BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > İKİ İŞSİZ TÜRK

İKİ İŞSİZ TÜRK

Şubat krizinde işsiz kalan iki genç Türk, kapağı AB ülkelerinden birine atarlar. Bir iki hafta boyunca geceleri barlarda eğlenip gündüzleri de sağda solda iş aradıktan sonra parasız kalırlar.



Şubat krizinde işsiz kalan iki genç Türk, kapağı AB ülkelerinden birine atarlar. Bir iki hafta boyunca geceleri barlarda eğlenip gündüzleri de sağda solda iş aradıktan sonra parasız kalırlar. Biraz aç, biraz yorgun ve ümitleri iyice kırılmış bir durumda büyük bir çiftliğin önünden geçerken rastladıkları “gündelik işçi aranıyor” ilanını görünce gözleri parıldar. Hemen içeri girip çiftlik sahibini bulurlar. Çiftlik sahibi gençleri tepeden tırnağa süzdükten sonra ellerine iki kürek verir ve onları büyükçe bir ahırın önüne götürür. Günde üç öğün yemek, yatacak yer ve saati 5 Euro karşılığında ahırdaki bütün gübrelerin 50 metre ilerdeki rezervuara taşınması konusunda anlaşırlar. Genç Türkler büyük bir heves ve gayretle bir haftada bitirilecek işi iki günde tamamlar ve ahırı pırıl pırıl yaparlar . Bu gayretli ve çalışkan tutum çiftlik sahibinin hoşuna gider. Gençlere, çiftlikte sürekli olarak çalışıp çalışamayacaklarını sorar, “evet “ cevabı alır almaz onları bu sefer de çiftliğin yumurta üretim tesisine götürür. İş çok basit olmasına rağmen yine de tarif eder: “Düğmeye basın, yürüyen bant çalışmaya başlar, önünüzde iki tane kutu var, iri yumurtaları sağ tarafa küçük yumurtaları sol tarafa doldurucaksınız kutular dolunca da bantlayıp ait olduğu koliye kaldıracaksınız” Bizimkiler düğmeye basar, bant çalışır ve yumurtalar bantın üzerinde akmaya başlar. İlk yumurtayı ellerine alırlar ve büyük bir şaşkınlıkla birbirlerine bu “iyi mi kötü mü” diye sorup hangi kutuya koyacaklarına bir türlü karar veremezler. Bu arada yüzlerce yumurta önlerinde akıp gitmekte ve bantın sonundaki çöp tenekesine düşerek telef olmaktadır. Yarım saat sonra çiftlik sahibi tesadüfen yanlarına gelir. Gördüğü manzara karşısında infiale kapılır hemen düğmeye basar, bantı durdurur. Bizimkiler hâlâ ellerindeki ilk yumurtanın iyi mi kötü mü olduğunu tartışmaktadırlar. Çiftçi kıpkırmızı olmuş bir suratla sorar: “Siz daha önce Türkiye’de ne iş yapıyordunuz?” Gençler gözlerini yumurtadan ayırmadan cevap verirler: “Gazeteciydik”... Çiftçi, “belli oluyor” der aynı kızgınlıkla ... “Pislik atmayı çok iyi beceriyorsunuz ama bir yumurtanın iyi mi yoksa kötü mü olduğuna yarım saattir karar veremiyorsunuz...” (İnternet sitelerinde dolaşan ve yazarı belli olmayan bir hikâye.. Kim uydurmuşsa güzel uydurmuş.) AMERİKA’NIN YERİNDE BİZ OLSAYDIK... “Onun bunun yerinde olmak” bizim ülkemizde çok sevilir. Ben Sabancı’nın yerinde olsaydım.. Koç’un yerinde olsaydım.. Başbakan’ın yerinde olsaydım.. Bakanın yerinde olsaydım.. Tayyip Erdoğa’ın yerinde olsaydım. Bence bu duygu incelemeye değer.. Ama bizim işimiz değil. Biz sorumuzu soralım: Osmanlı’ya sığınmadan cevabınızı verin: Süper güç kötü Amerika değil de iyi Türkiye olsaydı dünyanın manzarası nasıl olurdu. Herkes sulh, sükun, huzur içinde mi yaşardı? Mesela benim aklıma ilk gelen Ortadoğu’nun tamamında kurban derisi toplama işinin kanunla düzenlenmesi için baskı yapardık. Dünyanın hiçbir bölgesinde gerici ve bölücü kalmazdı. Hıristiyanlığı yeniden düzenletir, papazların memur yapılıp merkezî idareye bağlanmasını şart koşardık. Dünyanın kılık kıyafeti ile ilgilenirdik... Sizce ne yapardık?
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT