BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Gözyaşı 13 yaşında

Gözyaşı 13 yaşında

Dertli kadın tam 13 yıldır bombalanan sığınaktan ayrılmıyor. Bir gün çocuklarının döneceğinden o kadar emin ki...



Amiriyye, Bağdat’ın kenar semtlerinden biri. Uzak ama pek sevimli. Evleri ikişer katlı ve hepsi de bahçeli. Minik bir çarşısı ve kubbesi turkuaz çinilerle bezenmiş hoşça bir camisi var. İhtiyarlar sekilere çökmüş nargile tüttürüyorlar. Okul avlusundan çığlıklar yükseliyor. Yalınayaklı veledler top tepiştiriyor, Hakan’a, İlhan’a özeniyorlar. Evlerin bittiği yerde hurma bahçeleri başlıyor. Yol ortasında pembe goncalı zakkumlar... Acı kırmızı çöl çiçekleri ve bakımlı fidanlar... İHA’nın Bağdat muhabiri Ahmed Abdullah’ın bir bildiği olmalı, herhalde bunca yolu şunları göstermek için teptirmedi. Dayanamayıp soruyorum “sahi ne arıyoruz burada?” O sadece gülümsüyor, ne kadar sabırsızsın demiyor ama öyle demeye getiriyor. Çok geçmeden muhteşem bir sığınağın avlusuna giriyoruz. Kırk yaşlarında bir kadın koşup yanımıza geliyor. Ahmed Abdullah “Tanıştırayım” diyor, “Rüveyda hanım”. Kadıncağız “Rüveyda çoktan öldü” diyor, “Ümmügeyda!” Ümmügeyda; “Geyda’nın annesi” demek oluyor. Kadın önümüze düşüyor. Antep işi para kasalarını andıran çelik kapıdan içeri giriyoruz, yüzümüze bir serinlik çarpıyor. İki metre kalınlığındaki beton ıslık çaldırıyor. Aşağı iniyoruz koca bir meydan. Tavanda bir kulaç genişliğinde bir delik görünüyor, sızan gün ışığı ortalığı aydınlatıyor. Kadın çiçeklerle bezenmiş bir çocuk resminin önünde duruyor. “İşte” diyor, “bu benim Geyda’m”. Hayal meyal sığınak faciasını hatırlıyorum ve olay netleşmeye başlıyor. Elceğizimle çevirdim Ümmügeyda “onlar zor günlerdi” diyor. “Amerikalılar geceleri Bağdat’ı bombalıyorlardı. Mermi seslerine alışmıştık. Bütün mahalleli sığınakta geceliyorduk. Bir gece, üç gece, beş gece derken sıkılmaya başladık. Çocukların üstü başı kirlendi. O gece yöneticilerin itirazlarına rağmen eve çıktım. Hiç değilse birkaç parça çamaşır yıkayacak, çocuklarıma temiz gömlekler, kokmayan çoraplar giydirecektim. Geyda ile Mustafa sığınakta bunalmışlardı. ‘Anne biz de gelelim’ dediler. Onları elceğizimle iteleyip sığınağa soktum. Öyle ya ev isabet alabilirdi ve kendimi asla affedemezdim. Leğene henüz su koymuştum ki bir çatırtı koptu. ‘Yakınlara bir yere mermi düşmüş olmalı’ dedim aldırmadım. Ancak az sonra aynı yere bir başka bomba düştü. Bu seferki daha güçlü olmalıydı. Zemin sallandı, camlar, çanaklar kırıldı. Patlamanın şokunu atlatamadan kapı dövüldü, baktım kızkardeşim. Garibim insanlıktan çıkmış. Kafasını döve döve ‘çocuklar!’ diye haykırıyor. Eteğimi topladığım gibi sığınağa koştum. Ortalık toz duman. Alevler deliklerden fışkırıyor...” İşte tam burada kadıncağız susuyor, dudakları titriyor. Kelimeler hıçkırıklarla bölünüp heceleniyor. Ümmügeyda şuursuzca yakalarını mıncıklıyor ve tülbenti başından kayıp düşüyor. İnanın edebiyat yapmıyorum, saniyeler yıl kadar uzuyor. Nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Yapış yapış bir sükunet işte. Duvarlarda kadın ve çocuk resimleri. Hayat dolu anneler, pembe yanaklı bebekler. Sanki suçluymuşum gibi bana bakıyorlar. Kadınlar ve çocuklar, çocuklar ve kadınlar. Öyle ya, mahalle sığınağında başka ne olabilir? Peki yanlışlık filan. Bakın bu mümkün değil. Zira ilk bomba kalın betonu deliyor. İkinci bomba açılan delikten içeri giriyor. Koordinatlar çok kesin. Amerikalılar hesaplıyor, kitaplıyor, bilerek ve isteyerek (hukukçular buna teammüden diyorlar) sığınağı vuruyorlar. Biliyorum gelecek Kadıncağız neden sonra toparlanıyor ve acı acı gülümseyip devam ediyor. “Şu kahrolasıca sığınakta 1186 insanımızı kaybettik” diyor. “403 cesetten emmareler bulundu, diğerleri buharlaşıp uçtular.” Ebageyda (Geyda’nın babası) evlat canlısı bir adamcağızmış. Hisliymiş, duyguluymuş, hassasmış. Bu dert ile fazla yaşıyamamış. Yorgun kalbi genç yaşta teklemiş ve dertli kadını yalnız bırakmış. Ümmügeyda o gün bu gündür sığınağı bekliyor. Her 26 Aralıkta Mustafa’sının, her 7 Nisan’da Geyda’sının doğum gününü kutluyor. Eğer yaşasalardı Mustafa 17 yaşında, Geyda 26’sında olacaktı. Ama o, öldüklerine asla inanmıyor. “Bir gün” diyor, “bir gün burada beklerken omuzuma bir el dokunacak, döneceğim pos bıyıklı, karayağız bir delikanlı. Onu elâ gözlerinden tanıyacağım. Öyle bir ‘Geyda’ diye haykıracağım ki duvarlar yıkılacak, betonlar un ufak olacak. Bir anda sarılıp kucaklaşacağız, yavrumu bağrıma basacak doya doya koklayacağım. Geyda’m “beni affet anne” diyecek, “o gün seni dinlemedim, sığınaktan ayrıldım”. Diyeceksiniz ki “boş hayal.” İşte bu kadın, o boş hayal için yaşıyor.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT