BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

Eliyle saçlarını düzeltirken, balkondaki kızı gördü yine. Kız gülümseyerek bakıyordu. -Kim bu kız?.. diye sordu Hasan Ali’ye. Her kızın peşinden koştuğun için sen bunu da tanırsın. Hasan Ali balkona baktı. -Tanırım tabiî, dedi. Bu kızın adı Canan. Şu meşhur zengin Haydar beyin kızı.



“Beğenecek birini bulamamıştır belki” Eliyle saçlarını düzeltirken, balkondaki kızı gördü yine. Kız gülümseyerek bakıyordu. -Kim bu kız?.. diye sordu Hasan Ali’ye. Her kızın peşinden koştuğun için sen bunu da tanırsın. Hasan Ali balkona baktı. -Tanırım tabiî, dedi. Bu kızın adı Canan. Şu meşhur zengin Haydar beyin kızı. Haydar bey sadece ilçenin değil, belki de Ege bölgesinin en zenginlerindendi. -Vay be!.. Ama bu kızı ben hiç görmemiştim. -Onlar İstanbul’da oturuyorlar. Arada bir böyle geldikleri oluyor. Artık gülmüyorlardı. Mustafa arkasına dönüp baktı. -Kız hâlâ sana bakıyor Cihat. Seni beğendi galiba? Cihat dudak büktü. -Doğrudur, dedi. İstanbul’da beğenecek birini bulamamıştır belki. Mustafa bir daha dönüp baktı. -Gerçekten de çok güzel kız. Onunla evlenen yaşadı. Dokuz sülalesi rahat eder. -Neyse, dedi Cihat. Zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış. Hem bana kızlardan bahsetmeyin. -Sen mi söylüyorsun bu sözü?.. diye hayret etti Hasan Ali. Onca kızın canını yakan birisine bu söz yakışmıyor doğrusu. İstasyona gelmişlerdi. Binadan içeriye girerlerken Hasan Ali’ye döndü Cihat. -Ben mi can yaktım?.. Mustafa bilet almak için gişenin önünde sıra olan yolcuların yanına gitti. -Burçin olayını ben de, Mustafa da biliyor. Bu olayın en yakın tanıkları bizleriz unutma. -İyi ama ben onun canını yakmadım ki. Bu olayı bitiren o oldu. Havuzlu kahvede onun nişanlandığını sen söylemiştin bana. Mustafa bilet kuyruğunda sıra beklerken Cihat ve Hasan Ali perona çıkıp, bekleme salonunun önündeki banka oturdular. -Evet ben söylemiştim. Görünüşte her şey senin dediğin gibi. Ama sen de onu kendinden uzak tutmak için her yolu denedin. Bunu inkâr edemezsin. Sana kırıldı, başkasıyla nişanlanmak zorunda kaldı. Onu sen iteledin bu işe. Cihat’ın çocuksu yüzü Hasan Ali’nin sözlerinden sonra neşesini yitirmeye başlamıştı. Ciddî bir ses tonuyla konuştu. -Doğru değil söylediklerin. Bu olayda asıl yaralanan, yıkılan benim. Biliyorsunuz onu ne kadar benimsediğimi, ona nasıl düşkün olduğumu. Çok iyi bir arkadaş, ifade etmesek de çok iyi bir sevgili olmuştuk onunla. Askere giderken beni uğurlamaya bu istasyona geldiğinizde, Burçin’in benimle birlikte trene bindiğini gördünüz. İzine geldiğimde onunla gezdiğimi, onunla mektuplaştığımı biliyorsunuz. Onların evinin karşısında oturan komşuları olarak bütün bunları sen iyi biliyorsun. Onu görmek için evlerine gelip gittiğimi, yetmiyormuş gibi sırf onu görmek için sizin eve geldiğimi, gece gündüz sokağınızdan geçtiğimi nasıl unutursun. Ama o değişti, sadece o değil, ailesi de bana karşı değişti. Askerliğim bittiğinde, bıraktığım gibi değildi onlar. Barışmak için seninle hediye göndermiştim, kabul etmedi. Niye darıldıklarını hâlâ bilmiyorum. Belki hayatımın en güzel duygularını Burçin için duymuştum, en renkli anılarım onunla ilgiliydi ve hâlâ o günleri düşündükçe büyük acılar duyarım. Varlıklı bir ailenin kızı, belki bu sınıf farkı yüzünden kendisini uzak tuttu benden. Belki o sadece arkadaş olarak ilgileniyordu benimle, sevdiğimi hissedince iş ciddiyete binmesin diye ilgisini azaltmaya başladı, bilemiyorum. Beni onu yaralamakla, onu yıkmakla, hele onun canını yakmakla itham etmeye hiç kimsenin hakkı yok. > DEVAMI YARIN
Reklamı Geç
KAPAT