iki gün içerisinde Ahmet Nazif Zorlu’nun sahibi olduğu Vestel’den geldi. Vestel, Avrupa Şampiyonu milli atletimiz Süreyya Ayhan’la sponsorluk anlaşması imzaladı. Süreyya, artık uluslararası yarışmalarda Vestel markalı ürünlerle Türkiye’yi temsil edecek. Sonuçta hem Süreyya, hem Vestel hem de Türkiye kazanacak. Bu durumda, bize de teşekkürler Ahmet Nazif Zorlu, demek kalıyor. Şimdi sıra diğer Türk firmalarında... Süreyya işi tamam, sırada Emre, Nihat gibi dünya starlarımız var... Otoyolun Çamlıca gişeleri Anadolu Yakası’ndaki otoyolun Çamlıca gişeleri ile ilgili okuyuculardan gelen şikayetler vardı. Sonra kendimiz de bazı olaylar yaşayınca yazmak şart oldu. Diyelim, Kartal gişelerinden otoyola giriyorsunuz. Çamlıca gişelerinden çıkacağınız zaman görevli size, “Borcunuz 350 bin lira” diyor. Siz 500 bin lira veriyorsunuz, para üstü olarak 100 bin lira uzatıyorlar. “Kusura bakmayın, 50 bin lira bozuğumuz yok” diye de mazeret belirtiyorlar. Siz de “50 bin lira için şimdi trafiği sıkıştırmaya değmez” deyip gaza basıyorsunuz. Ancak, bir çok kişinin başına gelen bu olay, kazın ayağının bu kadar basit olmadığını gösteriyor. Hesap ettim, bir gişeden günde iki bin araba geçse, bunun binine para üstü olarak 50 bin lira verilmese, 50 milyon lira ediyor. Buna diğer gişeleri de ekleyin... Peki bu para kime gidiyor? Devleti hortumlamak sadece bankaları boşaltmakla olmuyor anlayacağınız...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT