BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hüzünle baktı Cihat afişlere!

Hüzünle baktı Cihat afişlere!

Cihat arkadaşlarıyla sarıldı. -Hadi güle güle, yolunuz açık olsun. Dönüşte İzmir’i anlatırsınız bana. -Sen de gelseydin keşke, diyordu Mustafa. -İzmir ters geliyor bana. Bir defa bir arkadışımı ziyaret için gittim. Başka da gitmedim. -Bir isteğin var mı?..



Cihat arkadaşlarıyla sarıldı. -Hadi güle güle, yolunuz açık olsun. Dönüşte İzmir’i anlatırsınız bana. -Sen de gelseydin keşke, diyordu Mustafa. -İzmir ters geliyor bana. Bir defa bir arkadışımı ziyaret için gittim. Başka da gitmedim. -Bir isteğin var mı?.. -İsmail’i görürseniz benden selam söyleyin. Çalıştığı televizyonun binasına uğrarsanız, görebilirsiniz. Tabiî başka bir yere program yapmak için gitmediyse. -İnşaallah. Hareket düdüğü çalmıştı. -Koşun!.. dedi Cihat. Mustafa ve Hasan Ali hemen trene atladılar. Bir pencerede göründüklerinde tren hareket etmişti. Karşılıklı el sallamalar sürerken, tren gözden kaybolup gitti. Cihat Ada yoluna baktı. Makas kalkmış, insanlar ve arabalar caddede gelip gitmeye başlamıştı. Bir an o tarafa yürüyüp, Ada’ya gitmek istedi ama sonra vazgeçip, istasyonda bulunan insanların çoğu gibi binadan çıkarak istasyon caddesine yürüdü. Trenin geliş saatlerinde cadde böyle kalabalık olurdu. Caddenin sol tarafında yürürken İzmir’deki arkadaşını hatırladı. Yakında gelirdi İsmail, birkaç gün beraber olurlardı. İzmir’den, Bodrum’dan, Akçay’dan, Göçek’ten, Kuşadası’ndan, Marmaris’ten, Edremit’ten bahsederdi artık. Program yaptığı için oralara sık sık gidiyordu. Sonra ikisinin ortak yönü şiir dünyasına dalarlardı. İsmail bir edebiyat dergisinde şiirler yayınlayan bir şairdi aynı zamanda. Şiir, edebiyat, sanat ve derken ülke meselelerine girerlerdi. İsmail’i düşünürken, yolun kenarındaki sinemaya takıldı gözü. Artık kapalıydı sinema. Bir zamanlar bütün ilçe halkının çoluk çocuk akın ettiği sinema iş yapmadığı için belki on yıldır çalışmıyordu. Hülya sineması en gözde sinemaydı, Tavşanlı’nın o zamanki üç sineması arasında. Hep romantik filmler gösterildiği için, gençler ve kızlar rağbet ediyordu. O dönem Cihat birkaç kez Hülya’yı getirmişti sinemaya. Tarık Akan, Emel Sayın, Kadir İnanır, Cüneyt Arkın, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Ediz Hun gibi artistlerin filmleri yoğundu. Salonu dolduran izleyiciler çekirdek ve meşrubat eşliğinde heyecanla, hüzünle, gözyaşlarıyla seyrederken, başka âlemlere dalarlardı. İki film arasındaki arada millet nevalelerini düzmek için büfeye koştururken, “Bir şarkısın sen”, “Senden başka, senden başka”, “Sev kardeşim”, “Tövbeler tövbesi”, “Hayat bayram olsa” gibi şarkılar çalardı. Eskiden ne güzeldi hayat, ne kadar renkliydi. Televizyonlar çıkınca bu güzellik sona ermişti. Ferdi Tayfur’lu ve Kemal Sunal’lı filmler bir süre seyirci çekmiş ama bu sinemanın son güzel günleri olmuştu. İnsanlar artık renkli film gösteren sinemalara gelmek yerine, evlerindeki siyah-beyaz televizyonları seyretmeyi tercih ediyordu. Sinemalarda ise romantik filmlerin yerini müstehcen filmler almıştı. Cinselliğe ve karateye yönelik filmler furyası da uzun sürmeyince ilçenin bu tek kalan sinema salonu kapanmak zorunda kalmıştı. İçeride hâlâ eskiden kalma film afişleri görünüyordu. Hüzünle baktı Cihat afişlere, dilleri olsa da eski günleri anlatsa diye düşünerek. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT