BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Yaramaz kız dalgın profesör

Yaramaz kız dalgın profesör

Yıllardır yeni albüm çalışması yapmasalar da, ekranlarda görünmeseler de “Oya-Bora” ikilisi müzikseverlerin kalbindeki yerini korudu... Kötü haber, artık birlikte albüm yapmayacakları... İyi haber ise Oya’nın albümünü sonbaharda dinleyebileceğimiz...



Bir gün yolda bir hasta insan bulduk. Bora’yla hastaneye götürdük, masraflarını karşıladık. Tam ayrılacağız. ‘Nereye, hasta iyileşip çıkana kadar kalacaksınız’ dediler. Bir çekime yetişecektik. ‘Olur mu iyilik yapıp getirdik’ dedim ben. Doktorun ‘Oya hanım, hiçbir iyilik cezasız kalmaz’ cevabını hiç unutmuyorum...” Bunları anlatan bir zamanlar şarkılarını milyonlarla paylaşan “Oya-Bora” ikilisinin yaramaz kızı Oya Küçümen... Ya da pek çok dizi ve filmden sesine aşina olduğumuz sevimli Webster. Yıllar var ki şarkılarını dinleyemez olduk bu ikilinin. Acaba o defteri kapatmışlar mıydı?... B: “-O defter kapanmadı. Beş albüm yaptık nokta koymadık ama uzun bir ara diyorum ben. Biz bu işi keyifle yaptığımız dönemlerde pop müziğin icrası, müzik şartları, çalışma şartları daha doğruydu bizim açımızdan. Sonra erozyon gibi bir duruma girdi...” „Erozyonun dinmesini beklemek biraz hayalcilik mi acaba?... O: “-Bitmeyecek. Tek ümidim, şimdi uyarı mı oldu biraz ciddileşme var televizyonlarda. Yoksa hiçbir değerin olmadığı, değerin sadece para kazanmak ve şöhret olduğu bir yere doğru gidiyor ki böyle bir oluşumun içinde asla varolmak istemeyiz. Ümidim şu ki, amca gibi (İlhan Şeşen) yıllarını müziğe vermiş bir insan bir albüm yapıp Tarkan’ın albümüyle satışta rekabet oluşturabildi. Demek ki hâlâ toplumda temiz kalmış birşeyler var diye düşünüyorum...” B: “-Kendi yaptığımızı ortaya koymak gerekiyor, yoksa sonsuza kadar beklemek gerekecek...” „Yanlış hatırlamıyorsam son albümünüzde yapımcınızla bazı problemler yaşamıştınız. Bu da soğutmuş olabilir misizi?... O: “-Son albümü yaptığımızda prodüktörümüzle sözleşmenin bitmesine iki ay vardı. Plakçımız uzatmak istedi biz de kendisiyle çalışmak istememiştik. O da ‘o zaman bu albüm için bir şey yapmıyorum’ dedi. Albüme yazık oldu. Onun için iki sene uğraşmıştık. Feshetme işlemleri de uzun sürdü. Biraz da tövbe dedik, soğuduk...” B: “-Yavaş yavaş kendimizde böyle bir boşluk hissediyoruz yeni bir çalışmayla dönelim istiyoruz. Bu da Oya’nın solo albümüyle olacak. Çok uzun zamandır aldığımız bir karar. Belki yavaş ama emin adımlarla ilerliyoruz. Kayıt aşamasını yaza getirip en geç sonbaharda albüm çıkmış olacak...” O: “-Hiçbir zaman müzikten kopmadık. Son albümden sonra film müzikleri yaptı Bora. Cengiz Onural ile birlikte. Ben de onlara vokallerde yardımcı oldum...” B: “-Biz ‘arya’ ismiyle pek çok televizyon dizisi ve filmine müzik yaptık. Ortada Oya-Bora albümü göremeyince koptuk zannediyorlar. Ama biz yine üretiyoruz. Çok baskı geldi dizilere yaptığımız şarkılarla ilgili, neden dinleyemiyoruz diye... Şimdi onları bir arada topladık. Deli Yürek, Hayat Bağları, Benimle Evlenir misin, Sıcak Saatler, Ekmek Teknesi var. Bu albüm bahara doğru çıkacak...” O: “-Biz seçtiğimiz, onurlu olmayı tercih ettiğimiz hayat içerisinde yaşamak için çalışmak zorundayız. Ben dublaj yapıyorum bütün gün. Mesela bir günde dokuz bölüm Brezilya dizisi konuşuyorum. Öyle filmlerdeki gibi işte deniz manzaralı bir evde oturup, düşünüp beste yapan insanlar değiliz. Bir hayat gailesinin içindeyiz. Bu bizim kendi seçimimiz ve memnunuz aslında yaşadığımız hayattan. Yatağa yattığımızda, vicdanımızla başbaşa kalınca rahatsızlık duyacak hiçbir şey yapmadık Allaha şükür, bundan sonra da yapmayacağız. Bunun artıları bu. Eksileri de şu ki; vakit bulmak, bir şeyler üretmek için kafanı boşaltmak. O güçleşiyor. Ama şimdi söz verdik ne olursa olsun başlayacağız...” „Uzun yıllar dedik de, ne kadar oldu birlikteliğiniz?... O: “-Onbeş yıllık birliktelikten sonra geçen Temmuz evlendik. Erkekleri ikna etmek zor. Etrafımızda o kadar çok problemli ilişki gördük ki, imzayı atarsak herşey değişecek sanki diye korktuk. İkimiz de çocuk istemediğimiz için bu da evliliği geciktirdi sanırım. Her şeye çok sorumlu yaklaşan insanlarız, çocuk da büyük sorumluluk. Doğrusu dünyanın çok da iyi bir yere gitmediğine inanan insanlarız. Ben bu insanlara çocuk dünyaya getirmek istemiyorum. Okulları görüyorum, yozlaşmayı görüyorum ona da günah. Üç kedimizle birlikte yaşıyoruz...” „Bora bey röportajın başından beri her zamanki ‘az konuşan kişi’ durumunu koruyor. Evde de böyle mi yoksa?... O: “-Halbuki ah ah... Dışardan öyle ama. Biz ikiliyken de öyleydi, Bora ağır ben zıpır kız. Annem demişti ‘bu çocuk yere bakıyor konuşurken dikkat et’ diye. Bora az konuşan ama çok çalışan. En sevdiğim yanı işini iyi yapabilmek için çok çalışması bir de her zaman bir bilge havası vardır. Bu bir denge. Kendim gibi biriyle herhalde bir yıl içinde birbirimizi boğazlayarak biterdi. Bora, sabırlıdır, sessizdir ama hakkını kimseye yedirmez. Bir gün dedikodu yaptığını görmedim, yalan söylemez. Ben söylediğimde de hemen anlar. Sabrının sınırına geldiğinde o Bora gidiyor bir kaplan oluyor, ben titrediğimi hatırlarım. Ben aşırı titizimdir evde Bora ise dalgın profesör. Önceleri vır vır yapıyordum. Baktım ki mutsuzluk oluşturuyor. Artık topluyorum...” Televizyon maymunları Tiyatro sanatçısı babası Zihni Küçümen’i çok özlediğini söyleyen Oya Küçümen, “Akıl danışacak bir insan bulmakta zorluk çekiyorum, o kadar çok arıyorum ki onu... Onlar bambaşka bir jenerasyonmuş. Her şeyi bilen, her şeyi okuyan yorum yapabilen” diyor.... -Rahmetli babamın bana bir lafı vardı. Daha biz şarkıcılığa yeni başlıyorduk. 1988 yılıydı, Erovizyon şarkı yarışmasına katılıyorduk. Çok hevesliydim ben. Daha televizyon provalarında görmüşler, insanlar sokaklarda tanıyorlar falan. Babam dedi ki “Bak yavrum sen yeteneklisin bu işe başladın. Ben görüyorum ki iyi bir yere doğru gideceksin. Ama şu sözüm kulağına küpe olsun. Şöhret nasıl bir şeydir biliyor musun; Beş gün bir maymunu televizyona çıkart altıncı gün sokakta herkes peşinden koşar onun”... Az konuşan Bora gülerek tamamlıyor sözünü Oya’nın; “Sonra Çarli çıktı...” O: “-Şimdi beş güne gerek yok. Babam yaşasaydı bir günde olunduğunu da görürdü...” Tiyatrolar da kirlendi „Dublaj çalışmalarınız devam ediyor. Artık ikili olarak değil ama sizin kasetiniz için yazı bekleyeceğimizi öğrendik. Ama sizi tiyatro sahnesinde ya da oyuncu olarak ekranda da göremiyoruz. O: “-Aynı nedenlerle. Baksanıza tiyatrolarda da mankenler oynuyor. Bir tek orası temizdi. Yetenekli olsalar neyse, berbatlar. İşimi seslendirmede de çok iyi yapmak isterim. Reklam filmlerinde öyle şeyler konuştum ki. Çürük domatesi seslendirmiştim reklam amacına ulaşmadı diye kaldırdılar. Çünkü çocuklar çürük domatese acımışlar. Altı yaşındayken İstanbul radyosu çocuk bahçesinde babam başlatmıştı dublaja. Babam İstanbul şehir tiyatroları sanatçısıydı ve radyoda da çalışıyordu. Müzik, tiyatro, müzikal... Bunun dışında bir iş yapmadım kendimi bildim bileli...” „Siz sahip olduğunuz doğru ve yanlışı ayırma gücü ve kişiliğinizle kendinizi pek çok şeyin dışında tutmayı başardınız. Ama özellikle gençlere ‘model’ olarak sunulan kişiler var. O: “-Tarz meselesi. Biz camdan bir fanusta kendi dünyamızı kurduk. Ben çok üzülüyorum üç günde şöhret olmuş kişilerin kazandıklarını etrafındaki onbeş kişiye, makyaj malzemelerine, borçlanıp kocaman jiplere harcamalarına. Bir kısır döngü bu öyle görünmezse iş yok. Bizim hayata bakışımız yaşabildiğimiz kadar lüksümüz. Evinde sıcak suyun akıyor mu, ısınabiliyor musun, seni bir yere kadar götüren bir araban var mı, karnın doyuyor mu? Tamam. Çünkü bunun sonu yok. Çok paralar kazanmış, huzur içinde yüzü gülen mutlu bir kişi gösteremezsiniz. Kötü olan, model olarak sunulması. Onun uğruna pek çok şeyden vazgeçmeye hazır bir sürü genç insan geliyor. Para eşittir güç ve saygı olarak görüyorsa gençler kötü... Para kazanmam lazım, kolay yoldan kazanmam lazım. Ne yaparsan yap saygınlık göreceksin. Böyle bir ortamda bizimki Don Kişot’luk gibi oluyor. Belki de sevgiden, barıştan söz eden şarkılar yaptığımız zaman gülecekler. Umarım ki gülmeyip bir şeyler bulabilen insanlara ulaşabiliriz. Müzik sözkonusu olunca insanın yüreğinden geçenleri ortaya koyması lazım...” B: “-Samimi şarkıların çıkması için de insanın kafasının rahat ve dingin olması gerek. Yıllardır röportaj vermiyoruz. Bir şeyler ürettiğimiz zaman varolacağımızı düşünüyoruz. Gündemde kalayım diye bir şeyler bulup televizyonlarda görünmenin bir anlamı yok. Ama toplum bir şekilde bizi unutmamış demek ki şarkılarımız bir şekilde etkilemiş...” O: “-Albüm yapacağım ama beni sabah programlarında falan görmeyeceksiniz. Fiziksel görünümle ilgili hiçbir zaman bir iddiam olmadığı için bir imaj çalışmam da olmayacak. Ben de artık tabii ki başka bir olgunluğa eriştim, içimden çok hareketli şarkılar yapmak gelmiyor açıkçası. Amacım tümü ‘süper baba’ dizisindeki ‘Bana bir masal anlat baba’ şarkısı tadında bir albüm yapmak. Bora; Oya-Bora olarak bir albüm yapmak istemiyor. Uzun yıllardır süren beraberliğimiz var ve bunu işle beraber götürmeyi başardık, onun bu isteğine de saygı duyuyorum...” Ayrılık ne zaman ? On sene önceydi... Söylenirken ne kadar da kolay çıkıyor insanın ağzından “on sene” diye... Neler girdi hayatımıza bu sürede ve neler neler dışında kaldı... Ankara’dan ayrılık zamanlarıydı. Radyo günlerinin sadeliğiyle birlikte Anadolu’ya da vedaydı. Trabzon ve Ankara’dan sonra bir koca karmaşaya, bir devin kucağına, İstanbul’a “merhaba” zamanı... Birkaç güzel insana “hoşçakal” demenin zorluğunu yaşıyor, hep bir ağızdan “ayrılık ne zaman” diye söylüyorduk. Tabii çok gençtik, dedik ya on sene önce diye... O günlerde sadece biz değildik bu şarkıyı söyleyen. Herkesin dilindeydi, “sevimli, yaramaz kız ve sakin, sessiz erkek” Oya-Bora’nın şarkıları... Yıllardır benim kulağımda, kafamda söyleyip durur bu şarkıyı “Oya-Bora” ikilisi, hiç haberleri olmadan... Bahardan kalma bir günde İstanbul’un en güzel yerlerinden Bebek’te, bir kahvede çay içip simitlerimizi yerken bir anlamda karşılıklı olarak içimizi döktük Oya Küçümen ve Bora Ebeoğlu ile... Kendi dünyalarında, kendi doğrularıyla yaşayan ikiliyle yaptığımız ve çok keyif aldığım bu sohbete geçmeden uzaklara bir selam yollamak istiyorum izninizle... Şimdi karlar altında Pasinler’e Erzurum’a... Üç sınıfı bir arada okutan ve gönderdiği mesajlarla İstanbul sevgisini, özlemini anlatan genç bir köy öğretmenine ve “kardelenlerim” dediği öğrencilerine. Güneş pırıl pırıl parlıyordu... İstanbul’un tüm cömertliği üzerindeydi. Martılar da vardı gökyüzünde, boğazda küçük tekneler de... ...Ve ben sizi de katarak yudumladım çayımı...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 87143
    % -3.46
  • 5.7875
    % -2.96
  • 6.5899
    % -2.46
  • 7.3507
    % -2.54
  • 219.169
    % -2.33
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT