BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Yolun sonu aydınlık

Yolun sonu aydınlık

450 bin işyerinin kapısına kilit vurduğu milyonlarca kişinin işsiz kaldığı, devletin gelirlerinin tükendiği, borçlarının ise dağ gibi olduğu kriz günleri nispeten geri kaldı. Sanayiciler, sıkıntılarla geçen bu dönemde, herşeye rağmen ayakta kalmak için direndi. Finansman krizi, vergilerin acımasızlığı, siyasilerin yön göstermemesi, iç pazardaki daralma ve dünya pazarlarında güçsüz bırakılan sanayici, gelinen bu noktada geçmişi unutmak ve geleceğe umutla bakmak istiyor. Türk ekonomisinin ana atardamarı olan İstanbul’dan tüm Türkiye’ye umut aşılayan İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Tanıl Küçük, 2002 yılının bilançosunu ve 2003 yılından beklentilerini gazetemize anlattı.



450 bin işyerinin kapısına kilit vurduğu milyonlarca kişinin işsiz kaldığı, devletin gelirlerinin tükendiği, borçlarının ise dağ gibi olduğu kriz günleri nispeten geri kaldı. Sanayiciler, sıkıntılarla geçen bu dönemde, herşeye rağmen ayakta kalmak için direndi. Finansman krizi, vergilerin acımasızlığı, siyasilerin yön göstermemesi, iç pazardaki daralma ve dünya pazarlarında güçsüz bırakılan sanayici, gelinen bu noktada geçmişi unutmak ve geleceğe umutla bakmak istiyor. Türk ekonomisinin ana atardamarı olan İstanbul’dan tüm Türkiye’ye umut aşılayan İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Tanıl Küçük, 2002 yılının bilançosunu ve 2003 yılından beklentilerini gazetemize anlattı. Küçük, eskiye dönüş havası estirmeyeceklerini dile getirirerek, karanlık bir tünelden geçtiğimizi ve bu yolun sonununu aydınlık olduğunu aktardı. Günahıyla sevabıyla tüm icraatlarını dobra dobra ortaya koyan Tanıl Küçük şu değerlendirmelerde bulundu: E.A. - Öncelikle yeni yılda tüm sanayicilerimize bol kazançlar dileyerek başlamak istiyorum. Yeni yıl enflasyon sürpriziyle başladı. Sizce bu rakamları nasıl değerlendirmeliyiz..? T.K. - Bizim bir ifademiz var. Enflasyon değeri yüzde 30’ların altına düşünce zorluklar da başlıyor. Çok daha dikkatli hareket etmemiz lazım. Ocak ayı rakamlarının yüksek çıkmasını, hepimizin erken bir uyarı olarak kabul etmesi gerekiyor. Enflasyonla mücadeleyi gevşetmeden, devam ettirmeliyiz anlamını çıkartmak lazım. E.A. - Enflasyon neden bu kadar yüksek çıktı..? T.K.- Kamu zamlarının, petrol fiyatları ve kurlardaki artışın, enflasyonun yükselmesinde etkisi var. Döviz kurunun artması ile ithalatta rakamlar yukarı fırladı, maliyetler yükseldi ve dolayısıyla bu da fiyatlara yansıdı. Petrol fiyatlarına peşpeşe yapılan zamlar, direnen fiyatları tetikledi. E.A.- Ya TÜFE rakamları..? T.K.- Tüketici fiyatlarındaki gerileme ise bize iç piyasadaki sıkıntıların devam ettiğini gösteriyor. 2003 yılında yüzde 5 büyüme hedefini tutturmanın zorluğu ortaya çıkıyor. Fedakârlık sırası Ankara’da E.A.- İşin zor kısmında sanayiciye ne düşüyor..? T.K.- İhracatta 32 milyar dolar hedef kondu, 36 milyar dolara yaklaşıldı. Sanayici ihracatçı yeterince fedakarlık yaptı. Tutar bazındaki artıştan, çok daha fazla miktar bazında artış oldu. Dolayısıyla sanayici kârlılığından çok ciddi bir şekilde fedakârlık yapmıştır. Pazarlarımızı koruyabilmek, üretimini devam ettirmek, istihdamını sürdürmek adına yapıldı bu fedakârlıklar. Bunlar çok önemliydi. Şimdi fedakârlık yapma sırası Ankara’da. E.A.- ‘Üretim iklimi’ diye bir tabiriniz vardı. İklim sizin için yaşanabilir bir ortam haline geldi mi..? T.K.- Bu anlamda çok ciddi bir mücadele veriyoruz. Rekabet ettiğimiz ülkelerle eşit şartlarda mücadele etmek istiyoruz. Faktör eşitliği istiyoruz. Elektrik enerjisine aynı oranda ücret ödemek istiyoruz. Yanıbaşımızdaki Bulgaristan elektrik için 4 cent öderken, biz 8 cent ödüyoruz. Bakıldığında bir terslik olduğu açıkça görülüyor. Gerçi hükümetimiz TRT fonunu kaldırmak istiyor, ama biz bunların yeterli olmadığını ifade ediyoruz. Yüksek SSK primlerini vurguluyoruz. İstihdamın üzerindeki prim ve vergi yükünde yüzde 43.2 ile OECD şampiyonu olduk. E.A.- Hiç değilse bir şampiyonluğumuz oldu..? T.K.- Artık olumsuz şampiyonluklar istemiyoruz, olumlu şampiyonluklar istiyoruz. Üreteni kayıt dışına itiyorlar E.A.- Primlerin yükseltilmesi ile SSK’nın açığı mı kapatılmak isteniyor..? T.K.- Vergi ve prim oranlarını artırarak açıkları kapatamazsınız. Vergi verenleri kayıtdışına itiyorsunuz ve bir nevi haksız rekabetle karşı karşıya bırakıyorsunuz. Sosyal Sigortalar Kurumu’nun 2002 yılı açığı 11.2 katrilyon lira. Bu demek oluyor ki, primler yükseltilerek açık kapatılmıyor. E.A.- İstihdam üzerindeki vergi yükünün dünyadaki uygulamaları nasıl..? T.K.- Türkiye’de yüzde 43.2 iken, Çek Cumhuriyeti’nde yüzde 27.8, yıldız ülke İrlanda’da ise yüzde 12.8. Aradaki farka bakın. Biz diyoruz ki, sürdürülebilir bir büyüme çok önemli. Bir taraftan da uluslararası doğrudan yatırımların ülkemize gelmesinin önemi vurgulanıyor. Bu şartlarda yabancı sermaye nasıl gelir? E.A.- Pekelâ siz ne istiyorsunuz..? T.K.- Aynı şartları kendi sanayicimiz için de istiyoruz, farklı bir talebimiz yok ki. Uluslararası doğrudan yatırımlar ne istiyor: Siyasi ve ekonomik istikrar, hukuki altyapı ve bu standartlarda bir kamu yönetimi istiyor. Yabancı sermayenin bu istediklerini kendi yatırımcımız, sanayicimiz de istiyor. Uzun vadeli düşünmeliyiz E.A.- Kısa vadede devletin gelirlerinin azalması ekonomide sıkıntıya sebep olmaz mı? T.K.- Uzun vadeli düşünebilmemiz gerekiyor. Bugünü kurtarmak adına hep yarınları sıkıntıya sokuyoruz. Bugünü kurtarmadan yarını kurtaramayız ama, bugünü kurtarırken yarınların da hesabını yapabilmeliyiz. Mühim olan yatırım ortamının iyileştirilmesi. E.A.- 58. hükümetle 3 aylık bir süre geçirdik. Gidişatı nasıl yorumluyorsunuz..? T.K.- Seçimlerin sonucunda tek parti iktidarının çıkması, toplumda büyük bir moral havası estirdi. Tabi sorunları biliyoruz. Dış etkenleri de biliyoruz. Irak savaşı, Kıbrıs, AB ilişkileri bu sürece elbette etki ediyor. Tüm bunlara rağmen hiç bir şey ekonominin önüne geçmemeli. Şu anki bu sıkıntılar bile. Ekonomi kaygan ve kırılgan E.A.- Yani ekonomiyi unutmamalıyız..? T.K.- Ekonomi her zaman birinci öncelik olmalı. Yaşanacak problemler ekonominin birinci öncelikli olduğunu bizlere unutturmamalı. Ekonomi o kadar hassas, o kadar kırıngan ve o kadar kaygan bir zemin üzerinde ki, bir an ihmal ediyorsunuz, hemen sıkıntılar baş gösteriyor. Diğer güçlüklerle elbette mücadele etmeliyiz, ama güçlü bir ekonomi diğer problemlerin hepsinin çözümünü sağlayacaktır. E.A.- Hükümete bu problemlerin çözülmesi için ne kadar süre veriyorsunuz..? T.K.- Bütün bunların yapılması gereken ‘makul bir süre’ kadar bir süre veriyoruz. Tabiki dış etkenlerin meydana getirdiği sıkıntıyı biliyoruz. Birazcık da olumlu bakmak zorundayız. Aynı geminin içindeyiz. Şimdiden hükümet başarısız diye ilan etmek doğru bir davranış değil. Bankalar hâlâ rehabilite edilmedi E.A.- Bankacılık kesiminden yeterli desteği alabiliyor musunuz? T.K.- Mali sektör rehabilite edilmeden reel sektöre kaynak aktaramazsınız demiştik. Geçen süre zarfında mali sektörün rehabilitasyonunun tamamlanmadığını görüyoruz. E.A.- Neden tamamlanmadı..? T.K.- Çünkü, finans kesiminden reel sektöre gereği kadar destek gelmediğini görüyoruz. Bazı uzlaşmalar sağlansa da, gerekli desteği arkamızda göremiyoruz. 2002 yılında mevduat bankalarının kullandırdığı kredi miktarı, kriz yılı olan 2001 yılına göre reel olarak yüzde 22.1 oranında azaldı. 2002 yılında bankacılık sektörünün reel sektöre verdiği toplam kredilerin Gayri Safi Milli Hasıla’ya (GSMH) oranı yüzde 13’e kadar düşmüş. Bu oran AB ülkelerinde yüzde 100’ün üzerine çıkıyor. ABD ve Japonya’da daha da üzerinde. Devlet kaynak bulmamıza engel E.A.- Bankalar neden kredi vermiyor? T.K.- Kamunun borçlanma ihtiyacı halen bitmedi. Hâlâ kamu en büyük kredi kullanıcısı, kaynakları kendi alıyor. Bankalar reel sektörü değil, devleti finanse etmeye devam ediyorlar. Sağlanan toplam tasarrufun çok büyük bir kesimini kamu kesimi kullanıyor. Geçtiğimiz yıl Hazine yüzde 63.9 ortalama faizle borçlandı. İşte bu durum özel sektörün mevcut kaynaklardan, uygun şartlarda kredi kullanamamasının en büyük sebebidir. Bir anlamda kamu özel sektörün önündeki en büyük engel. E.A.- O halde sanayicinin finansman krizi halen devam ediyor..? T.K.- 2001 krizinin tetikleyicisi olan bu hastalık ne yazık ki henüz tedavi edilmedi. E.A.- Sizce ne yapılmalı..? T.K.- Burada yapısal reformları ön plana almak gerekiyor. Kamunun borçlanma ihtiyacına son verilmesi lazım. Enflasyon düşerken, reel faizin de aynı oranda düşmesi lazım. Bu da bir gerçektir ve bizim için çok önemlidir.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT