BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > BİR YILDIZ KAYDI

BİR YILDIZ KAYDI

Kemal bey okulunu bitirip, kültürlü ve bilgili bir insan olarak hayata başlaması gerektiğini, aksi takdirde saman alevi gibi yanıp, sönebileceğini söyleyip ikaz etmişti zamanında genç kızı... İsmail ise, kötü niyetli bazı insanların oyuncağı haline gelebileceği konusunda uyarmıştı. Hele dedesi, ne güzel nasihatler etmişti...



Son bir mektup yazmak istiyordu Kemal bey okulunu bitirip, kültürlü ve bilgili bir insan olarak hayata başlaması gerektiğini, aksi takdirde saman alevi gibi yanıp, sönebileceğini söyleyip ikaz etmişti zamanında genç kızı... İsmail ise, kötü niyetli bazı insanların oyuncağı haline gelebileceği konusunda uyarmıştı. Hele dedesi, ne güzel nasihatler etmişti... O zamanlar duyduğu sözleri bir masal gibi dinlemişti. Şu anda iffetini kaybetmişti. Bir genç kızın en kıymetli şeyi iffeti değil miydi? Bunun ötesinde kasaptaki et gibi cinselliğinin ticaretini yapmak istiyor, müstehcen film çektirmeye zorluyorlardı. Hani nerdeydi milyonlarca hayranı, onu o hayranlarına bir kişi vitrinleyip sunmuştu, şimdi gene bir kişi onun “kadınlığını” istismar edip sunmak istiyordu. Dedesinin son nefesteki sözlerini hatırladı: “Ah Emine ah!..” Hiç kaybetmeyeceğini zannettiği iffeti bir namus hırsızı tarafından sinsice ve alçakça çalınmıştı. Kimbilir daha ne günler görecekti... Gayri ihtiyari masanın başına oturup kağıt kalem aldı, cevap alamayacağını bilerek İsmail’e son bir mektup yazıp içini dökmek istiyordu... “İsmail, Bu mektubu karşılık beklemeden yazıyorum, zira karşılık bekleyerek yazdığım onlarca mektubuma cevap alamadım. Sen haklı çıktın İsmail, benim yıldızlar dünyasına girmeme karşı çıkan herkes haklı çıktı. Hani sen diyordun ya, “Hâşâ zulmetmez kuluna Hüdası, herkesin çektiği kendi günahının cezası...” İşte ben kendi ettiklerimin cezasını çekiyorum. Sana gönderdiğim önceki mektuplarımda umut doluydum, hayat doluydum, sana kavuşacağımı, evlenip yuva kuracağımızı, boy boy çocuklarımızın olacağını hayal ediyordum ama şimdi bu hayallerim öldü İsmail. Hani denir ya “önce hayaller ölür” Sinema ve tiyatroyu hayatın gayesi bilirdim bir zamanlar... Sinema yıldızlarını gökteki parlak yıldızlar gibi görürdüm. Beyaz perdeden bir yıldız kaybolsa, gökteki yıldızlardan biri kaydı derdim. Şimdi bir yıldız kaydı İsmail. Milyonlarca insanın alkışladığı, filmleri kapalıgişe oynayan bir yıldız kaydı... Gökteki yıldızlar Cenabı Hakkın kudretiyle o kadar büyük bir nizam içinde parlayıp, sönerken beyaz perde yıldızları o kadar intizamsız ve düzensiz parlayıp sönüyor ki... Gökteki yıldızlar yol, iz bilmeyenlere karanlık gecelerde kılavuzluk ederken, yerdeki yıldızlar bir kişinin süfli arzularına göre parlıyor ve sönüyor. Sen haklı çıktın İsmail, ama bu haklı çıkışına sevinmeyeceksin, dedem, annem, edebiyat öğretmenim Kemal bey hepsi haklı çıktı. Beni alkışlayarak kasabanın gururu ilan edenler, eğer benim durumumu bilseler, değil gurur duymak gözyaşı seline boğulurlardı. Küçük yaşımdan beri kurduğum tozpembe hayaller içindeki dünyam yıkıldı, ufkumda parlayan yıldızlar söndü, şimdi ölümü o kadar çok istiyorum ki, ölmeme de müsaade etmiyorlar... Beni en fazla üzen husus ne biliyor musun? Benim gibi milyonlarca genç kız yıldızlar dünyasına girmek için can atıyor, tıpkı benim kasabanın küf kokulu sinemasında edindiğim hayaller gençlerin ufkunu süslüyor, arabanın yanan farlarının üstüne atılarak bilmeden ölüme giden kelebekler gibi. Sen öğretmensin, mutlaka senin öğrencilerin arasında da bu hayalleri kuran öğrencilerin vardır. Bunları iyi anlat, bu yaldızlı dünyanın çok yalancı olduğunu, insanlara kurulan bir tuzak olduğunu iyi bellet, bundan sonra benim yarınım olmayacak, bundan sonraki yarınlarım işkence ile geçecek onlara beni bir ibret vesikası olarak tanıt!.. Bana başımdan neler geçtiğini sorma İsmail! Sadece şunu bil, sen haklı çıktın ve bundan sonra daha fazla haklı olacaksın. Ben şu an küçük bir kafese hapsedilmiş güvercinim... İsmail, satırlarımı uzattıkça duygulanıyor, satırlarımın son bulmaması için çalışıyorum. Düşündükçe sana daha çok yazacaklarımın olduğunu görüyorum. Belki sana bu son mektubum olacak ne olur sabırla dinle beni... Hani eski bir türkü vardır ya: Küçük yaşta bir hal geldi başıma, Ağlama gözlerim Mevla kerimdir... Bu türkünün terennüm ettiği manada küçük yaşta başıma bir hal gelmiş farzet. Benim sinema sanatçılığım buraya kadardı, şu ana kadar çevirdiğim filmleri isteyerek ve severek oynadım. Bundan sonrakilerde oynayan ben olmayacağım, belki fiziken beni görsen de o bedenin içindeki ben olmayacağım... Duygularımı bu mektubun sana ulaşamayacağını bildiğim halde seninle paylaşmak istedim. Hani hep söylediğin, kaçınılmaz son var ya; öbür dünya! Artık bundan böyle orayı düşünüyorum... Bana dua et. Rabbimin sonsuz merhametiyle kurtulayım. Hakkını helal et! Elveda. Emine...” >DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT