BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Genç, güzel başarılı hırslı...

Genç, güzel başarılı hırslı...

Ece Vahapoğlu’nun “Yabancı dil öğrenme yolları” isimli kitabı, son günlerde en çok satanlar listesinde üst sıralarda... Dil konusunda rahat okunur bir tarzla yazılmasıyla dikkat çeken kitapta, pek çok ünlü ismin lisan öğrenme maceraları da yer alıyor...



Her ne kadar “bankacı” etiketinden nefret ettiğini, rakamlardan hoşlanmadığını söylese de Bonus Card’da turizm sektöründen sorumlu olarak pazarlama yapan konuğumuzla zamanımızı denkleştirmekte zorlandık... “Daha çok mesai sonrası işyerindeki bilgisayarımda, bazen de evde yazdım” dediği kitabının gördüğü ilgi yoğun çalışma saatlerine eklenince bizim röportaj saatimiz de diğerleri gibi akşam sekiz olabildi. Sohbetin başlangıcı da kitabının bu kadar ilgi görmesini bekleyip beklemediği; “-Açıkçası bekliyordum ama bu kadar kısa zamanda değil. Aralık’ta çıktı kitap, ay sonunda ilk baskı bitmişti. Beş dil biliyorum, Kişisel Gelişim Merkezi’nde (KİGEM) yazılar yazıyorum. Oraya da bu konuda bir yazı yazmıştım. ‘Ece senin gençliğini kullanarak bir proje yapalım’ dendi...” „Birkaç dil bilen pek çok insan var ama onlara ‘gelin kitap yazın’ denmiyor herhalde?... “-Bu kitap projesi daha önceden varmış zaten. Bana taslak geldi, ben biraz değiştirdim. Röportajlar 15 kişiydi, ben 50’ye çıkarttım mesela... Hikayeleri fazlalaştırdım, sonra fıkra ve sözler girdi. Yazdıkça coşkulandım. Arada öğrenme teknikleri de var tabii. Kitabı yazacağım zaman çok araştırdım. Böyle bir kitap yoktu, genellikle teknik oluyor. Burada hem teknik var, hem uzman görüşleri, anılar, anekdodlar... Değişik bir kitap bu konuda...” „Kitapla birlikte hayatınızda yeni bir dönem başladı muhakkak. Artık ünlü oldunuz. Değişen birşeyler var mı?... “-Biraz öyle oldu galiba... Hâlâ kabullenmek istemiyorum ama galiba ünlü olmuşum. Kitapevlerine gidemez oldum. Sosyal hayatı olan biriyim. Gecelerde gazeteciler gelip resmimi çekiyor. ‘Bankacıyken yapmazdınız yazar olduktan sonra çekiyorsunuz’ diyorum...” „Anladığım kadarıyla hoşunuza gidiyor, bu durum pek şikayetçi görünmüyorsunuz. “-Hoşnutum ama biraz tedirginliklerim var açıkçası. Kitaptan sonra pek samimi olmadığım insanlar, ilkokul arkadaşlarım ortaya çıkmaya başladı. Birlikte çalışmak isteyenler oldu. Dil okullarından çok teklif geldi. Belli bir şubenin sorumluluğu teklif edildi farklı okullarca. Ben kibar bir biçimde reddettim. Çünkü yanlış düşünülebilir. Bir kitap yazdı hemen eğitim sektörüne girdi diye. Yüzlerce mail geliyor kırk yaşında olan da var altmış yaşında olan da. Ya da onbeşinde ‘Ece abla, Ece abla’ diye arayan da. Kitabı okuyunca motive olduk diyorlar. Birazcık insanlara psikolojik yardım oldu ben bundan dolayı mutluyum. Hangi kursa gitsek diye soranlar var. Türkiye’nin her yerinden Almanya’dan, Türkmenistan’dan bile mail geliyor. Çok güzel bir duygu...” „‘15 yaşından 60 yaşına herkes yazdı’ diyorsunuz da, en çok hangi gruptan geldi mesajlar?... “-Yoğunluk yeni mezunlarda. Üniversitenin dördüncü sınıf veya üstü. Kariyer hayatına yeni atılanlar...” „Genç oluşunuz, başarılı bir iş hayatınızın oluşu insanlara ‘neden ben olmayayım’ı düşündürdü herhalde?... “-O konuda da çok güzel şeyler alıyorum. Zaten benim ödüllerim, diğer başarılarım bu kitap sayesinde duyuldu. Şimdi herkes biliyor. Tamam güzel, kız yazmış bunu ama arkasında da birikim var. Onu ortaya çıkardığım için, insanlar da bunu anladı. Akşamları oturup tek tek cevaplıyorum hepsini. Şimdi cevap geldikçe cevap yazıyorlar, arkadaş olmak istiyorlar artık problem yaşıyorum. Biri sürekli şiir yazıyor. Konya’dan genç bir kız televizyonda izlemiş beni, çok kiloluymuş. ‘Siz benim hayatımın modelisiniz. Ben de ceket pantolon giyip işe gitmek istiyorum ne yapayım’ diye soruyor. O kıza devamlı yazıyorum, ablası gibiyim. O yüzden bir web sayfası açtık (www.ecevahapoglu.com). Yoksa yetişemiyorum. Oturup bu işle ilgilenmem lazım. Kendi işimde de bana sorumluluklar verildikçe veriliyor. Allahtan genciz...” İkinci kitap yolda... „‘KİGEM’deki yazılardan birinde ‘bundan sonra ne olacak bilmiyorum ama tahmin ediyorum’ diyorsunuz. Nedir tahmin?... “-Çok güzel yakalamışsınız. İkinci kitap bir iki sene içinde olgunlaşması gereken bir kitap. Şu anda sadece notlar alıyorum, gözlem yapıyorum, yemekhaneye indiğimde oradan malzeme çıkıyor not ediyorum... Devamlı gözlem yapıyorum korksunlar benden. Çalışanların dünyasını anlatan bir roman olacak. Kahramanlarımı belirliyorum. Biraz daha iş dünyasında pişeyim öyle. Şimdi kalkıp 24 yaşında iş dünyasını anlatırsam hoş olmaz. Olgunlaşmayı yaşayıp, yavaş yavaş ikinci bebek gelecek. Onunla birlikte hayatımın çok zor bir dönemi. Hem özel, hem iş anlamında ne yapsam diye...” „Mademki siz açtınız. Genç bir hanım özel hayatında neler var insanlar merak eder. Gördüğüm kadarıyla hayatınızda herşey planlanmış belli bir disiplin içinde gidiyor. Özel hayatınızda da böyle mi?... “-Babam çok serttir (gülüyor)... Bir şey yok şu anda. Genel anlamda ne olacak, nasıl bir eş uygundur, ilerde nasıl olur, annemle konuşuyoruz zaman zaman. Bir kocam olsun evleneyim istiyorum. 28 yaşında evleneceğim 30 yaşında da doğuracağım diye düşünüyorum. Bu tarih daha öne de çekilebilir. Ama bu işlerin planının olmayacağını da biliyorum. Herşeyin bir bedeli vardır derler... Başarılı işkadınları evlenemez yürütemez diye bir inanç var ya. Ben mutluluğu yuvayı, çocukları da seven bir insanım. Ama iş hayatını, kariyeri de seven bir insanım. Bunun olabileceğini göstereceğim...” En başarılı iş kadını olacağım „Bu evle ilgili düşünce. Peki bunun dışında da herhalde planlama yaptınız gelecekle ilgili?... “-Şöyle bir hedefim var. Tam böyle olgunlaştığımda 40 yaşımda Türkiye’nin en başarılı iş kadını olmak istiyorum. Şu anda gençlerin başarı modeli, Türkiye’nin gururu gibi şeyler söyleniyor. Ama tam kırkımda olur mu bilmiyorum şöyle saçımı topuz yapmışım, gözlüklerimi takmışım, etek ceket takımı falan. İş dünyasına girdiğimden beri. 2-3 senedir böyle bir hayalim var...” „Kafanızda bir model var mı?... Şu anda iş dünyasının en başarılı kadını kim sizce?... “-Gelmiyor gelmiyor aklıma kimse. İş dünyasında erkekler hakim genellikle. Başarılı görülen kadınlar da ailelerinden dolayı bir yerlere gelmiş. Sahip oldukları imkanlarla en iyi eğitimi alıp en iyi pozisyonlara geliyorlar. Tırmalayarak, tırnaklarıyla biryerlere gelmiş kimse gelmiyor aklıma. Kafamdaki o karizmayla, şıklığıyla, vizyonuyla kimse yok...” „Annenizle konuşuyorsunuz da onun dışında görüşlerine önem verdiğiniz, yönlendirme değil de fikirlerini dinlediğiniz kimseler var mı?... “-Tek tük arkadaşlarımın hepsi benden büyük insanlar. Kendi yaşıtlarımla pek anlaşamıyorum. Konuştuğum benden büyük insanlar var. İshak Alaton mesela. Çok güzel akıllar veriyor bana. Çok pozitif. Onunla bir şey konuşmaya giderim benim elime babamın kalbi için sarımsak tutuşturur, kitaplar tutuşturur. Çok güzel teşhisleri vardır. Ona çok güvenirim...” „İshak Alaton’dan söz edince. Tekrar kitaba ve her biri alanlarında öne çıkmış olan başarılı isimlerle yaptığınız görüşmelere gelelim. İş yoğunluğu içinde bunca isme nasıl ulaştınız. Bir Sezen Aksu mesela. Basına röportaj vermezken kitabınızda nasıl İngilizce öğrendiğini anlatıyor. “-Pek çoğunu tanıyordum zaten. Benim küçüklüğümden beri sosyal çevrelerde gezmem ve arkadaşlıklarım sayesinde. Bir de girişkenliğim. Hiç çekinmem. Yüzyüze görüştüklerimle hep iş çıkışı konuştuk onlar da anlayış gösterdi sağolsunlar. Mesela Sakıp Bey’le kitabın çıkmasına bir ay kala tanıştım. Böyle gecelerde falan yanına gider konuşurum. Sezen Aksu, Orhan Boran’ın gecesinde sahneye çıkmıştı. Ben seyirciler arasından dolaşıp, sahneden indikten sonra kulise gittim. ‘Şu anda yorgunsunuz ama telefonunuzu verin’ diye... İki gün sonra da aradı ve görüştük. Yılmaz Erdoğan’a bir sinema galasında yaklaşıp ‘merhaba kitap yazıyorum’ dedim. Ertesi gün de yazı geldi...” „Görüşemediğiniz, kabul etmeyen isimler oldu mu?... “-Fatih Terim’de takıldık. Çok yakın bir arkadaşından dolayı haberi de vardı ama. Tam Galatasaray’ın kötü dönemiydi, ben vazgeçtim...” Hiç para almadım... „Pek çok insan yabancı bir dili anlayabildiğini, ama konuşma konusunda zorlandığını söyler. Nedir problem?... “-İçinde birkaç şeyi barındırıyor. Ders çalışmayı öğrenmeyen biri yabancı dil de öğrenemez bence. Öğrenmenin sistemini öğrenmek lazım. Yetenek o sistemi bilmek, kendinize uyan yolu keşfetmek aslında. Ve bol bol konuşmaya çalışmak lazım. Kitap içinde bu konuda pek çok teknik de var...” „Kitabın maddi getirisi ne oldu? “-Ben para almadım...” „Hiç mi?... “-Çok sembolik bir telif hakkı aldım bir kaç yüz dolar. Benim taksi param, kuaför param aşmış durumda onu. Satışlardan da bir şey almıyorum iyi gideceğini de biliyordum aslında. Ben basınla ilgili bir şey yapmak, bir şekilde ismimi duyurmak istiyordum. Bu kitap teklifi bana geldi. Bunların hepsi bir şekilde ileriye yatırım. Başka kitap yazdığımda hakkımı söke söke alacağım tabii. Yavaş yavaş aklım kaymıyor değil ‘tüh para almadım’ diye. Şu ana kadar işimde de az zam aldım sesim çıkmadı ama yakında patlayacağım yani...” Yabancı dil öğrenme yolları Kısa bir özgeçmişle girelim söze... Başarılarla dolu 24 yılı anlatan bir özgeçmiş Ece Vahapoğlu’nunki... İtalya’da tek Türk öğrenci olarak “Uluslararası İşletme” okuduğu “The Amerikan University of Rome”dan birincilikle mezun olan Ece, Genç Girişimciler-JC Derneği tarafından “Türkiye’nin en başarılı genci” yarışmasında, “Kişisel Başarı” kategorisinde ödül almış... Ama onun tanınmasını sağlayan bu başarı ve ödüller değil. Şu günlerde kapağında kendi fotoğrafıyla vitrinleri süsleyen ilk kitabı, onu kamuoyuna tanıtan. İngilizce, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca ve Boşnakça bilen Vahapoğlu, “Yabancı dil öğrenme yolları” adlı kitabıyla en çok satanlar arasında. Yaşadıkları, anılar ve anekdodlarla süslü kitapta Sabancı’dan Sezen Aksu’ya, Nihat Kahveci’den Yılmaz Erdoğan’a pek çok ünlü ismin dil öğrenme maceraları da yeralıyor. Hırslı olduğunu saklamayan ve “bu daha başlangıç” diyen Ece Vahapoğlu ile “tanınmayı, öncesini ve bundan sonrasını” konuştuk. -Yurtdışında eğitim?... -Dört sene Belçika’da okuyacaktım. Babamın ortağı oradaydı. 1,5 yıldan sonra orada çok sıkıldım. Altı ay öğrenci değişim programıyla İspanya’ya gittim. Hayatımın en muhteşem altı ayını yaşadım. İspanya prensiyle tanıştım, özel doğum günlerine katıldım... Fakat okulu beğenmedim. İkisinin ortası İtalya’yı tercih ettim. Hakkını vereyim dedim ve çok yüksek bir ortalamayla birincilikle mezun oldum...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT