BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mu’înüddîn-i Çeştî

Mu’înüddîn-i Çeştî

“Mu’înüddîn-i Çeştî”, bir gün bir kimse ile, Giderken, biri geldi karşıdan hiddet ile. Yanındaki kişinin, yakasından tutarak, Dedi: (Öde borcunu, hemen âcil olarak!) Ödiyecek parası, yoktu o adamın da.



“Mu’înüddîn-i Çeştî”, bir gün bir kimse ile, Giderken, biri geldi karşıdan hiddet ile. Yanındaki kişinin, yakasından tutarak, Dedi: (Öde borcunu, hemen âcil olarak!) Ödiyecek parası, yoktu o adamın da. Bu yüzden mahcûb oldu, bu “Velî”nin yanında. Mu’înüddîn-i Çeştî, yaklaşıp o kişiye, Kibârca ricâ etti: (Biraz mühlet ver) diye. Lâkin inâtçı adam, (Olmaz) dedi cevâben. (Onun bana borcu var, ödesin şimdi hemen!) Mübârek, cübbesini çıkarıp serdi yere. Bir anda doldu içi, “Altın” ve “Gümüşler”le. Buyurdu: (Alacağın ne ise, al buradan. Ve lâkin fazla alma hakkın olan paradan.) Fakat o, altınları görünce yığın ile, Alacağından fazla para aldı hırs ile. Lâkin eli kuruyup, tutmaz oldu bir anda. Bu uygunsuz işine, pişmân oldu sonra da. Feryâd edip dedi ki: (Tövbe ettim efendim. Bir duâ buyurun da, iyileşsin bu elim.) Mu’înüddîn-i Çeştî, merhamet etti yine. Şifâ vermesi için, duâ etti Rabbine. Bir anda iyileşti, adamın hasta eli. Ve hattâ eskisinden, oldu daha kuvvetli. Eğilip, hürmet ile öperek ellerinden, Talebe oldu ona, o günden îtibâren. Yine “Mu’înüddîn-i Çeştî” hazretlerine, Biri gelip, edeble oturdu önlerine. Dedi ki: (Çoktan beri, zâtınızı, bendeniz, Görmeği, ne kadar çok istiyordum bilseniz. Bu, nedense müyesser olmadı uzun müddet. Hamdolsun ki şu anda, nasîb oldu bu devlet.) “Mu’înüddîn-i Çeştî”, dinledi onu, fakat, Onun bu sözlerine, hiç etmedi iltifât. Sonra da buyurdu ki: (Haydi gel, durmasana. Ne için geldin ise, bana onu yapsana.) Adam bunu duyunca, hayret etti bir hayli. Değişti beti benzi, çok mahcûb oldu hâli. Titredi âzâları sonra baştan ayağa. Yüzünü yere koyup, başladı ağlamağa. Dedi ki: (Ey efendim, biri, beni gizliden, Buraya gönderdi ki, öldüreyim sizi ben.) Daha sonra elini, sokarak iç cebine, Bir “Bıçağı” çıkarıp, koyuverdi önüne. Dedi ki: (Ey efendim, kabûl ettim hatâmı. Siz nasıl dilerseniz, öyle verin cezâmı.) Buyurdu ki: (Bu yolda, kötülük edene de, İyilik, ihsân yapmak lâzım gelir yine de.)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT