BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

Kapının önünde, iki yanda pembe çiçekli ağaçlar vardı. İlk bakışta içerisi seçilemezdi, sonra şark usülü döşenmiş evde hasırın üstünde oturan Tahir amcanın şefkâtle gülümsediği, zeytinkarası gözlerinin garip ışıltısından anlaşılırdı.



Kapının önünde, iki yanda pembe çiçekli ağaçlar vardı. İlk bakışta içerisi seçilemezdi, sonra şark usülü döşenmiş evde hasırın üstünde oturan Tahir amcanın şefkâtle gülümsediği, zeytinkarası gözlerinin garip ışıltısından anlaşılırdı. Farklı bir kişiydi Tahir amca ve farklı, kendine özel bir dünyası vardı. Bir albay emeklisi olan bu adam, onca hareketli geçen yıllardan sonra dingin bir hayatı seçmişti. Dünyadan elini ayağını çekmiş gibiydi... Yüzü kırmızı ve parlak, sesi şefkâtli ve buyurgan. Küçük kütüphanesinde eski eserler vardı. Sürekli kitap okurdu Tahir amca. Yakında nehir akmasına rağmen, evin arka bölümünde havuz vardı. Güneşin ışıkları ıpıl ıpıl oynardı havuzda. Buraya gelen insan farklı bir dünyada hissederdi kendini. Oniki küçük camlı penceresinden ikindi üzeri giren sapsarı ışık insanı etkilerdi. Loşluk aydınlanırdı birden. İki oğlundan şikâyetçiydi Tahir amca. Büyük oğlu elli yaşlarındaydı ve at arabacılığı yapıyordu. Onun küçüğü kırkındaydı ve İstanbul’da oturuyordu. İstanbul’da oturan oğlu çok zengindi. Büyükada ve Suadiye’de evleri vardı. “İyice tamahkâr oldu” diyordu onlar için Tahir amca. Sabırlı ve yumuşak huylu olmasına rağmen oğullarına dargın gibiydi. Kalabalıktan hoşlanmıyordu, şehir hayatından da. İlçeye gerekmedikçe inmezdi bu yüzden. Ne var ki, gelişen ilçe buralara kadar uzanmaya yüz tutmuştu. Memnun değildi bundan. Kalabalıktan hoşlanmamasına rağmen, kalabalıklar onu bırakmıyordu. Sık sık ziyarete gelenler olurdu bu eve... Geniş çevresi vardı aslında. Sık sık toplanırlar, hoş sohbetler yaparlardı. Halkın sevip, değer verdiği kişilerin önde gelenlerindendi Tahir amca, saygınlığı büyüktü. Cihat’ı severdi, değer verirdi, oğlu gibi görürdü. Begüm’den bahsetmişti ona. Gülümsemişti Tahir amca. “Sevmek güzeldir, karşılığı olmasa bile” demişti. Etkilenmişti bu sözden, sevmeyi önemseyen sözlerdi. Benliği bu duygularla-anılarla sarsılıyordu ama İsmail ile görüşmek, konuşmak zorundaydı. Bu yönlerini bilmezdi yıldan yıla izine gelişlerinde görüştüğü arkadaşı. En yoğun olduğu günlerde bile bahsetmeyi düşünmemişti. Ortak yönler, benzerlikler günyüzüne çıkar; sanat, estetik, şiir dünyası kurarlardı aralarında. Yine böyleydi şimdi ama Cihat başka konulardan anılara değinmişti. Geçmişten, ihanetten, duyarlılıktan... Evet İsmail gülümseyerek bakıyordu kendisine. Her zaman olduğu gibi, İzmir’den gelir gelmez Cihat’ı aramıştı. Daha doğrusu bu sefer İsmail arayıp bulmuştu Cihat’ı. Genelde Cihat onun geldiğini duyar duymaz, İsmail’in nerede olduğunu araştırır, evinde veya başka bir yerde (Havuzlu kahvede, Çağrı kitabevinde, Mülayim Tepede, Egemenlik parkında, Adada, Arifağa Camii’nin bahçesinde...) ilçede onun uğrayabileceği ne kadar yer varsa, arar bulurdu. Ama bu sefer İsmail, Cihat’ın evine uğramıştı. Göksel de İstanbul’dan gelmişti ama henüz görüşememişlerdi. Oysa çok özlemişti onu da. Yaz arkadaşları diyordu ilçe dışından gelen arkadaşlarına Cihat; yaz arkadaşları dökülmeye başlamışlardı bir bir. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT