BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

Mustafa biletleri alıp gelmişti yanlarına. -Benim söylediklerim doğru, dedi Hasan Ali. Doğru olduğu senin sözlerinden de anlaşılıyor. Cihat, “Ne diyorsun sen yahu?” der gibi baktı.



“Umarım o kızı mutlu edersin” Mustafa biletleri alıp gelmişti yanlarına. -Benim söylediklerim doğru, dedi Hasan Ali. Doğru olduğu senin sözlerinden de anlaşılıyor. Cihat, “Ne diyorsun sen yahu?” der gibi baktı. -Az önce, ifade etmesek de çok iyi bir sevgili olmuştuk onunla dedin. Bu sözün, beni doğruluyor Cihat. Sen hiç ifade etmedin, hiç ifade etmiyorsun. Senin problemin bu, kızı senden uzak tutan tavrın bu. İfade etmesi gereken sensin ama sen hiç söylemiyorsun, senden beklenen sözleri. Onca yakınlaşmasına rağmen uzaklaşmak zorunda kaldı Burçin. Ben komşuları olarak da iyi biliyorum ki, hem Burçin’in, hem de ailesinin sana karşı duyguları çok iyiydi, benimsemişlerdi seni. Ama sen de haklısın kendi açından, senin nasıl acılar çektiğini, yaralandığını, kırıldığını biliyorum elbette. Fakat suç sende. Bir yük treni manevra yapıyordu. Cihat trene bakmaya başladı. Az sonra İzmir’e gidecek treni bekleyenler peronda kalabalıklaşmıştı. Şimdiden birbirlerine veda edenler vardı. -Tamam, dedi Cihat. Burçin meselesini kapatalım. Bu meselede senin bilmediğin pek çok şey var. Bunları anlatacak değilim şimdi. Her neyse her şey olup bitti. Sonra biliyorsunuz ben Begüm’le ilgileniyorum artık. Burçin nişanlandı, ona sadece mutluluk dileyebilirim. Kırgın değilim tercihi için, o hâlâ dünyanın en iyi kızı benim gözümde. Onu hep böyle hatırlayacağım. Karşıda görünen ilçenin piknik alanı Ada’nın uzun kavak ağaçlarına baktı. “Boşver aldırma bana/Sen mutlu ol onunla/Aşk her zaman güzeldir...” şarkısı geçiyordu aklından. Burçin’le ikisinin sevdiği bir şarkıydı bu. Bu şarkı, Cihat’ın Burçin’e temennisiydi aynı zamanda. “Mutluluklar benden sana/Başkasının olsan da/Hayalinle yürürüm/Artık kendi yolumda...” Böyle şarkılar üst üste gelirdi zihninde; önüne geçemezdi. Sonra anılar ve ardından acılar... -Ben o defteri kapadım, dedi yine. Hüzünlüydü sesi. Artık Begüm’ü düşünmek zorundayım. -Umarım o kızı mutlu edersin, dedi Hasan Ali, hâlâ Ada’nın kavaklarını seyretmekte olan Cihat’a. Tabiî Burçin’den yana üzgündü ve Cihat’ın Begüm’ü mutlu edeceğinden şüpheliydi. İstasyonun önü daha da kalabalıklaşmıştı. İleride Ada yolundaki makas kulübesinde bulunan görevliler hareketlendiğine göre trenin gelmesi hayli yakındı artık. Çocuklar peronda koşturuyor, seyyar satıcılar onlara pamuk helva, simit, balon satmaya çalışıyorlardı. Birkaç genç bir köşede bu istasyonun daimî meczubu Japon Ali’yi kızdırıyordu. Japon Ali onlara bir şeyler söylüyor, karate hareketleri yapıyordu. Her şehrin istasyonunda böyle Japon Ali benzeri meczuplar oluyordu. Bir akşam Ankara’ya gitmek için istasyona geldiğinde burada görünce onun geceleri istasyonda sabahladığını anlamıştı. Gecenin ikisinde hareket edecek olan treni beklerken, bir-kaç yolcu sağa sola volta atıyor, bazıları sırtlarını duvara dayamış dikiliyordu. Çok uykusu geldiği için, trenin bir an önce perona yanaşmasını istiyordu ama her zaman olduğu gibi rötar vardı galiba. Bu canını sıkıyordu, beklemekten hiç hoşlanmazdı, canı çıkardı. Hemen gelmeliydi tren ve hemen gitmeliydi Cihat... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT