BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dünya seyahati...

Dünya seyahati...

Gelin sizinle şöyle bir dünya turuna çıkıp biraz tahlil yapalım; daha önce gidenlere de bir nostalji olsun bu.Amerika şovmenler ülkesi olduğu gibi kelimenin tam manasıyla bir tüketim toplumudur da. Amerikalıların pazarlamadığı hiçbir malın, dünya pazarında satış şansı yoktur... İngilizler ise dünyanın en soğukkanlı insanları: Bu soğukluklarını telafi edip biraz şirin görünmek için politik davranmak zorunda kaldıkları görülüyor: Bu zaruret de dünyanın bir numaralı diplomatı yapmış onları...



Gelin sizinle şöyle bir dünya turuna çıkıp biraz tahlil yapalım; daha önce gidenlere de bir nostalji olsun bu. Amerika şovmenler ülkesi olduğu gibi kelimenin tam manasıyla bir tüketim toplumudur da. Amerikalıların pazarlamadığı hiçbir malın, dünya pazarında satış şansı yoktur... İngilizler ise dünyanın en soğukkanlı insanları: Bu soğukluklarını telafi edip biraz şirin görünmek için politik davranmak zorunda kaldıkları görülüyor: Bu zaruret de dünyanın bir numaralı diplomatı yapmış onları... İspanya ve Portekiz halkı hep denizcilik yaparak geçinmiş... Denizden topladıklarını karada yemişler... Portekizlilerin dinginliğine karşılık İspanyolların heyecanlı halleri olmasa aralarında belirgin bir farklılık kalmayacak... İtalya’nın kuzeyi çalışmış, güneyi yan gelip yatmış! Onlar için eğlence herşeyden önemli. Kuzeyde yaşayanlar, güneydekilerden hiç hazzetmezler onun için. İki de bir, güneyin ayrı bir devlet kurmasını istemeleri de ondan... Fransa da öyle. Ancak Fransızlar edebiyata verdikleri önemden dolayı sınıf atlamışlar. İtalyanlar romantik köylü, Fransızlar ise entelektüel şehirli gibi davranmasını çok iyi bilirler. Bir de tabii, Fransızların yemek üzerine ihtisasları var... Almanlar çok farklı insanlar: Önlerine bir iş konmaya görsün, her şeyi unutup o iş üzerine yoğunlaşırlar. Bundan müthiş keyif de alırlar ayrıca... Gün battı mı yatar Alman; sabahın köründe de kalkıp işine gider... İşten başka bildikleri bir şey yoktur; bütün dünyaları işleri ile sınırlı Almanların!.. Siyasetten anlamazlar, diplomasi nedir bilmezler: Lafa bodoslama girip, bildiklerini söylerler; siyaset de, diplomasi de budur onlar için... Yunanlılar ‘mastika’cı. Filozofların mirasını yiyorlar. Bir de denizcilik taraflarını unutmamak lâzım: Armatörleri çok meşhurdur... Sabaha kadar eğlenip, akşama kadar yatmak; hayat felsefeleri!.. İsrailliler için para kazanmak her şeyden önemli; adeta dinlerinin emri. Neredeyse para, din olmuş onlarda. Rüşvet vermek ise dünya görüşleri. Kime nerede ne vereceklerini çok iyi bilirler!.. Ticareti bildikleri inkâr edilemez bir gerçektir. Dünyanın her ülkesinde horlanmışlar ama bunu öyle kurnazca kullanıyorla ki, filimlerle, kitaplarla bütün dünyaya anlatıyorlar bu hallerini: Göreni ağlatır. Ortadoğu ahalisi ise çok farklı bir karaktere sahip: Oturduğu yerde yiyip yatsın, bayılırlar buna. Hazıra konmayı sevdikleri kadar başka bir şeyi sevmezler. Oralarda iş yapan Türk müteahhitleri ve işadamları iyi bilirler bunu: Devletleri, bir yerliyle iş yapmayı şart koşar daima. Bu bir formaliteden öte gitmez asla. Çünkü, yerli ortak hiç uğramaz işyerine. Sadece hissesini almadan almaya gelir. Biri ortaya aslı astarı olmayan bir söz atsa; hepsi onun palavra olduğunu bilmesine rağmen, günlerce tartışırlar. Bazen kavga ettikleri bile olur, bu eften püften şeyler için... Rusya için söylenecek çok şey varsa da; fazla oyalanmadan geçeceğim. Duygusal insanlar bir kere. Edebiyatla araları çok iyidir... Bir kitap okuyup, üstüne votkayı çektiler mi, kendilerini dünyanın en üstün insanı olarak görürler. Asya’da yaşayan halklar ise toplum bilinci yoğun insanlardır. Uzakdoğu, meselâ... Toplum bilinci o kadar ileri gitmiş ki, soy isimlerinde bile hemen görülür bu ayrıntı. 100 Koreli’nin bulunduğu yerde, “Mr. Lee” denilse 40’ı ayağa kalkar. “Mr. Kim” hitabına ise 35’i... Onları kim ikna ederse, onun peşinden giderler; hem de toplu halde. Bu arada Türkiye için hiçbir şey söylemedim, görüyorsunuz. Gerek de yok: Biz birbirimizi biliriz! Parası olan şaşırmasın! Türkiye hâlâ döviz, faiz ve altın sarmalının dar koridorunda yol alıyor. Günübirlik giriş çıkışlar oluyorsa da, borsadan keyif alamıyor yatırımcı. Gayrimenkul ise kazancı düşük alardan birisi olmaya devâm ediyor. Bir defa Hazine bonosu hâlâ reel olarak yüzde 30’lar civarında faiz veriyor. Böyle bir kazanç olduğu müddetçe kimse gayrimenkule bakmıyor tabii. Ayrıca 25 senedir kronikleşen enflasyon döneminde gayrimenkul değerleri aşırı şişti. Son bir yıldır, enflasyonla mücadelede başarılı olunduysa da, bu; fiyatların yeteri kadar aşağı indiğini göstermiyor. Vakit daha erken. Türkiye’de enflasyon indikçe, gayrimenkul cazibesini kaybediyor. Şayet enflasyon tek haneli rakamlara kadar iner ve bu iniş yatırımcıya güven verirse; o zaman da Türkiye’ye bankalar aracılığıyla büyük miktarlarda finansman girişi olacak ve bu paraların çoğu doğrudan doğruya gayrimenkul yatırımına gidecek. Ancak, bu da fiyatları yükseltecek bir etki yapmayacak. Çünkü, 15-20 sene vadeli ev kredileri yaygınlaşacağı için yatırımcı için gayrimenkul cazip olmaktan çıkacağa benziyor. Haa, şartlar böyle giderse borsa fırlar elbette. Onun için gayrimenkul yerinde saysa da borsa kazandırır. Bu duruma bakıldığında yatırımcının, kısa vadede yine döviz ve Hazine bonosunda kalmaktan başka seçeneği kalmıyor. Dövizde ise dolar ve Euro paritesini iyi koklamak gerekiyor.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT