BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Çadır tiyatrosunda deprem trajedisi!..

Çadır tiyatrosunda deprem trajedisi!..

Hani depreme karşı hazırlıklı idik? Hani yaşananlardan büyük dersler almıştık?! Maalesef hepsi laf-u güzaf... Daha doğrusu kocaman bir palavra. Çünkü Pülümür gerçeği bütün çıplaklığı ile gözümüzün önünde. Gazeteler de, söylenenlerle yaşanalar arasındaki çelişkiyi çok çarpıcı şekilde sayfalarına yansıtıyor; "Pülümür'de çadırlar tiril tiril... Eksi 15 derece soğuk iklimin hüküm sürdüğü Pülümür'de, Kızılay depremzedeler için yazlık çadırlar kurdu. Çadırların görüntüsü pırıl pırıl. Tıpkı sayfiye yerlerindeki gibi. Tabii hal böyle olunca da kimse içeri giremedi ve dışarda güneşlenmeye devam etti!.."



Hani depreme karşı hazırlıklı idik? Hani yaşananlardan büyük dersler almıştık?! Maalesef hepsi laf-u güzaf... Daha doğrusu kocaman bir palavra. Çünkü Pülümür gerçeği bütün çıplaklığı ile gözümüzün önünde. Gazeteler de, söylenenlerle yaşanalar arasındaki çelişkiyi çok çarpıcı şekilde sayfalarına yansıtıyor; "Pülümür'de çadırlar tiril tiril... Eksi 15 derece soğuk iklimin hüküm sürdüğü Pülümür'de, Kızılay depremzedeler için yazlık çadırlar kurdu. Çadırların görüntüsü pırıl pırıl. Tıpkı sayfiye yerlerindeki gibi. Tabii hal böyle olunca da kimse içeri giremedi ve dışarda güneşlenmeye devam etti!.." Bence yaşanan tiraji-komik olaylar daha değişik şekilde anlatılmalı. Mesela buradan tiyatro ve opera sanatçılarına seslenmek istiyorum; Lütfen hünerlerini göstersinler; Davul zurnayı sivrisinek vızıltısı gibi algılayan yetkililerimizin gözünü ve kulağını açmak için; Bu yazlık çadırlarda, dram, melodram, trajedi, komedi, müzikal, oratoryo, kısacası tiyatral sanatın bütün kollarıyla bu içler acısı halimizi sergilesinler. Film yapımcılarının önünde de büyük bir fırsat duruyor. Amerikan sinemasının "DEPREM" filmi için harcadığı büyük meblağlara gerek duymadan, 'Pülümür Platosu'nda çekecekleri gerçek sahnelerle Oscar Ödülünü kolayca alabilirler. Böyle bir fırsat kaçmaz! Yazık değil mi sayın okuyucular. Her tabii afetten sonra aynı manzaralar ve yetkililerden benzer açıklamalar. Yıllarca hep aynı hikayeleri dinledik; "Yaralar sarılacak... Devletimiz Bööyyüktür..." Her defa böyle söylediler. Evet, devletimiz bööyyüktür ama çektiğimiz acılar çooh daha böyyüktür! Acaba yaralara tuz basmaktan başka çare yok mu? Tepkiler üzerine Kızılay, ikiyüz yazlık çadırın yanına çarçabuk otuz tane de kışlık çadır kurdurmuş... Bu Kızılay'ın halini anlamak o kadar kolay değil. 17 Ağustos büyük depreminden sonra tam anlamıyla çuvalladığı için şimşekleri üzerine çekmiş, bünyesinde taşıdığı yolsuzluk ve usulsüzlükler, depolarında çürümüş yılların yardım malzemeleriyle birlikte ortaya dökülerek, kamuoyunun gözlerinin faltaşı gibi açılmasına sebep olmuştu. Öyle ki, neredeyse kaydı hayat şartıyla koltuğu tapulamış görünen dönemin genel başkanı Kemal Demir, suçlu olduğunu itiraf ederek çekilmek zorunda kalmıştı... Yıllarca, hiçbir denetime muhatap olmamış ve la yüs'el biçimde kurumu babasının çiftliği gibi yönetmiş Demir'in gitmesiyle her şey düzelmedi ne yazık ki. Yakın zamana kadar kongrelerdeki iktidar çekişmeleri Çanakkale Meydan Muharebelerini aratmıyordu. Bir kongre, o iptal başka bir kongre, o da olmadı bir başkası... Aylarca koltuk mücadelesi devam etti. Tabii ki, sonuçta her şey vatana hizmet için! Şimdiki Başkan Ertan Gönen, eleştirilere alınmış. "Üzüldük..." diyor. Ve devam ediyor; "Her mevsime göre ayrı ayrı çadır üretecek lüksümüz yok... Bizim çadırlar yılın her mevsimi kullanılır. Bunun için de 100 dolar fiyat farkı veriyoruz... Kumaş ince ama kalite yüksek..." Eh, hepimizi ikna eden bu açıklama olmasaydı, biz de çok üzülecektik!.. İnsanların zekasıyla alay etmek bu kadar kolay olmamalı. Yeter artık! Diğer taraftan, Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen, çöken binaların hep müteahhitler tarafından yapılan kamu binaları olduğunu belirterek ahlaki çöküntüden bahsetmiş. Ergezen şayet yarınlarda göğsünü gere gere gezmek istiyorsa bir an evvel, yeni ihale kanunu başta olmak üzere uygulama ve denetim alanında, ciddi bir icraata imza atmalıdır. Bilhassa, ucube mevzuata gerçekten neşter atmalıdır. O mevzuat ki, her şeyi yasaklıyor ama, tuhaflığa bakınız ki, her şey de serbestçe yapılabiliyor. Mesela İstanbul'daki binaların yüzde altmış altısı kaçak olabiliyor. Hatta ve hatta kanunların yapıldığı Millet Meclisi binasının bile iskanının olmadığı bir darb-ı mesel gibi anlatılıyor! Eğer bu rivayet doğruysa, akıllara ziyan bir durum. Türkiye, bu ağlanacak haliyle başkalarını güldürmeyi bırakıp adam gibi çareler üretebilmelidir artık. Geçenlerde, bir münasebetle TOBB Başkanı, "Türkiye çadır devleti değildir..." demişti. Keşke deprem çadırları da bunu doğrulasaydı!
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT