BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

Annesi, “Burası Ada gibidir” derdi avlu için. Gerçekten de öyleydi. Karşıya baktığında sokak kapısının üstündeki camları olmayan geniş iki pencereden karşı komşuları Ballar’ın evinin ağaçları görünürdü. Sonra evin tavanı, dağ ve gökyüzü manzarayı tamamlardı. Tekrar gözlerini gökyüzüne dikip ağacın yapraklarını, bulutları, kuşları seyrederken geçmişinde yaşadığı her şeyi düşündü. Özellikle Begüm’ü düşünmek, onun hakkında bir karar vermek zorundaydı.



Annesi, “Burası Ada gibidir” derdi avlu için. Gerçekten de öyleydi. Karşıya baktığında sokak kapısının üstündeki camları olmayan geniş iki pencereden karşı komşuları Ballar’ın evinin ağaçları görünürdü. Sonra evin tavanı, dağ ve gökyüzü manzarayı tamamlardı. Tekrar gözlerini gökyüzüne dikip ağacın yapraklarını, bulutları, kuşları seyrederken geçmişinde yaşadığı her şeyi düşündü. Özellikle Begüm’ü düşünmek, onun hakkında bir karar vermek zorundaydı. Sanki geçmişlerinde yer alan bütün insanlar yanlarına gelecek ve anılar tüm detaylarıyla, bütün duyarlılıklarıyla tekrar yaşanacaktı. Cihat gözlerini güneşten kaçırıyordu bunları söylerken. Bu arada İsmail'’n gülümsemesini görmüştü. Cihat'ın bu kadar anılara saplanıp kalmasını, bu denli geçmişteki olayları, kişileri; sevinçle, mutlulukla, kırıklıkla, özlemle hâlâ yaşıyor olmasını anlayamıyor olabilirdi. Aslında herhangi birisiyle konuşacak, hele gezip tozacak durumda değildi. Şu günlerde yaşadığı hayatı, sarıp sarmalayan gelgit duygularını paylaşmamayı yeğlerdi. Ama bir büyük kentten, İzmir’den, bu taşra ilçesine gelen ve her geldiğinde Cihat’ın mutlak arayıp görüştüğü İsmail ile aralarındaki benzerlik, ortak bakışlar, hangi şart olursa olsun baskın çıkıyor ve ikisinin bir araya geldiğinde ortaya çıkan konular-problemler dile getiriliyordu. Bu yüzden onu özlerdi zaten, duygularını ve yeteneklerini paylaşabileceği yegane insanlardan biriydi. Aradığı, özlemini çektiği ortamı onunla buluyordu. Tabiî konu İsmail’in kenti, Cihat’ın taşrayı savunmasına gelir, her zamanki gibi bu noktada çatışırlardı ama bu çatışma bile, bambaşka bir havaya sokardı ikisini. Oysa kafası Begüm ile doluydu, bir ayrılık daha görünüyordu ufukta ve Cihat bu sefer “ayrılık mı kavuşmak mı?” ikilemi içinde bocalıyordu. Bu iki yönlü karar sadece kendi elindeydi ve her ikisinden de ürküyor, hep anılara, (her ayrılık öncesinde olduğu gibi) hep anılara yöneltiyordu. Çok sevda yaşamıştı, İsmail’in tanıdığı Cihat’a hiç yakışmayacak biçimde çok acılara ebep olmuş, çok acılara uğramış birisiydi ve şu an belki de yaşayacağı büyük bir acı öncesinin sarsıntılarını Yasemin’in o haberinden beri, günlerdir bütün benliğinde hissediyordu. Böyle anlarında yanında -en sevdikleri bile olsa- kimseler olmasın isterdi ve sadece anıların en ince detaylarını gözden geçirip, günlerce-gecelerce süren bir hesaplaşmayla, tamamen içe dönükleşerek, kapanarak, hüzün okyanusuna dalarak yaşamak isterdi. Hiçbir dış etki istemiyordu bu anlarında, tamamen yalnız kalmalı ve dünyadan kopmalıydı. “Beni birisine verecekler, kurtarsın beni Cihat” demişti Begüm, Yasemin’e. Bir hafta içinde cevap bekliyordu kız ve bir hafta dolmak üzereydi. Yarın son gündü... Adanın yakınlarında bahçe içinde bir evde yalnız yaşayan Tahir amcayı hatırlıyordu şimdi. Gelincik tarlalarının ortasındaydı Tahir amcanın kulübemsi evi. Az öteden nehir akıyordu, suyun şırıltısı kulübede yankılanır, ağaçları kaplayan kuşların sesi duyulurdu. Mis gibi kokardı Tahir amcanın evi. İçerisi her zaman serin ve loştu. > DEVAMI YARIN
Reklamı Geç
KAPAT