BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

İstasyonları hiç sevmezdi, hüzünden başka bir şey vermiyordu istasyonlar. Nerede olursa olsun mekan farketmiyordu. Bütün istasyonlar ona acı veriyordu. Otogarlar da aynı etkiyi yapıyordu ama istasyonlarda bu duygu daha da yoğundu. Beklemek, insanların yansıttığı duygular, yalnızlık hissi, paylaşamadığı sıkıntılar ve hüzün iç içe sarmallaşıyordu yüreğinde. İnsan konuşmaktan ziyade hayaller kuruyordu istasyonda.



İstasyonları hiç sevmezdi, hüzünden başka bir şey vermiyordu istasyonlar. Nerede olursa olsun mekan farketmiyordu. Bütün istasyonlar ona acı veriyordu. Otogarlar da aynı etkiyi yapıyordu ama istasyonlarda bu duygu daha da yoğundu. Beklemek, insanların yansıttığı duygular, yalnızlık hissi, paylaşamadığı sıkıntılar ve hüzün iç içe sarmallaşıyordu yüreğinde. İnsan konuşmaktan ziyade hayaller kuruyordu istasyonda. Zengin olmak, başarıya ulaşmak hayalleri değildi bunlar. Yitirilenlerin, kaybedilen emellerin, unutulmuş günlerin acılarını hissettiren hayallerdi bunlar. Ayrılıklarımız, unutamadıklarımız, yüreğimize sinen ve aslında bize yaşama gücü veren, hırs kazandıran anılar, silemediğimiz idealler... Bekleme salonuna geçmişti o gece tren geciktiği için. Bir bankta dört asker oturmuş, pencereden dışarıya bakıyorlardı. Aralarında elleri kelepçeli bir adam oturuyordu. İhtiyardı tutuklu adam, kelepçeli elleriyle ağzına sigara götürüyordu. Diğer yolcuların çoğu da sigara içip düşünüyorlardı o mahkûm gibi. Cihat da bir sigara yakmıştı oturur oturmaz. Japon Ali pencerenin önündeydi, kendi kendine bir şeyler söylüyor, ikide bir düşen donunu kaldırıyordu. Gerçekten de Japonlara benziyordu bu adam. Kafası dazlaktı. Yaz aylarında giydiği omuzdan kolsuz tişörtlerin üstünde karatecilerin, Wang Yu’nun veya Bruce Lee’nin resimleri olurdu. Kapkara gözlükler takar ve çarşılarda, sokaklarda herkese karate numaraları yapar, esrarengiz sözler haykırırdı. Bu karate hareketlerini yaparken çoğu zaman yere düşer, yerde debelenir dururdu. Kuyumcuların bulunduğu Uzun Çarşı’da, caddedeki bütün esnaflara “sizi üçkâğıtçılar sizi” diye bağırırdı. Herkesin gülüp geçtiği bir deli değildi Japon Ali, ona çok kızarlar ve çarşıdan kovarlardı. O da onlara karate yapar, yerlere düşerdi. Şimdi upuzun bir çubukla sigarasını tüttürüyor, iple bağladığı pantolonunu düşse de, düşmese de sık sık kaldırıyor, jandarmalara, yolculara ve mahkûma bir şeyler söylüyordu. İlk defa o gece bu kadar dikkat ettiği, belki de varlığını farkettiği Japon Ali, şimdi gençlerle dalaşıyordu. Herkes gibi Hasan Ali ve Mustafa da onlara bakıyordu. Mustafa gülerek konuştu. -Bizim ilçemizde ne çok deli var değil mi?.. -Gerçekten, dedi Hasan Ali. Deli Sabahat, Deli Lütfü, Hüsnü amca, Yandım Ali, kendi kendine konuşup kahvelerde oturan adını kimsenin bilmediği adam, bu Japon Ali ve diğerleri. Bir ilçe için bu kadar deli çok gerçekten. Cihat arkadaşlarına baktı. -Her insan deli olmaya adaydır. -Üff!.. dedi Hasan Ali. Ne müthiş bir söz!.. Tren sesi duyuldu ve perondaki kalabalık bir anda hareketlendi. Ankara’dan gelip İzmir’e gidecek olan İzmir Ekspres’in perona yaklaşmak üzere olduğu anons ediliyordu. Ada yolundaki makas indirilmiş ve iki tarafta insanlar, arabalar durmak zorunda kalmıştı. -Hadi hazırlanın, dedi Cihat arkadaşlarına. Treniniz geliyor. Ada yolunda görünen tren, perona girdiğinde yolcular pencereden sarkmışlar istasyona bakıyorlardı. Tren durunca inenler ve binenler birbirlerine karışmıştı bir anda. Bazı yolcular çeşmeden su doldurmaya koşuyordu. > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT